Geriye dönüp baktığımızda uzun yıllar önce atılması gereken adımların yeni yeni akla geldiğini görüyoruz. Mesela, büyük şehirlerimizde raylı sisteme geçiş, tren yollarının ıslahı ve modernizasyonu ile hızlı trenlerin şehirlerarası ulaşımda otobüslerin yerini alması, kendi askeri araç ve gereçlerimizin yerli olarak üretilmesi, motor fabrikalarının kurulması, kısacası ağır sanayi hamlesinin gerçekleştirilmesi gibi adımlar hep ihmal edildi. Hatta kendi ağır sanayimizi kurmamız gerekir diyenler bu ülkede siyasi linçe tabi tutuldu. Çünkü ithal edip yüksek kârlarla satmaya alışmış olanlar yerli üretim ile kazanç kapılarının kapanacağı korkusuna kapıldılar. Hatırlasınız, “Biz toplu iğne bile yapamayız” şeklindeki yaklaşım bir marifetmiş gibi beyinlere çakılıp kalmıştı. Kısacası, bu yaklaşım sonucu ülkemizi yabancı ürünlerin açık pazarı haline getirdiler ve açık pazar durumundan kurtarılması için harekete geçenler hep engellendi. Hâlbuki şimdiye kadar ülkemizde ağır sanayi kurulmuş, her alanda olmasa bile pek çok alanda kendine yeterli hale gelmesi/getirilmesi gerekirdi.

***

Aynı durum sınır güvenliğimizin sağlanması konusunda da yaşandı/yaşanıyor. Yıllar yılı sınırlarımız kaçakçılar tarafından yolgeçen hanı gibi kullanıldı. Son 30 yıldır da teröristlerin rahatlıkla geçiş yaptığı alanlar olarak kaldı. Hâlbuki sınır güvenliğinin sağlanması bir devletin asli görevdir. Hatta sınırlarına hâkim olmayan bir devletin zaaf içinde olduğunu söylemek bile yanlış olmaz. Böyle olunca da komşu ülkeler topraklarında oluşturdukları terör üsleri vasıtasıyla ülkemize yönelik baskılarını sürekli canlı tuttular. Ülkemize saldırma gücünü ve cesaretini kendilerinde bulamayanlar terör örgütleri yoluyla ülkemize yönelik baskı unsurları oluşturdular. Elbette, sınır komşularımız sadece kendi hesaplarına değil, işbirliği halinde oldukları sömürgeci ülkelerin adına da terör örgütlerine destek verdiler. Böyle olunca da ülkemiz sürekli olarak terör tehdidi altında oldu. Terörle mücadelede trilyonlar harcandı, harcanıyor. Hâlbuki daha yıllar önce o günün teknik imkânları ile sınır güvenliğimiz sağlanmış olsaydı, zaman içinde gelişen teknolojilerin devreye sokulması ile sınır güvenliğinin sürekli kılınması mümkün olurdu. Söz gelimi daha terör belası ile karşılaşmadan sınırlarımızda belli noktalarda korunaklı karakollar yapılmış, karakollar arasında her türlü iletişim sağlanmış olsaydı sanıyorum bugün terörle mücadelede çok daha başarılı olabilirdik.

Son yıllarda sınır güvenliğinin sağlanması için hareket geçilmiş, bir takım projeler uygulanmaya başlanmıştır. Ne var ki, bir çatışma ortamında sınırlarda istenen adımların atılması eskiye göre kolay olmamaktadır. Buna rağmen geç kalınmış da olsa sınır güvenliğinin sağlanması hususunda atılan adımlar yararlı olacaktır.

Komşu ülkelere normal yollardan geçişi kolaylaştırmak için gerekirse sınır kapılarının sayısı artırılabilir, böylece kapılarda yığılmanın önüne geçilebilir. Sınır güvenliğinin sağlanmasının komşu ülkelere giriş çıkışların zorlaştırılması anlamına gelmediğini, kontrollü geçişler kolaylaştırılırken, kaçak geçişlerin önlenmesi anlamına geldiğini söylemeye bile gerek yok sanırım. Bu bakımdan geriye dönük özellikle sınır güvenliğimizin sağlanması hususunda gerekli adımları atmamış, tedbirleri almamış olanların bugün yaşananlarda sorumluluk payı olduğunu söylemek abartma olmayacaktır. Tüm bunları söylerken geçmişte sınırlarımızda kaçakçılara göz yumulduğunu, bunun adeta devlet politikası haline getirildiğini unutmamak gerekir. Belli ki, sınırları kaçakçılara serbest hale getirenler bir gün ülkemizin terör belasına karşı koyabilmek için sınır güvenliğinin sağlanmasının gerekli olacağını düşünememişler.