Ülkemizde ve İslam âleminde her konuda bir tıkanma söz

konusu. Bütün yerli ve milli hareketlerin önü kesildi. İşbirlikçilerin ve

yolunu değiştiren, dönüşüm yaşayanların ise tam aksine önleri açıldı.

Bilindiği gibi, dünyanın birçok yerinde Müslümanlar var

oluş mücadelesi başlattılar. Ancak sonuç alınamadı. İslam Coğrafyasında

yaşananlara bir göz atalım:

27 Aralık 1979 da Sovyetler Birliği nin Afganistan ı

işgaliyle Cihad Hareketleri başlamıştı. Bu hareketlerin dünyaya mal olmuş

liderleri vardı. Onların isimlerini bir solukta saymak mümkün: Burhaneddin

Rabbani, Gülbeddin Hikmetyar, Abdurrabbirasul Sayyaf, Sıbğatullah Müceddidi,

Abdullah Azzam. Bunlar ulusal olanları. Ve onlarca yerel hareketler... Cihad

önderleri destanlar yazdılar. Sonunda kazanan mücahidler oldu. Bizdeki Milli

Mücadele yıllarına benzer bir savunma refleksiyle hareket edildi. Uzatmayalım,

Sovyetler Birliği çok ağır bir yenilgi aldı ve tarihten silindi. Geçici olarak

Müceddidi yönetime getirildi. Sonra, Rabbani Cumhurbaşkanı, Hikmetyar Başbakan

oldu. Tam işler yoluna girmişken; birden bire Taliban denen bir hareket ortaya

çıktı ve kısa bir zamanda Afganistan a hâkim oldu. Arkasından, 2001 yılında

Afganistan ABD tarafından işgal edildi.

Cezayir de 1990 ların başında Abbas Medeni rüzgarı

esiyordu. Medeni nin liderliğini yaptığı İslami Selamet Cephesi (FİS) yerel

seçimleri kazandıktan yaklaşık bir yıl sonra genel seçimlerin 1. Turunda yüzde

60 oy almıştı. 2. Tur seçimlerde oyların yüzde 80 ini alacağı tahmin

ediliyordu. Fransa nın desteğiyle Cezayir ordusu yönetime el koydu ve hikâye

yarım kaldı.

Türkiye de Refah Partisi nin yükselişi 28

Şubat Post-modern darbesi ile durduruldu.

Sudan da Hasan Turabi, Tunus ta Raşid Gannuşi, Mısır da

Müslüman Kardeşler çok başarılı sonuçlar elde ettiler.

Netice

Adına Siyonizm mi dersiniz, üst akıl mı dersiniz, küresel

sistem mi Her ne ise, bütün bu hareketler, hangi yöntemi benimsemiş olurlarsa

olsunlar, hepsinin önü kesildi. Bu hareketlerin ve liderlerinin tamamı hitap

ettikleri kitle nezdinde itibarsızlaştırıldılar ve yok olmaya terk edildiler.

Yukarıda saydıklarımız içerisinde Gannuşi istisna tutulmalı. Maalesef Raşid

Gannuşi, değişim adı altında dönüşüm yaşadı. Bu cephenin verdiği anlamlı bir

fire olarak hafızalardaki yerini aldı.

Doğru bir kurgu ile hareket edip etmemeleri ayrı

tutulursa birçok hareketi de bu listeye eklemek mümkün.

Evet, 1. Dünya Savaşı ndan sonra Osmanlı tarih

sahnesinden silindi. Arkasından, Müslümanların Birliğini temsil eden kurumlar

lağvedildi. Müslümanlar başsız bırakıldılar. Her millet kendi yerel şartlarını

göz önünde bulundurarak; farklı tarihlerde ve farklı yöntemlerle çıkış yolu

aradı. Maalesef parlak bir sonuç elde edilemedi.

Yok mu bu karanlık gecelerin aydınlık sabahı Diye

haykırası geliyor insanın. Aklıselim düşündüğümüz zaman acul halimiz ve hemen

sonuca varma isteğimiz bu sonucun elde edilmesine sebebiyet veriyor.

Bir de, aradığımız şeyi kaybettiğimiz yerde aramamak gibi

bir problemimiz var. İfade etmek istediklerimiz aslında Nasreddin Hoca

tarafından yüz yıllar öncesinde akılda kalıcı bir şekilde uygulanmıştır. Hep

birlikte o büyük bilgeye kulak verelim.

NASREDDİN Hoca yı pazar yerinde bir şeyler ararken gören

tanıdıkları ne kaybettiğini sorarlar. O da anahtarımı kaybettim, onu arıyorum

diye karşılık verir. Yanındakilerde onunla birlikte aramaya koyulurlar. Bir

süre aradıktan sonra içlerinden biri, Hocam anahtarını tam olarak nerede

kaybettin diye sorar. Hoca da evde kaybettim diye cevap verir. Yanındakiler

sinirlenip, Hocam iyi de evde kaybettiğin anahtarı pazar yerinde niye

arıyorsun dediklerinde Hoca hiç beklemeden cevap verir: Burası daha

aydınlık, o yüzden burada arıyorum diye karşılık verir

Bizim, bütün yorgunluğumuz ve bıkkınlığımız

kaybettiklerimizi yanlış yerlerde arama zafiyetimizden kaynaklanıyor olmasın