Ülkemizin yakın tarihinin en kritik anlarını yaşıyoruz. Şimdi ciddi ciddi konuşma zamanı. Biz bugünleri yirmi beş yıldır yazıyoruz. Yıllar içerisinde yazdıklarımız elle tutulur, gözle görülür hale geldi. Bunun için bundan sonra yazacaklarımızın bütün devlet ricâli, bu vatanı ihlasla seven herkes tarafından kâle alınacağına inanıyoruz. İnancım odur ki, Millî Gazete vatanperver her vatan evladı tarafından ciddiyetle tâkip edilmekte. Bizim yazdıklarımızın da çok dikkatli okunduğunu bilmekteyim. Yoksa bir büyüğümüzün dediği gibi; “Bir yer ki yok nâmeni dinleyecek gûş [kulak] / Tezyi-i nefes eyleme [Boşuna nefesini tüketme], tebdil-i mekan eyle!” der, köşemize çekilirdik.

Önce söyleyeceklerimizi flaş cümlelerle söyleyelim. Sonradan icap edenleri açarız.

Sevr’de ana hedef Anadolu idi. BOP’ta sözde 22 İslâm ülkesinden biri de ülkemizdi. Ama BOP bütünüyle ülkemiz üzerine kurgulanmıştı. Bu açıkça ortaya çıktı. Hedefleri, ülkemizi doğrudan kendilerinin kontrolüne geçecek beş parçaya bölmekti: 1) Şanlıurfa’yı ikinci başşehir yaparak (Diyarbakır, Mardin, Gaziantep, Adana, Mersin de dâhil olmak üzere) 2. İsrail’i kurmak (Bunun için önce sözde Kürdistan denilecekti. Yahudi asıllıların o bölgede yıllardır binlerce dönüm arazi satın almasının sebebi ne ola ki…) 2) Doğu’da Ermenistan’a toprak vermek (Bitlis, Van, Muş dâhil) 3) Ege’de Yunanistan’a toprak vermek 4) Marmara bölgesinde, Çanakkale ve İstanbul Boğazları ile İstanbul’u özerk bir statü altında beş ülkenin kontrolüne vermek 5) Karadeniz bölgesinde Pontus Rum İmparatorluğuna benzer bir yapı oluşturmak… Bu plan, Sevr’e benziyor. Tek fark, Yahudilerin “Nil’den Fırat’a Büyük İsrail Projesi”nin daha da elle tutulur, gözle görülür hale gelmiş olması. Cenab-ı Hak 15 Temmuz’da bu oyunu, oyunu kuranların başlarına geçirdi. Ama onlar pes etmiş değiller. FETÖ elebaşısının, “Haçlılar tehlikeli değil!” deyişi aslında bundan sonraki hamlenin de bir işaretidir.

15 Temmuz öncesinde hayli şehit vermiştik. 15 Temmuz’da şehit verdik, o tarihten sonra da… Türlü adlarla peydahladıkları terör örgütleriyle ülkemizin bağrına hançer vuranlara, yani kuklacılara verilecek en müessir cevap, onların bize dayattıkları bütün projelerini buruşturup çöpe atmaktır. Şehit kanlarının hesabını sormaya bu hamle ile başlanmalıdır. Daha sonra Cenab-ı Hakk’ın bize tanıdığı “kısas hakkı” kullanılmalıdır.

Siyâsî iktidar, Kasım 2002’den bu yana geçen yılların muhasebesini ciddiyetle yapmalı, ya da bu muhasebenin yapılmasına fırsat tanımalı, yanlışların açık yüreklilikle ortaya konulmasından sonra bu yanlışlar âcilen telâfi edilmelidir. En âcil konu şudur: İnsanı şekillendiren eğitim ve kültür politikası gerçekten millî midir, yoksa gayr-ı millî bir proje ürünü müdür? Bu vatanın temel değerleri baz alınarak bir eğitim ve kültür politikası uygulamaya konulduğunda bunun semeresi en erken 15 yılda alınacaktır. (Şu anda beş yaşındaki çocuklar o zaman yirmi yaşında olacaklardır.) Bu da en âcil bir emniyet tedbiridir.

Bu ülke nüfusunun yüzde 99’u aynı inanç, aynı gâye etrafında kenetlenebilir. Bunun hayal mahsulü olmadığı 15 Temmuz gecesi görülmüştür. Bütün oyunları bozacak sır, işte bu birlik ruhunda saklıdır. Bunun dejenere edilmesine asla imkân ve fırsat verilmemelidir.

Devlet yapısında çok süratle reorganizasyona gidilmelidir. Stratejik noktalara gerçekten vatanperver kimseler getirilmeli, kırk dakikada kırk kılığa bürünebilen şeytan tabiatlılara fırsat verilmemelidir. Ordu müessesesinin yıpratılmasına izin verilmemelidir. Tekbirlerle, mehter marşıyla yola çıkan bu ordunun neler yapabileceği “Fırat Kalkanı” operasyonunda görülmüştür. 15 Temmuz’da hâin darbeye göğsünü siper eden, her zaman kahraman ecdâda layık olduklarını gösteren o kahraman subaylarımızı, astsubaylarımızı ve bütün Mehmetçiği Rabbim muhafaza etsin. Emniyet mensuplarımızın ülkemizin iç emniyetini sağlama hususunda ne ihtiyaçları varsa âcilen karşılanmalıdır.