2- Bu hüsn-i Hudâyî ki Hudâ sana virüpdür
Mânî-i cihân yazmadı tasvirüne hem-tâ
[(Ey Sevgili!) Allah ın sana verdiği bu ilâhî güzelliğin bir benzerini dünyanın en meşhur ressamı, dünyanın en meşhur Çinli minyatürist olan Mânî bile çizebilemez.]
Mânî batıl bir din olan Mânî Dini nin kurucusu olup, yaptığı minyatürlerin gökten mucizevî bir şekilde kendisine vahyedildiğini iddia eder. Bu beyitte hem buna ithaf var hem de dünya bu Mâni ye benzetilmekte. Dünyanın bu Mânî si hatta dünyanın bütün Mânîleri gelse senin ilâhî güzelliğini çizemezler, senin eşin benzerin yok, resminin çizilmesi imkansız çünkü böyle bir güzelliğini tasavvur edep, resmedecek ne bir fırça, ne de bir ressam var, diyor Fâtih Sultan Mehmed; Peygamberimiz (s.a.v.) için.
3- Alnun kamerine yüzün ayına müşâbih
Bunca göz ile görmedi bu çarh-ı muâllâ
[(Ey Sevgili!)Bu yüksek gök kubbe onca gözü ile (yeryüzünü gözetlediği hâlde) senin alnın gibi parlak aydınlık bir gece: yüzün gibi güzel bir dolunay görmemiştir.)]
Ey Sevgili! Bu yüce gök kubbe, yaratılalı onca zaman olmasına rağmen onca gözü ile yeryüzünü gözetlediği halde bu gök kubbe altında yaşayan insanlar da dahil ne kendisi ne de insanları senin alnın gibi parlak, nurlu bir gece; yüzün gibi güzel bir dolunay görmemiştir.
Düşünün, Peygamber in saçları gece, mübarek yüzleri bu geceyi aydınlatan dolunay, gökyüzündeki yıldızlar da gök kubbenin gözleri ve gözetlemektedir dünyayı. Ancak yaratıldığı günden beri Peygamberimiz gibi güzel nurlu bir yüzü hiç görmemiştir. Fâtih in bu tasviri harikulâde. Elde kalem fethetmektedir harf harf, kelime kelime şiirleri, gönülleri.
4- Şol câm ki nûş eylemişem bezm-i gamunda
Bir sâde habâbıdıur anun künbed-i hardâ
[(Ey Sevgili!) Ben senin (ayrılığının) gam meclisinde öyle bir şarap içtim ki, şu gök kubbe o içtiğim şarabın üzerinde oluşan küçük bir hava kabarcığı gibi (değersiz, önemsiz) kalır.]
Burada Fâtih, sevgili olarak tanımladığı, Peygamberimiz (s.a.v.) den ayrı yaşanan dünya hayatını, bir gam meclisine, ona karşı duyduğu aşkı da şaraba benzeterek, dünya hayatını Hz. Muhammed den ayrı geçirdiği için acı çekmekte, hasretlik çekmekte, gam çekmekte. O yüzden dünyadaki diğer bütün acılar veya dünya lezzetleri, bu içtiği aşk şarabında oluşan küçücük bir hava kabarcığı gibi değersiz, önemsiz kalmakta bu ayrılık acısının, bu firkat ateşini, bu vuslat arzusunun yanında.
5- `Avnî seni medh eyledi çün tarz-ı gazelde
Matla` dedi yüzüne vü ağzına mu`ammâ
[( Ey Sevgili!)Avnî yazdığı bu gazelde seni övdü ve yüzün için matla , dudakların için ise muamma dır dedi.]
Matla` bir şeyin tulû ettiği, doğduğu yer demektir. Güneş, ay ve yıldızların doğuşuna Matla` denir. Ayrıca Matla` , gazel ve kasidelerin kafiyeli olan ilk beytine verilen isimdir. Matla` tasavvufta ise Hakk ın tecellisinin doğduğu yer manasına gelir. Peygamberimiz(s.a.v.) in yüzünün de Allah ın tecellisinin doğduğu bir yer olduğu için nurlu olduğu ve karanlıkları bir güneş gibi bir ay gibi aydınlatarak, güzellik ve hakikat ışığını yaydığı müthiş bir anlatımla ifade edilmektedir.
Muamma ise manzum bilmecedir. Bir muammadır Hz. Muhammed (s.a.v.) in ağzı, bilinmeyen nice gaibî sırların, ilahi gerçeklerin, gizli hazinelerin kaynağı, nice söylenmedik sözlerin, definelerin çözülemeyen bilmecesidir.
Fatih Sultan Mehmed, Avnî olarak bir divan yazmış, biz ise torunları olarak, o muhteşem dağı asırlarca uzaktan temaşa eyleyip, hakkında yüzlerce kitap yazmışız. Ama hâlâ da onu ve onun nezdinde diğer sultanlarımızı anlayabilmiş, hakkıyla yazabilmiş değiliz. Bu sebepledir yazımızla ellimiz klavyede, gözümüz bilgisayar ekranında onları fethetmeye çıkmamız. O bir Fâtih olarak, ülkeleri nasıl fethettiğini bize anlatmakta şu beyitiyle:
Ol şeh-i hüsn ü cemâle çün kul oldun `Avnîyâ
Sana olmışdur müsellem mülk-i `Osmân var ise
[Ey Avni! Galiba, o güzellik ve cemâl padişahına kul olduğun içindir ki, Osmanlı ülkesi hükümdarlığı sana bağışlandı.]
Mutlak ve sonsuz güzellik sahibi olan Allah a kayıtsız şartsız itaat edip, gönül rızası ile kul olduğum içindir yüce Mevlâ nın Osmanlı ülkesini bana bağışlaması ve bu ülkeye beni hükümdar kılması.
Böyle diyor, asırlar ötesinden günümüze, ceddimiz Fâtih Sultan Mehmed Hân. Ve o yüce Allah a kayıtsız şartsız itaat edin, gönüllü kul olun diye de bize tembihlemekte . Onu Fâtih yapan yüce Allah, belki bize de nasip eder, gönüller, ilimler, ülkeler fethetmemizi, kimbilir
KAYNAKLAR:
Muhammed Nur Doğan, Fatih Divanı ve şerhi, İstanbul: Erguvan Yayınevi, 2004, s.s.14-17.
Sadettin Kaplan, Sultanların Şiirleri Şiirin Sultanları, Gebze: Saka Yayınları, 2005, s.s. 19-126
Hilmi Yücebaş, Şair Padişahlar, İstanbul: Yeni Matbaa, 1960.
E.J. Wilkinson Gibb, 1319/1901, Osmanlı Şiir Tarihi I-II, Terc.: Ali Çavuşoğlu, Ankara: Akçağ Yayınları, [t.y.].
İskender Pala, Şair Fatih , İstanbul Armağanı: Fetih ve Fatih, Yay.Haz.:Mustafa Armağan, İstanbul:İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, 1996, c.I, s.s.283-292.
Abdülkadir Karahan, Fatih Şair Avni, İstanbul: Burhaneddin Erenler Matbaası, 1954.