Son yıllarda şiddetin ve terörün arttığı bir gerçektir. Dini semboller, söylevler ve konuşma sanatı bu tür kötü davranışları haklı çıkartmak için kullanılmış ve bunlar daha çok sayıda iman sahibini kendilerine çekmek için araç olarak sömürülmüştür.
Yukarıda zikredilen sosyal, ekonomik ve politik problemler bu tür uygulamalara verimli zemin hazırlamıştır. Fakir, baskı altına alınmış ve marjinalleştirilmiş kişiler terör gruplarınca kolayca istismar edilmekte ve bu grupların emirlerine kolayca itaat etmektedirler. Şiddetin ve terörün tüm evrensel dinlerce kınanmasına rağmen son yıllarda şahit olduğumuz gibi, şiddet olayları "dini" zorla alı koymuştur.
Evrensel dinler söz konusu olduğunda temel mesaj; barış, birlikte yaşama, insanların vakarı, sosyal adalet ve ahlaki toplum çevresinde yoğunlaşır. Bu tür müesseselerin kurulmasında ve uygulamalarında şiddete ve teröre yer yoktur. Bu bağlamda, insan hayatına İslam dininin nasıl baktığını hatırlatmama müsaade ediniz. İslam ın herkesçe bilinen temel prensibi Kur an-ı Kerim de şu şekilde dile getirilmiştir:
" Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır " (Maide sûresi: 32) Bu ayet-i kerime insan yaşamının kutsiyetini açıkça kanıtlamaktadır. Başka bir ayet-i kerime ise insan olması önemini vurgulayarak şöyle buyurur:
"Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık" (İsra sûresi: 70) Kutsal mesajlarda ve tarihi deneyimlerde dinin barış kaynağı olduğunu belirten bir çok örneğe rastlamak mümkündür.
Dinin sosyal barışa, enteg-rasyona, ihtilaf çözmeye ve gelişime çok güçlü katkısı bulunmaktadır. Bizim görevimiz dinin bu katkısını sürekli vurgulayarak, teröristlerin suiistimaline engel olmaktır. Buna rağmen problem genişleyip çoğaldığından dini liderlerin bu alandaki çağrıları etkisizleşmektedir. Öte yandan, dini liderler ve inanç grupları ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar bu problemi çözmeleri mümkün gözükmemektedir.
Yukarıda belirttiğim gibi terör örgütlerine verimli zemin hazırlayan sosyal, ekonomik ve politik problemleri ele almamızın gerektiğini bir kez daha vurgulamak isterim. Bu da gösteriyor ki bu problem; din eğitimcilerinin ve uluslararası siyaset yapımcılarının da sorumluluğu altındadır.