Bir takım yenilikler öylesine bodoslama hayatımıza
giriyor ki, ne olduğunu anladığımızda ipin ucu kaçmış oluyor. Bunun en açık
örneği kredi kartları. Bankalar kredi kartı uygulamasına geçtiklerinde
alışveriş merkezlerinin girişine attıkları bir masa ve görevlendirdikleri iki
eleman ile aklında hiç kredi kartı almak olmayan insanlara bile kart verdiler.
Başlangıçta kredi kartı teklif edildiğinde meseleye tereddütle yaklaşan, Ver
ama limiti bin ya da iki bin lirayı geçmesin diyenler bile bir süre sonra
kredi kartı limitlerinin 15-20 bin liraya çıktığını gördüler. Çoğu zaman kart
sahibinin onayını almaya bile gerek duymayan bankalar birkaç senede
başlangıçtaki limitleri beşe, ona katlanıverdi. Kısacası gelinen noktada artık
pek çok kişinin cebinde en az iki kredi kartı bulunuyor. İnsanların gelirleri
giderlerini karşılamayınca da önce zaruri ihtiyaçlarını kredi kartı ile
karşılama yoluna gittiler. Zamanla kredi kartları kullanımı artık zaruri
ihtiyaçların ötesine geçti, olsa da olur, olmasa da olur benzeri harcamalarda
da kullanılmaya başlandı. Kısacası insanlar kredi kartı bağımlısı oldular ve
sürekli olarak bankalara borçlanmaya başladılar. Kredi kartı sahipleri her
kullandıklarında bankaya borçlandıklarının çoğu zaman farkına bile varmadılar.
Bu arada bir de kredi kartı ile yapılan alışverişlerde uzun süreli taksit
uygulamaları ile şimdi al 6 ay sonra ödemeye başla gibi uygulamalar insanları
daha çok harcamaya daha çok borçlanmaya itti. Öyle bir noktaya gelindi ki siz
alışverişini yapmış kasaya ödemeye geldiğinizde taksit istemiyorum ya da 4
taksiti geçmesin uyarısında bulunsanız bile taksitlendirme otomatiğe bağlanmış
olduğu için isteğiniz dışında alışverişinizin uzun vadeli taksitlendirilmesi
ile karşılaşmaya başladınız.
Denebilir ki bankalar kart sahiplerini sürekli uzun
süreli taksitlerle kendilerinden kopamaz hale getirmenin yolunu seçmişlerdi. Ve
her ay kredi kartı ile yaptığı alışverişini kapatan kart sahipleri bankalar
için kötü müşteri, yaptığı harcamanın minimum ödenmesi gerekenini ödeyen
müşteriler iyi müşteri olarak nitelendirilir oldu. İlk akla gelen `İnsanlar
aklını kullansın, gelirinden fazla borçlanmasın olabilir. Ancak, insanlar çoğu
zaman ceplerindeki karta muhtaç olunca ipin ucu kaçtı. Kısacası, bankalar kart
sahiplerini ısrarla harcama yapmaya zorladılar. Bir takım teşvik edici
uygulamaları da devreye sokunca toplumun büyük bir bölümü bankalara mecbur ve
mahkum hale geldi. Tabi kredi kartı ile kolay harcama bankalar için büyük bir
gelir kaynağıydı. Bankalar sadece ödenemeyen harcamaya yüzde ikinin üzerinde
aylık faiz uygularken, çeşitli adlar altında kredi kartı sahiplerinden para
alıyordu. Meseleye bu açıdan bakıldığında yıllık enflasyon oranlarının tek
haneli rakamlarla ifade edildiği bir ülkede kart sahiplerinin bankalara ödediği
faiz oranı yüzde 30 un üzerine çıkıyordu. Bu haliyle bankalar el altından iş
yapan tefecilerle yarışır hale gelmişti. Netice olarak iktidar böyle
gitmeyeceğini görerek yeni bir banka krizi yaşanmasını önlemek için harekete
geçerek kredi kartlarına yeni uygulamayı devreye soktu. Aslında alınan tedbir
bankaları mı yoksa kart sahiplerini korumaya mı yönelik tartışılabilir. Aslında
işler bu noktaya gelmeden kredi kartları uygulaması gündeme geldiğinde gerekli
tedbirlerin alınması ve hukuki düzenlemenin yapılması gerekirken bizde nedense
başlangıçta serbest piyasa başı boş piyasa gibi algılandığından işler oluruna
bırakılıyor, uygulamanın zararları ortaya çıkınca tedbir alınmaya çalışılıyor.
Hemen belirteyim, kredi kartlarının kullanımına getirilen sınırlandırmaları
şahsen doğru buluyorum. Ancak, neden işin başında gerekli düzenlemelerin
yapılmadığını sorgulamaya çalışıyorum.