MECLİS BAŞKANI İSMAİL KAHRAMAN I LİNÇ ETME GİRİŞİMİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ-3:

Giriş

Meclis Başkanının anayasa ve laiklikle ilgili konuşması

üzerine başlatılan tartışmalarda kullanılan din, laiklik ve sekülerlik

kavramlarına taraflar, aynı anlamı yüklememektedir. Kelime aynı ve fakat

muhteva farklıdır. Bu da tarafların birbirini anlamasına mani olmaktadır. Bu

nedenle konumuz açısından Din , sekülerlik ve laiklik kavramlarının

taşıdığı anlamların tartışılmasında fayda vardır.

Burada sekülarizm/sekülerleşme kavramı ele alınıp

incelenmektedir.

Sekülarizm

Kavramlar, toplumun ilişkileri, davranışları,

anlayışları, kültür ve yaşantısı hakkında bilgi verirler. Bazı kelimelerin hem

esas anlamı hem de ıstılahı anlamı vardır (1). Bazı kelimeler anahtar ya

da odak kelime özelliğine sahiptir. Bazı kelimeler, zamana bağlı olarak anlam

kaymasına uğrayabilir, anlam alanları daralabilir ya da genişleyebilir. Bazı

kelimeler de tamamen unutulup kullanılmaz hale gelebilir. Bunlar, toplumun

zihinsel ve kültürel değişiminin bir ölçüsü olarak ortaya çıkmaktadır. Bazı

kavramlar da, aydınlar, okumuşlar veya devlet eliyle yabancı bir toplumdan

transfer edilip kendi toplumlarına sunulmakta hatta dayatılmaktadır. Osmanlı da

Batıya giden jöntürklerin, kendilerinin dahi tam bilemedikleri, kendi

toplumları için de bir karşılığı olmayan birçok kavramı Avrupa dan alıp

toplumlarına kabul ettirmeye çalışarak kavramsal bir kargaşaya neden

olmuşlardır (2). Bu, Cumhuriyet döneminde Devlet eliyle yapılmak istenmiştir.

Sekülerlik ve laiklik gibi birçok ithal kavram, kabullenmesi için halka baskı

yapılmıştır.

Hem Sekülarizm hem de laiklik kelimesi, sosyal hayatta

pek çok kelimeyi etkileyen ve şekillendiren çok önemli anahtar ve odak

kelimelerdir. Zamanla anlam alanları, bazen daralmış bazen de genişlemiştir.

Bunlar ortaya çıktığı günden bu güne anlam alanı değişiklik göstermiş

kavramlardır. İlk kullanılışı ile şimdiki kullanılışı arasında çok ciddi anlam

farklılıkları vardır.

Seküler kelimesi, Latince olup ırk, çağ, dünya demek

olan saeculum dan gelmektedir. Saecularis , saeculum a ait olan anlamına

gelmektedir. Bu kelime eski Fransızcaya seculer ve oradan İngilizceye

secular şeklinde intikal etmiştir. Kelime modern Fransızcada seculaire dir

(3). Sekülarizm (secularisim), saccularis ten türemiş bir kavram olup çok

geniş bir anlam alanı vardır. Sekülarizm, yeryüzüne ait olan, içinde yaşanılan

çağa ait olma, ömür boyu olan, dine ve kiliseye bağlı/bağımlı olmayan,

ruhbanlara (clergy) ait olmayan, toplumsal ahlak standartlarının dine ve

dinlere göre değil, güncel hayata göre düzenlenmesinden ve ayarlanmasından yana

olmak, güncel-dünyevi hayatı ilgilendiren her konuda ve/veya özel konuda dinsel

yargıları dıştalamak veya kasten dıştalamak anlamlarına gelmektedir (3,4).

Sekülerleşme, doğduğu zamanki anlamıyla yol boyu

kazandığı ıstılahı anlamı birbirinden çok farklılaşmıştır. Samuel Johnson ın

Sözlüğünde sekülerleşmeyle ilgili kavramlara yüklenen anlamlarda bunu

görebilmekteyiz:

Sekülerleştirmek (secularize): Uhrevi/dini olanı, gündelik

hayattan uzaklaştırma. Sekülerleşme (secularization): Sekülerleştirme eylemi.

Dinin gündelik hayattaki etkisini ve yerini azaltma, sınırlama süreci. (5)

Loobster sözlüğünde secularism sözcüğü şöyle

açıklanmaktadır (6):

a- Dünyevi ruh dünyevi yönelişler. İlke ve

uygulamalardan oluşan ve her çeşit inanç ve ibadeti ret eden sistem.

b- Din ile kilisenin, devlete ve özellikle genel eğitim

işlerine hiçbir şekilde müdahale edememesi anlayışı.

Oxford sözlüğünde secular sözcüğü şöyle

tanımlanmaktadır(6):

a- Dünyevi ya da maddi olan. Dini ve ruhi olmayan.

b- Dinin, ahlak ve eğitime temel olması gerekmediğini

söyleyen görüş.

Uluslararası Üçüncü Yeni Sözlük , secularism sözcüğünü

şöyle açıklamaktadır (6):

Hayatın tamamında ya da bir bölümünde dinin veya dini

değerlerin yönetime müdahalede bulunmaması veya bu değerlerin amaçlı bir

biçimde hayatın dışına itilmesi anlayışı üzerine kurulu yöneliş, akım.

Davranışsal ve ahlakı değerler, din kesinlikle dikkate

alınmaksızın hayatın çağdaş ve sosyal dayanışma değerleri üzerine kurulmalıdır

düşüncesi üzerine kurulu sosyal ahlak sistemi

Yukarıdaki tanımlardan görülebileceği gibi Sekülerleşmede

insanın bütün ilgisi ve dikkati, yalnız ve yalnız bu dünyaya çevrilmiştir. Şu

an, yaşanan an önemlidir. Ahiret hayatı ya inkâr edilmiş, ya unutulmuş ya da

önemsiz bir hale gelmiştir. Harvey Cox, bu süreci şöyle tanımlamaktadır:

İnsanların en temel ilgi ve yöneliminin bu dünyanın

dışından-ötesinden ve üstünden, sadece ve sadece bu dünyaya yönelmesi

hareketidir. Bu, bu dünyanın bağlı olduğu mitik, metafizik ve dini her çeşit

düalizmden (iki dünya) arındırılmasını içermektedir. Bunun nihai anlamı ise,

bütün hastalıkları ve günahlarıyla, bütün sağlık ve umutlarıyla sadece yeryüzü

alanını kemaliyle ciddiye almaktır. (7).

Sekülerleşme, hayatın tüm alanlarının, hatta düşünme

sisteminin/zihnin bile dinin etkisinden tamamı ile arındırılması hareketidir

dersek abartmış olmayız:

Peter Berger: Mamafih kültür ve sembollerden

bahsettiğimizde sekülarizasyonun toplumsal-yapısal bir süreçten daha fazla bir

şey olduğunu kastediyoruz. Sanat, felsefe ve edebiyatta dini içeriklerin

kayboluşu ve hepsinden önemlisi bilimin dünyada özerk ve tamamen seküler bir

yöntem olarak yükselişinde gözlendiği gibi o, kültürel ve düşünsel bir hayatın

tamamını etkisi altına alır. Bununla kalsa iyi, burada sekülarizasyonun aynı

zamanda öznel bir yanının da bulunduğu ima edilmektedir. Nasıl ki toplum ve

kültürün sekülarizasyonundan bahsediyorsak, aynı şekilde bilincin

sekülarizasyonundan da bahsedebiliriz. Yalın bir şekilde ifade edecek olursak,

bu, modern Batı nın dini açıklamalarından yararlanmaksızın dünyayı ve kendi öz

yaşamlarını yorumlayan gittikçe artan sayıda bireyler ürettiği anlamına

gelir. (7)

Edward Bailey e göre de sekülerleşmenin değişmeyen anlam

boyutu, din karşıtlığıdır:

Seküleri tanımlamak gayet kolaydır. Sekülerin anlamı

sürekli değişmektedir, ama sürekli olan bir yönü de vardır: Her zaman açık bir

şekilde dini olanın karşıtı anlamına gelir. Dini olan ne anlama gelirse gelsin

bu öyledir. (8)

Sekülaristler, sekülerleşme teorisi ile dini hem tüm

toplumsal hayattan, günlük hayattan hem de bireyin düşünce/zihin ve ahlak

hayatından tamamıyla tasfiye etmek istemişlerdir. Sekülerleşme kavramını ortaya

ilk kez atan Max Weber e göre, Sosyal eylem için kesin bilgi sağlama anlamında

ilahi otoriteye yöneliş geçmişe göre güvenirliliğini kaybetmiş pratik ekonomik

faktörler bilginin değerini belirlemede giderek artan bir rol oynamaya

başlamıştır. (8)

Sekülerlere göre bilim ve sosyoloji geliştikçe, din

etkisiz hale gelecektir: Sekülerleşme teorisinin ana teması gayet nettir:

Modernleşme ile hem toplumsal seviyede hem de bireyin zihninde (bilincinde) din

gerileyecektir. (9)

Ancak zaman bunun tersini ortaya koymuş, din bireylerin

ve toplumların hayatında, ruh dünyalarında çok ciddi bir ihtiyaç olarak ortaya

çıkıp yaygınlaşmıştır. Bu, sekülerleşme teorisine vurulan ciddi bir darbedir.

Sekülerleşme teorisyenlerinden Bryan Wilson, Peter Berger, Thomas Lucman ve

Karel Dobbelaere, Dinin insanın düşünce ve ahlak dünyasında bir ihtiyaç olarak

var olması gerektiğini savunarak inşa ettikleri sekülerleşme teorisini

eleştiriye başlamışlardır (8-10). Sekülerlere göre sekülerleşmenin bir

toplumsal boyutu bir de kişisel bilinç boyutu vardır. Sekülerleşme, her iki

boyutta da dine savaş açmıştır. Ancak bu savaşta isteneni sağlayamamış,

özellikle kişisel bilinç boyutunda ciddi bir başarısızlığa uğramıştır. Peter

Berger bu noktada, Toplumsal seviyedeki sekülerleşmenin mutlaka bireysel

bilinç seviyesinde de gerçekleşmesi gibi bir zorunluluk söz konusu değildir

diyerek sekülerleşmenin tümüne değil bilinç düzeyindeki değişim zorlamasına

karşı çıkmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken şey, hayatın dini

kurallarla tanzim edilmesi ile düşünce, inanç ve ahlak yapısında dinin etkili

olması farklı şeylerdir. Sekülerleşme teorisine eleştiri yönelten bu seküler

düşünürler, dinin birey için bir ihtiyaç olduğunu, bireyin özel

hayatında/zihninde bir karşılığı bulunduğunu fakat bunun toplumsal, kamusal,

siyasal hayatı tanzim etmek şeklinde anlaşılmaması gerektiğini ifade ederek

önceki düşüncelerini bir miktar revize etmektedirler (8-11). Yoksa sekülerleşme

teorisinin tamamından vazgeçmiş değillerdir.

Bu durum, Jürgen Habermas ın 3 Haziran 2008, İstanbul

Bilgi üniversitesinde yaptığı konuşmada açıkça görülmektedir:

Dindar vatandaşlar ve cemiyetler yasal düzene sadece

yüzeysel olarak uymamalıdır; ayrıca, kendi inançlarının önermelerini anayasal

prensiplerin seküler meşruiyetine uygun hale getirmeleri beklenir.

Katolik Kilisesi renklerini Liberalizm ve demokrasinin

gönderine, 1965 te 2. Vatikan Konsülü yle çekti. Ve Almanya da, Protestan

Kiliseleri de farklı davranmadı. Açıkça görülüyor ki, bugün İslam i dünyada da,

Kur an ın doktrinine tarihsel hermenötik bir yaklaşımın gerekli olduğu

kavrayışı gelişiyor... Seküler devletin çatışan dini görüşlere karşı

tarafsızlığıyla, siyasi kamusal alanın tüm dinsel katkılardan temizlenmesini

birbiriyle karıştırmayalım. (12)

Sonuç: Sekülerizm,

Dinin Toplumsal Hayattan Tasfiye edildiği Bir Yaşam Tarzının Adıdır

Sekülarizasyon, varlık teorisi, bilgi teorisi ve değer

teorisi açılarından dine açılmış bir savaşın adıdır. Günlük hayatta, sanatta,

kültürde, eğitimde, dil de, bilimde, değerlerde, düşüncede, ekonomide,

siyasette yönetimde ve devlet hayatında; kısaca günlük hayatın hiçbir yerinde

dine ve dini düşünceye yer yoktur.

Seküler düşüncede, Allah ın ve Ahiret hayatının var olup

olmaması önemli değildir. Allah var olabilir. Ancak Allah, hiçbir şekilde bu

dünyaya, bu dünyada ki hayata karışamaz, onu tanzim edemez. Bu dünyada ki

hayat, Ahiret var diye düzenlenemez. Biz bu dünyada varız, bu dünyada yaşar ve

ölürüz. Öte bizi ilgilendirmez. Olsa da olur olmasa da olur, fark etmez

denmektedir. Nitekim İngiliz Ansiklopedisi, Secularism i, Ahiretten ilgilerini

keserek insanları yalnızca dünyaya yönlendirme hareketi (6) olarak

tanımlamaktadır.

Özet olarak Seküler düşünce, Allah ın ve Ahiretin bu

dünyanın tanzim edilmesinde hiçbir rolü olmaması esasına dayanmaktadır.

Bir mümin bunu kabul edebilir mi

Kaynaklar

1- Izutsu, T., Kur an da Allah ve İnsan, Ankara Ünv.,

Ankara, 1975, s.: 21, 22.

2-Ramsaur, E. E., Jöntürkler, 1908 İhtilalinin Doğuşu,

Pınar yayınları, İstanbul, 2011, S: 18.

3- Hocaoğlu, D., Laisizm den Milli Sekülerizm e Laiklik

Sorununun Felsefi Çözümlenmesi, Selçuk Yayınlar, Ankara, 1995, S: 80-90; 48-52;

4-Webster, 1976, S: 2053, Aktaran; Aytunç Altındal,

Laiklik Enigmaya dönüşen Paradigma, Alfa, İstanbul, 2007, S: 6.

5- Kaplan Y., Seküler Aklin Ötesi , İslamiyat IV (2001),

Sayı 3 S: 81-102.

6-Kardavi, Y., İslam ve Laiklik, Denge Yayınları,

İstanbul, 1996, S: 59-60.

7- Güler İ., Dünyanın başına gelen Derin sapkınlı:

Dünyevileşme, İslamiyat IV

 (2001), Sayı 3, Sİ

35-58.

8 Swatos, W., H., Christiano, K.,j., Sekülerleşme

Teorisi: Bir Kavramın Serüveni, Sekülerizm Sorgulanıyor, Ufuk Kitapları,

İstanbul, 2002, S: 95-122.

9- Berger, B., Sekülerizmin Gerilemesi , Sekülerizm

Sorgulanıyor, Ufuk Kitapları, İstanbul, 2002, S: 7-10

10- Hadden J., K., Sekülerizmden dönüş , Sekülerizm

Sorgulanıyor, Ufuk Kitapları, İstanbul, 2002, S: 123-159.

11- Berger, B., Dinin Krizinden Sekülerizmin Krizine ,

Sekülerizm Sorgulanıyor, Ufuk Kitapları, İstanbul, 2002, S: 75-94.

12- 6 Haziran 2008, Radikal, S. 10.