Allah ın belirlediği "iyi" mutlak, "kötü" ise izâfîdir: "Cihanda mutlak kötü yoktur, kötü de kötülük de izâfîdir." Zehir ve şeker birilerine yararlı olurken bir başkasına zararlı olabilir. Yılanın zehri yılana hayat iken insana zehirdir. Suda yaşayan yaratıklara deniz hayattır, karada yaşayanlara ise ölümdür (Dîvân-ı Kebîr, IV, beyit 65-68).

Bir şeyin kötülüğü, bakış açısına göre değişebilir. İnsana düşen olayları değerlendirirken sadece kendi gözüyle değil, başkalarının gözüyle de bakabilmesidir (empati).

Bir kimse, birine yılan gibi, bir başkasına da çok güzel görünebilir. Çünkü kötü görenin gözüne görünen, onun kâfirliğinin hayalidir; güzel görenin gözüne ise onun inancının hayali görünür. Bir kişide iki yön de vardır; bazen bir ay olur o, bazen bir gece; yarısı inanan yarısı ateşe tapan; yarısı hırslı yarısı sabırlı... Allah, "Sizden mümin var" dedi; sonra yine, "Sizden kâfir, ateşe tapan da var" buyurdu. Hani alaca öküz gibi sol tarafı kara, diğer tarafı ay gibi ak... Kara yanını gören onu sevmez, diğer yanını gören ise ona sahip olmak ister.

Yûsuf, kardeşlerinin gözüne canavar gibi, Yâkup un gözüne ise dünyalar güzeli olarak göründü. Kardeşleri kötü hayalleri yüzünden onu çirkin gördüler; bu göz, ayrıntıya takılan gözdür. Bütünü gören göz ise göze görünmez. Görünen gözü, o gözün gölgesi bil; o, ne görürse bil ki bu da onu görür. Sen mekân âlemindensin, aslın ise mekânsızlık âleminde Bu dükkânı kapat da o dükkânı aç! Altı yöne kaçma; çünkü dünyada altı kapı vardır; altı kapıyı da aldın mı adam mat olur (Dîvân-ı Kebîr, II, beyit 603-604).

Bazen kötü görünen bir şey, zaman içinde iyileşebilir: "Koruk ekşidir fakat üzüm olunca tatlılaşır. Üzüm küpte alkolleşir haram olur, fakat sirke olunca güzel bir katık olur" (Dîvân-ı Kebîr, I, beyit 2612-13).

Mevlânâ "kötü"nün izâfîliğine örnek verirken armut ağacını "varlık"a benzetir. İnsan "varlık" denen bu ağaca çıkınca "yeni" olan şeyleri dikenlik, her yanı akrep ve yılanlarla dolu görür. "Varlık" denen o ağaçtan inince de dünyayı gül yüzlü güzeller ile dopdolu görmeye başlar (Dîvân-ı Kebîr, IV, beyit 3537-43).

İnsanın nefsi, aslında kötü olmayan şeyleri ona kötü gösterir. İnsan bazen iyi olana kötü diyebileceği gibi, kötü olanı da iyi görebilir. "Zaman" burada önemli bir faktördür. Çünkü zaman kötüyü iyi göstermekte mâhirdir. Yediği yemeklerin dişleri arasında bıraktığı artıklardan oluşan kurtlar, "Timsahın ağzında iyi rızık vardır" diye kuşların uçuşmasına sebep olur. Bu şekilde uçuşan kuşlar timsaha yem olur (Dîvân-ı Kebîr, VI, beyit 4094-99). Timsah "zaman"ı temsil eder, çünkü zaman, "kötü"yü "iyi" göstermekte ustadır.

Demek ki "kötü", bireyden bireye, şarttan şarta, bakıştan bakışa, zamandan zamana değişen bir özelliğe sahiptir ki bu duruma izâfîlik denmektedir.

Değişen değerler maddeye aittir (beden), değişmeyen değerler ise ruha aittir. Candan kaynaklanan "iyi" doğuda da batıda da aynıdır, başka şekillere girmez ve değişmez (Dîvân-ı Kebîr, IV, beyit 3787-89). Bu yüzden zamana, mekâna ve toplumlara göre değişmeyen mutlak değerler vardır.

Değerlerdeki değişim kötüden iyiye doğru cereyan ederken, kendi arasında "iyi"nin değişimi ise bir devamlılık içerisinde şekil değişimi olarak meydana gelir. İnsan hayatının bir cephesi, gökteki ay ve yıldızların durumu gibi değişmez. Yüzyılların akıp gitmesi hayatın o cephesindeki mânayı değiştirmez. Toplumlar değişir fakat "adalet" ve "üstün bilgi" gibi değerler hep aynı kalır (Dîvân-ı Kebîr, VI, beyit 3184-7).

Suç aynanın değil onu cilâlayanındır.

Mevlânâ, insanın başına gelen "iyi" ve "kötü"nün yine onun amelinden geldiğini söyler. Çalışmamaktan zarar, çalışmaktan ise kâr doğar. Bu böyle olmasaydı Hz. Âdem Allah a, "Rabbim! Biz gerçekten kendimize zulmettik" der miydi Bunun yerine işlediklerinin takdirden olduğunu söyler, "Kader böyleydi çekinmenin ne faydası var " derdi. Hz. Âdem fiilinin kendinden kaynaklandığını söylemesine rağmen, şeytan Allah a, "Beni sen azdırdın" demiştir. Evet, kader haktır fakat kulun çalışması da haktır. İkisi arasında tereddütte kalan, ikisinden dilediğini yapacak gücü olmaması mümkün müdür

Eli kolu bağlı olan, "Bunu mu, şunu mu yapsam " der mi İki iş arasında bocalamanın bir güç ifadesi olduğu açıktır. Ey insan! Takdire on kabahat bul, fakat suçunu başkasına yükleme! Kan dökenin suçunu başkası çekmez. Başkası şarap içsin dayağı başkası yesin. Kendi suçunu gör. Hareketi kendinden bil, gölgenden değil! Çalışanın gündeliğini başkasına vermezler (Dîvân-ı Kebîr, VI, beyit 4O6-418).

Mevlânâ ya göre şehvet bir kuyudur. O kuyuya düşenler onun dibini bulamazlar. O kuyuya düşen kendi iradesiyle düştüğü için kendi suçudur. Oraya Allah ın zoruyla düşmemiştir. Kendini öyle bir kuyuya atmıştır ki, ben bile onu kurtaramam (Dîvân-ı Kebîr, I beyit 3832-33; VI, beyit 607).

Sürüden ayrı düşen kuzuları kurt yakalar. Sünnetten ve toplumdan ayrılan kişi canavarların yemi olur. Sünnet "yol"dur, topluluk da "yoldaş"a benzer; yolsuz, yoldaşsız bir vaziyette Allah a varılmaz, darlığa düşülür. İnsanın değeri, değişebilirliğinde gizlidir.