Eskiyi resmeden gravürlerde de şen-şatır ahali ile yan yanadır yatırlar. Hayatın hızlı akışının içindedir. Şimdiki mezarlıklar gibi insanların gözünden uzağa, şehir dışına sürülmemişlerdir. Zarif geçmiş zaman estetiği bizlere servili, sebilli, yemyeşil, çiçekli, bir sanat harikası gibi süslü mezarlıklar, yatırlar bırakmışlar. Bizlerse ölülerimizi güzelleştirmekten vazgeçtik, gelecek kuşaklara ince bir zevkten yoksun, içi soğuk beyaz taşlar bırakmaktayız. Sanıyorum bir kaç yüz yıl sonraya kalacak halka umut ve muhabbet dağıtacak bir yatırımız bile olmayacak. Zira içinde bulunduğumuz çağın onmaz hırsı, bu geçmiş yaşamın şiirini duyumsatan sahipsiz kabirlerin, halk gönlündeki mübarek yatır özelliklerine hiç bakmadan; greyderlerle sürmekte, kırık taşlarını çöpe atıp apartmanlarına, fabrikalarına hoyratça yer açmaktalar.

Her ne kadar türbe ve yatırlara olan halk ilgisini; bunun İslâm da yeri yok, araya kimseleri sokmadan direk olarak Allah tan dua ve istekte bulunmamız gerek diye din âlimleri eleştirse de. Halkında yüce bir feraseti, sezgi gücü bulunmakta. Mesela gidip halka eziyet etmiş bir devlet görevlisinin türbesini yatır edinmiyor. Eyüp Sultan gibi doğduğu topraklardan çok uzakta şehit düşmüş bir insanlık ulusuna yüreğini açıyor. Yoksa İstanbul da devlet nazırlarının bir sürü türbesi var. Hayatını servet biriktirmeye adamış, Kanuni nin sadrazamı Rüstem Paşa nın türbesine adım atmıyor. Hatta Rüstem Paşa nın süslü, şaşaalı, para kokan camisinde namaz kılmaya bile pek yanaşmıyor. Mabedi de Onu hatırlatıyor olsa gerek. Hatta Fatih in, Yavuz Sultan Selim in, Bayezid in türbelerini ziyaret etse de onların yanında Allah tan fazla bir şey istemiyor. Bunlar sevdiği padişahlar da olsa devlet yönettikleri için halkın canını yakmış olma ihtimalini göz önünde bulundurup, ilahi adalet tarafından cezalandırılabileceklerini hesaba katıyor. Saraylardaki lüks yaşam biçimi ile ermişliği yan yana getiremiyor.

Fakat halkın gönlünde taht kurmuş ermişlere baktığımızda baş sırada şehitleri ya da bir lokma, bir hırka ile yaşayan tasavvuf ulularını görüyoruz. Merkez Efendi ve Sümbül Efendi halkın ruh terbiyesi ile meşgul olmuş tarikat büyükleridir ve insanların en itibar ettiği makam sahipleridir. İstanbul un unutamadığı şehitlerden Zuhurat Baba fetih esnasında şehit düşer aynı yerde türbesi inşa edilir. Efsanenin anlattığı yaşam öyküsü dünya sultanlarını kıskandıracak zenginliktedir. İstanbul un fethinden önce Topkapı surları ve çevresini, Zuhurat Baba ve arkadaşları koruyormuş. Fatih in kuşatması sırasında Bizanslılar su kuyularını zehirleyince, Osmanlı ordusunun su ihtiyacını karşılayan mucize insan Zuhurat Baba oluyor. Bugün Bakırköy deki Türbesi akıl almaz bir heyecanla burada dua eden insanla dolup taşmakta. Sarıyer deki Telli Baba Türbesi de izdiham yaşanan mekânlardan. Asıl adı İmam Abdullah Efendi olan Telli Baba, Fatih devrinde orduda tabur imamı iken şehit olmuş. Görüldüğü gibi Türbe ve yatırlarda başat desen şehitlik unsuru. Türkiye halkı şehitlere ziyadesi ile değer vermiş. Kur an-ı Kerim de de bu durum anlatılmıştır. "Allah yolunda öldürülenlere sakın ölüler demeyiniz. Zira onlar diridirler. Fakat siz bilemezsiniz." Böylece kutlu kitabında bildirdiği gibi şehitler çok aziz tutulmuş, kendilerine şefaat etme ayrıcalığı verilmiş, Allah ın çok sevdiği bu kullarının hürmetine duaları boş çevirmeyeceği kanısı yaygınlaşmıştır. Tabii her şeyde olduğu gibi bazen cahil halk katmanlarında çok olumsuz, İslâm la ilgisi olmayan törenlere dönüştüğü de gözlenmiştir.

Belki de en paradoksal örnek, Birgivî Mehmed Efendi de görülür. Birgivi yaşadığı devirde(ölümü 1573) İstanbul da; türbelere, yatırlara, mum yakmalara şiddetle karşı çıkar. Dönemi içerisinde yaşayan bilginler, kitaplarını padişaha takdim edip büyük caizeler alırken, Birgivi, çok değerli eserleri olduğu halde böyle şeylere teşebbüs etmemiştir. Başını eğmeyişi resmi ekâbirde rahatsızlık uyandırır. Bunun üzerine İzmir in Birgi nahiyesine tayin edilir. Bu aslında bir nevi sürgündür. Birgivi Mehmed Efendi diye nam salan bu büyük Türk bilgini bugün Birgi nahiyesinde yatmaktadır. Ne gariptir ki yolu Birgi ye düşenler "Türbelerden yardım istemek, bidat ve hurafedir diyen Mehmed Efendi nin de kabrine çul çaput bağlandığını hayretle göreceklerdir.