İSLAM hayat nizamıdır. Hayatın içindedir ve hayatın
bütününü kucaklar. İslâm, sadece konuşulan değil; o konuşulan güzelliklerin
hayata yansıtılmasını da emreden bir dindir. Yani İslâm, onun yaşanan şeklidir.
İmandan hemen sonra sâlih amel emredilmesinin sebebi budur. Sâlih amel,
inandığımız hakikatlerin hayatımıza yansıtılmasıdır.
İslâm bir bütündür. Müslümanların hayat tarzı,
inançlarından ayrı düşünülemez. Namaz, abdest, oruç gibi günlük ibadetlerde
olduğu kadar; hayat anlayışı, toplum hayatı, sanat ve düşünce dünyamızda da
inancımızın pratikleri vardır.
Barınma ihtiyacı için Müslümanların yaptıkları evlerde,
sosyal hayatı tanzim için oluşturulan şehirlerde de bunu görürüz. Rasgele bir
yerleşim yerine gelen bir yabancı, oranın kültürel yapısından hareketle,
burası Müslümanların yaşadığı bir yer değerlendirmesini yapmakta zorlanmaz.
Şehirlerin huzur ve mutluluğu, hayatın merkezine inancı
koymasına bağlıdır. Tarihte ilk kurulan şehir Mekke dir. Burası Tevhîd
akidesinin merkezidir. Bu yüzden Mekke şehirlerin anası olarak anılır. Şehir,
Kâbe nin çevresinde halkalanmıştır. Tevhîd akidesinin yürürlükte olduğu her
dönemde huzur ve mutluluk merkezi olmuş, insanlığın yoldan çıktığı dönemlerde
ise bu tılsım bozulmuş, kan dökülen bir yer haline dönüşmüştür.
Aynı durumu Medine de de görüyoruz. Allah Resulü (s.av)
burayı fethettikten sonra, ilk yaptığı iş şehrin merkezine Mescîd-i Nebi yi
yapmak olmuştur. Sosyal hayat cami merkezli olarak şekillenmiştir.
Müslümanların kurdukları şehirlerde bütün yollar camiye çıkar. Kulluk
unutulmaz. Ahiret ihmal edilmez. İnsan sonsuzluk iştiyakı içinde yaşar.
İSLAM MEDENİYETTİR
Camilerinden çarşılarına, mimarisinden her türlü sanat
eserlerine kadar İslâm büyük ve muhteşem bir medeniyettir. Mekke, Medine, Şam,
Bağdat, İstanbul, Kurtuba gibi şehirler ve oralarda yapılan evler bu
medeniyetin diğer insanlara da yansıyan vitrinidir.
İslâmî değerlerin hâkim olduğu dönemlerde söz konusu
vitrin muhteşem görüntüsüyle insanda hayranlık uyandırıyordu. Mimaride Allah ın
birliği, sonsuzluk özlemi, insanın acizliği, Allah-ü Tealâ nın kudret ve
azameti gibi mesajlarıyla insanı tefekküre davet eden bir özellik vardı. Bu
üslûp, başka dinden olanları da kendi mıknatıs alanına çekerdi. Bu yüzden
Müslümanlar dünyada itibarlı bir konumda idiler.
Müslümanlar, en orijinal özelikleri olan İslâmî
değerlerden uzaklaşıp başkalarına özenerek yabancılaşmaya başlayınca o muhteşem
sanat eserlerini meydana getiremez duruma geldiler. Yeni Mimar Sinanlar
yetiştiremediler. Tılsımı bozdular. Kimlik kaybına uğradılar. Huzur bozuldu.
Şehir ve evlere karamsarlık çöktü. Yaşadıkları kent onları bunaltmaya başladı:
Ne uçan otomobiller, ne yüzen trenler, ne de tekerlekli gemiler. Yesrib i
Medine yapan ne ise biz onu istiyoruz. Abicim durdurun bu kenti! Müsait bir
yerde inecek var. (Anadolu Gençlik Dergisi, mb, sayı 168, Ocak 2014)
Anadolu Gençlik Dergisi nin Ocak 2014 sayısı şehir, kent,
mimarî konularını tartışmaya açan bir dosya olarak çıktı. Müslümanların
yaşadığı şehirlerin nasıl olması gerektiği konusunda düşünür ve uzmanlar görüş
belirttiler. Lütfi Bergen, İslâmî şehirlerin kendi inanç yapımız içinde
kurulabileceğini anlattı: İslâm şehri küresel kapitalizmden
bağımsızlaştırılmış Müslüman pazarlarının çevresinde inşa edilebilir. (Sh. 18)
MÜSLÜMANLARIN ŞEHRİ
Yine Lütfi Bergen, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır ın
şehir tanımını naklediyor yazısında: Şehirden maksat, valisi, hâkimi,
müftüsü bulunan ve kanunların uygulama imkânı olan yerdir. Şehrin bitişiğinde
bulunan yerleşim merkezleri de şehir hükmündedir, buralarda oturanlara da Cuma
namazı farzdır. (Sh..17)
Prof. Dr. Sadettin Ökten de mimarî ve sanatın inanç
sistemiyle iç içe olduğu nu anlatır ve medeniyet tasavvuru noktasında
toplumsal bir alt yapıya ulaşma ihtiyacı ndan söz eder:
-Bizim bir karar vermemiz lâzım, gâvur muyuz, Müslüman
mıyız Gâvur olacaksak da, adam gibi gâvur olalım, Müslüman olacaksak da adam
gibi Müslüman olalım. Bunu inanç manasında söylemiyorum, sosyolojik olarak
söylüyorum. Bunun çağdaki karşılığı ne Yeni bir medeniyet tasavvuru ortaya
koyabilecek miyiz Yoksa medeniyete kayıtsız şartsız teslim mi olacağız
Gökdelen yaptığın zaman aile iffet ve namusundan bahsedemezsin. (Sh. 55)
Şehircilik uzmanı olarak tanınan Turgut Cansever inanç ve
mimariyi bir bütün olarak görür ve Müslümanlara yansımasını şöyle açıklar:
İslâm halklarının kendi kültürel özelliklerine yabancı çevreleri ortaya
çıkarması, onların ortak bir mimarî üslûp ve temel geliştirmekten yoksun
olduklarının değil, tevhid kavramının yitirilmesi ve tahribinin bir
tezahürüdür. (Şehir ve Mimarî)
Şehir ve evlerimizin de bir dili var. Bir toplumun kimlik
ve kültürü yansır buralara. Kurdukları şehirlerden Müslümanların değerlerine
bağlılık derecesini kolayca anlayabilirsiniz. Müslümanlar inanç ve değerlerine
sahip çıktıkları oranda muhteşem sanat eserleri meydana getirebilir; dünyada
yeniden söz ve itibar sahibi olabilirler.