Kişilerin/toplumların yaptıkları seçimler tarihin akışına direkt etki eden önemli olaylardır…

Bir seçimde bulunursun, hayatını değiştirirsin,

Bir seçim yaparsın, toplumu dönüştürürsün,

Bir seçimin seni dönüşü olmayan bir yola sokar; sonu huzur ya da kaos!..

İnsan, yol arkadaşını iyi seçmeli, yolda kalmamak için;

Kişi, hayat arkadaşını iyi seçmeli, ahiretini abad etmek için;

Kişi, ekibini iyi seçmeli, sırtını güvenle yaslayabilmek için;

Aksi takdirde yolun eza, ahiretin berbat olur, sırtında da hançer eksik olmaz!..

Seçiminize dikkat edin!..

***

Kudüs Fatihi Selahattin Eyyubi, 88 yıl Haçlı esaretinde kalan Kudüs’ü fethederek yeniden özgürlüğüne kavuşturma hayaliyle yanıp tutuştu ve “Kudüs esir kaldıkça kendisine gülmeyi haram saydı…” Büyük komutan Selahattin’in bu tavrı bir seçimdi… Müslümanların en kutsal üç mescidinden biri olan Mescid-i Aksa’yı bağrında barından Kudüs’ün işgal altında oluşu, Haçlıların Kubbetus Sahra’nın kubbesine haç takması Selahattin Eyyubi’yi “gülmek bana haram” şeklinde ağır bir seçime yöneltti…

Selahattin Eyyubi’nin bu seçimi beraberinde yeni seçimlerde bulunmayı da gerektirdi… Ya ordusunu bir an önce toplayıp Kudüs’e yürümek ve Haçlıları, “etrafı bereketli kılınan” bu topraklardan sürmek ya da sabırla bir şeyin olgunlaşmasını beklemek!.. Selahattin ilk seçiminin yanına bir seçim daha eklemeliydi; Kudüs esirken gülmek madem ki kendisine haramdı; o zaman Kudüs’ü fethetmeli ve bu ezadan kurtulmalıydı… Ve ikinci tercihini bir şeyin olgunlaşmasından yana yaptı… O şey neydi?

Tıpkı bugün olduğu gibi o dönem de Müslümanlar Kudüs ve Mescid-i Aksa’yı unutmuştu… Ve Selahattin ikinci tercihini Müslümanları Kudüs’e uyandırma, Mescid-i Aksa’nın kutsiyeti noktasında Müslümanları belli bir şuur seviyesine ulaştırma noktasında yaptı… Bunun için de “İlim Halkaları” oluşturdu… Evlerden sokaklara, hanlardan camilere kadar her yerde Mescid-i Aksa ve Kudüs’ün önemi adeta zihinlere kazındı… Ve artık Müslümanlar Aksa’nın hasreti ile yanıp tutuşur hale geldiklerinde Selahattin “tamam” dedi; “Kudüs’ün fethinin vakti gelmiştir…” Burada Selahattin Eyyubi bir karar daha vermeliydi… “Kudüs’ü fethedecek ordu nasıl bir ordu olmalıydı?”

Bu da bir seçimdi ve Selahattin seçimini, Hindistan’dan Fas’a kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış Müslüman milletlerden oluşturma kararı aldı… Ve elhamdülillah, artık Selahattin’in yüzü gülüyordu; çünkü Kudüs fetholunmuştu!.. Ancak, Kudüs 730 yıl sonda tekrar esir düştü ve 100 yıldır Müslümanların bir seçim yapmasını bekliyor…