SİYASİ partilerin asli görevi toplumu korkutarak bir yandan öbür yana sürüklemek değil, sorunlara çözüm aramak ve bulmak, buldukları çözümü millete sunmaktır. Millette sandık başına gitmeden partilerin sunduğu teklifler arasında kendince en iyi ve doğru olduğuna inandığını tespit edip ona göre oy vermektir. Ancak, ülkemizde bu yaklaşım hayata bir türlü geçirilmedi/geçirilemedi. Gerek seçim kampanyalarında gerek hayatın akışı içinde partiler toplumu diğer parti ya da partilerden korkutarak kendilerine yönelmesini sağlamaya çalışıyorlar. Erbakan Hocam bu uygulamaya horoz dövüşü derdi. Bu kavgadan derde deva çıkmadığı için de ülkenin sorunları her geçen gün biraz daha büyümeye devam etti.
Toplumu korkutmada her dönem geçerli olan koalisyon öcüsü gündeme geliyor. İstikrar isteniyorsa ille de tek başına iktidarın gerekli olduğu ısrarla vurgulanıyor. Koalisyonlar sadece istikrarsızlığın sebebi olarak değil aynı zamanda bir felaket habercisi olarak sunuluyor. Böyle olmasaydı, 7 Haziran seçimlerinin ardından 4 farklı hükümet kurma alternatifi varken hükümet kurulamaz 5 ay sonra yeni bir seçim gündeme gelir miydi Ve yine seçime birkaç gün kalmışken özellikle iktidar partisi sözcüleri toplumu tek başına iktidara zorlamak adına yeni bir seçimden bahsetme ihtiyacı duyarlar mıydı Bunun da ötesinde kendilerini vazgeçilemez olarak görmek gibi bir yaklaşımın milleti köşeye sıkıştırmak etkisi yapacağı için bıkkınlığa iteceğini görmeleri gerekmez mi
Kaldı ki 5 ay ara ile genel seçimlerin tekrarlanması garabeti yaşanırken seçmeni, “Bizi tek başımıza iktidar yapmaz, yine koalisyonlar gündeme gelirse istikrarsızlık gelir. Çünkü yeni hükümet kurulamayacağı için üçüncü defa seçim gündeme gelir” demenin izahı olabilir mi İşin doğrusu seçimlerden çıkan sonuca tüm partilerin saygılı olması, koalisyon çıkıyorsa şimdiden onun şartlarını düşünmeleri gerekir. Özellikle koalisyonları ülkeyi felakete sürükleyen bir sonuç olarak takdim ettiğinizde millet iradesine ipotek koyuyorsunuz, seçmeni istediğiniz istikamete zorluyorsunuz demektir. Bu şartlarda seçime gidilmesi ise demokratik teamüllere uygun değildir. Asıl olan millete tekliflerin sunulması, tercihin seçmene bırakılmasıdır. Milletin tek tercihe zorlanması seçimi seçim olmaktan çıkartır. Ve seçmeni, kazanana kadar seçim sandığına gitmeye mahkûm etmek anlamına gelir.
Kısacası seçimlerin tekrarlanmasını da, koalisyonları da öcü olarak göstermekten vazgeçilmesi gerekiyor. Bir yandan seçmen iradesine saygıdan söz edip öbür yandan, “Sakın ola ki tek parti iktidarı çıkacak şekilde oyunu kullan” demek seçimi millet nazarında korkulacak ve istenmeyen bir olaya dönüştürür. O zaman da sistem demokratik olmaktan çıkar. Meydanlarda demokrasiyi dillerinden düşürmeyenler sistemin ana mekanizmasını oluşturan seçimleri korkulacak bir olay olarak sunarlarsa bu mekanizmaya zarar verirler. Kaldı ki, hiçbir parti vazgeçilmez değildir. Kendilerini vazgeçilmez olarak görenler, bir diğer ifadeyle kendileri seçilmediği takdirde ülkenin felakete sürükleneceği anlayışında olanlar bastıkları dalı kesiyorlar demektir. Bu bakımdan toplumu koalisyonlarla korkutmak yerine koalisyonların nasıl uzun ömürlü olabileceği ve faydalı hizmetler yapabileceği hususunda siyasi parti yöneticileri kafa yormalıdır. Kaldı ki, uzun süre tek başlarına iktidar olan partiler bir yıpranma süreci yaşamakta, bu da ister istemez seçmeni farklı tercihlere yönlendirmektedir. Netice itibariyle tüm partiler bu ülkenin partileridir ve bir koalisyon söz konusu olduğunda ortak noktalarda birleşme, ayrılıkları bir kenara bırakmak yaklaşımında birleşebilmelidirler.