Eskilerin deyimiyle seçim sathı mailine girdik. Ülkemiz hızla 1 Kasım’a koşuyor.

Bu seçimlerde de en çok çalışan, en çok terleyen gene Milli Görüşçüler olacaktır. Bu hususta atılan adımların boşa gitmediğine hepimiz yürekten inanıyoruz. Çünkü biz, bir gün Türkiye’nin ayağa kalkacağına inanıyoruz. Ve inşaAllah ülkemizin ve İslam âleminin ayağa kalkışına, şahlanışına Milli Görüşçüler vesile olacaktır. Biz öyle inanıyoruz ki, Türkiye ayağa kalkarsa bütün dengeler değişir. Dünyada oluşturulan zulüm düzeni sona erer, yeryüzüne barış düzeni egemen olur. Çoğu insan “bunu kim istemez ki” der. Der ama gereğini yapmaz. Hakkın hakim olması için herkesin üzerine düşeni yapması gerekir. En önemlisi de oyunu Milli Görüş’e yani Saadet Partisi’ne vermesi icap eder. Doğru istikamete yönelmek ve Hak’tan yana olmak meziyet ister. 1 Kasım seçimlerinde seçmenin vereceği doğru karar dünya sistemini altüst etmeye yetecektir.

Karşı güçler, dünyada oluşturdukları dengelerin değişmemesi ve statükonun devam etmesi için ellerinden geleni yapıyorlar, yapacaklar da. Başta medya olmak üzere kontrollerindeki propaganda enstrümanlarını kullanarak milletin tercihini etkilemeye çalışıyorlar. Nasıl ki bizler her seçimde “bu seçimler çok önemli” diyor isek, onlar da kendi açılarından her seçimi önemsiyorlar ve her seçimde farklı gerekçeler uydurarak seçmeni arzu ettikleri istikamete yönlendiriyorlar. Seçmen de çok büyük oranda son kez oy verme niyetiyle sandığa gidiyor. Bu manada seçmen, kendisine kurulan kumpasın farkında değildir. Girdiği kısır döngüden bir türlü yakasını kurtaramıyor. Her dönemde farklı bahanelerle ‘oy’unu merkez partisine kaptırıyor. Ve yıllar bu şekilde geçiyor. Hatta bir türlü gerçekleşmeyen beklentiler içerisinde bir ömür harcanmış oluyor.

Bir yolunu bularak evvela insanımızı bu ruh halinin dışına çıkarmak lazım. Küresel sistemin desteğiyle oluşturulan siyasi yapılardan hayır gelmeyeceğini iyi anlatmak gerekir. Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi... Hepsi tek başına iktidar olmuş ve seçmende benzer beklentiler oluşturmak suretiyle ülkeye zaman kaybettirmişlerdir.

Bu üç parti içinde Anavatan Partisi lideri Turgut Özal’ın iyi niyetli olduğuna inanılır. Diyelim ki öyle. Bilindiği gibi Özal, iki dönem Başbakanlık yapmıştı. Partisi tek başına iktidarda idi. Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı süresi dolunca bu kez Özal Cumhurbaşkanı seçilmişti. Çankaya’da fikri değişti. Anavatan Partisi’yle hedefine ulaşması mümkün değildi. “Yeni” bir parti kurdurdu. Yeni kurulan partiyle yoluna devam edecekti. Ama ömrü vefa etmedi...

Biz asıl konumuza dönelim ve kendi kendimize şöyle bir soru soralım:

Seçmenin bu kısır döngüden kurtulması mümkün mü

Elbette mümkün.

Sadece kafasına sokulan kurgulardan kurtulması gerekir. Bir sürü vehimler... Hepsini kafasından söküp atması lazım. Bunların yerine yerli ve milli çözümler üretmesi, bu konulara kafa yorması icap eder.

Seçim çalışması yaparken en çok kafaların düzeltilmesi için gayret sarf edilecektir.