7 Haziran seçimleri takviminde tüm detaylar işlerken, siyasi partilerde propaganda dönemi de belirgin şekilde kendini göstermeye başladı. Artık Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde siyasi parti başkanlarının mitinglerinin medya yansımalarını ve bu kalabalıklarla ilgili yüksek yüksek yorumları okumaya başlayabileceğiz. Süreç içinde kimin tarafından finanse ve sübvanse edildiği belli olmayan anket firmalarının, zihinlerimizi dönüştürmek, siyasi kanalları kendi meşreplerinin partilerine yöneltmek için kurguladıkları, detaylandırılmış anketlerini de göreceğiz. Eminiz ki, bu dağdağalı dönem içinde belirli siyasal mihrakları pohpohlamak, cilalamak ve puanlarını yükseltmek için yapılan bu anketlerin, toplumsal dinamiklerimizde hiçbir karşılığının olmadığını görerek, tamamının hatırını soran cümleler kuracağız. Türkiye, siyasal zeminleri çok kaypak bir ülke olmakla tarihsel bir maziye sahip. İnsanlarımızın maalesef toplumsal hafızaları da, siyasal hafızaları da çok zayıf. Bunu bilen toplumsal imaj çalışmaları yapan firmalar, imajmakerlar ve siyasal mühendisler, özellikle medyanın manivelasını da kullanarak, zihinlerde derin algılar oluşturmayı başarabiliyorlar. Habbeyi kubbe yapmak noktasında mahir olan medya zihniyetimiz, güce itaat etme bağlamında mevcut siyasi partilere insanların yönelmesini sağlayacak saikleri üreterek, bir şekilde toplumsal bir bilinçsizliği körükleyebiliyorlar. Her şeye eyvallah diyen, her şeyi kabul eden bir insan prototipini oluşturmak yönünde, manşetleriyle, yorumlarıyla, haberleriyle çok farklı bir derin dalga etkisi oluşturuluyor. Güçlü olduğu imajı verilen siyasi partileri desteklemeyenler ise, ideallerinin gösterdiği istikametten şaşmayan, fikirlerini ve düsturlarını benimsediği siyasal zeminlerden asla taviz vermeyen kitleler olarak her dönemde bilinçli seçmen vasfını tırnaklarıyla kazıyarak elde ediyorlar.

Yeni dönemde neler yapacağız

Öncelikle, “Medya inceleme rehberimiz olacak…” Hiçbir zaman, medyada daha çok görünme meraklısı olana itibar etmeyeceğiz. Yaptıkları yapacaklarının teminatı olanlara prim vereceğiz. Güçlü olanın yanındayız gibi kuru kalabalıkların tavrı olan yandaşlık sıfatıyla donanmayacağız.

Çarpıcı bir anı anlatayım… Refah-Yol Hükümeti’nin efsane hizmetlere imza attığı dönemlerde, işçi ve memurlarla ilgili toplu sözleşme süreci başlamış. İşçi ve memurlar, daha önceki siyasi partilerin kendilerine reva gördüğü oranlarda, yüzde 10 veya yüzde 20 gibi rakamlar telaffuz ederek toplu sözleşme görüşmelerine gelmişler. Yapılan toplu sözleşmelerde Milli Görüş’ün Lideri, Refah-Yol Hükümeti’nin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, toplu sözleşme masasında ıkına sıkıla bu rakamları isteyen işçi temsilcilerine, yüzde 100 gibi bir artış sağlayınca, bir anda herkes donakalmış. Bu anıyı, Refah-Yol’da bakan olan bir ağabeyimiz anlatmıştı…

Her şey güllük gülistanlık deniliyor ama… İşçiye ve memura, her toplu sözleşme döneminde enflasyon + birkaç puanlık artış bile silah zoruyla yapılıyor.

İktidar olmak ayrı, muktedir olmak ise ayrı bir sanattır. Devleti yönetmek, geminin dümenine geçtikten sonra, her şeyi çekip çevirebilmek ise maharet üstü maharet gerektirir.

Şunu demek istiyoruz: Hiçbir zaman size gösterilene itibar etmeyin… Medyanın cilalama ve pohpohlama harekâtına inanmayın. Nutuktan başka bir mahareti olmayanların işbaşına gelmesinden sonra önümüze çıkan kuyulara düşe düşe bu hale geldik. Tam bir “Lale Devri”ndeyiz… Güç sahibi olanlar, iktidara yakın duranlar, iktidara kayıtsız şartsız destek verenler bu lale devrinin kazananları! Bilinmeli ki, Lale Devri’nde mersiye ve methiye yazanlar, çıktıkları kulelerden alaşağı da olabilirler.