“Bir sanatçı asla ideal koşullarda çalışmaz” diyor sinema tarihine adını altın harflerle yazdıran ünlü Rus yönetmen Andrey Tarkovski. İdeal koşuldan maksat her şeyin yolunda gitmesi olmalı. Tarkovski’ye kulak vermeye devam edelim: “Eğer koşullar ideal olsaydı, sanatçı bir hava boşluğunda yaşamadığı için bir işi olmazdı.” Herhalde şunu anlamalıyız bu cümleden: Sanatçı yanlışlığını ya da eksikliğini hissettiği bir durum karşısında kaleme sarılır. İsterseniz Tarkovski’nin ne demek istediğini daha yakından anlamaya çalışalım: “Sanatçı var, çünkü dünya mükemmel değil. Dünya mükemmel olsaydı sanat işe yaramazdı; çünkü insan ahengi aramaz, sadece içinde yaşardı. Sanat kötü tasarlanmış bir dünyadan doğar.”
İsmet Özel de “Şiir Okuma Kılavuzu” adlı eserinde şöyle söylüyordu: “İnsan kendi doğrularını dış dünyanın somutluğu içinde bulursa şiire yüz vermez.” Aradığını dışarıda bulan, sadece bulduğunu zanneden yani bulduğu şeyle ikna olandır. İnsanın bulduğu hiçbir şey öz itibariyle aradığı şey değildir. Daha fazla aramayı göze alamadığı için bulduğu şeyin aradığı şey olduğu konusunda kendini inandırmaktan başka çaresi yoktur. Şayet her bir şey dünyada mevcutsa, bir idealle karşı karşıyayız demektir. Bu durumda ne sanatın ne de edebiyatın bir karşılığından bahsedebiliriz. Acı, gurbet, yokluk, yoksulluk, fanilik, yalan, vefasızlık, zulüm, afet ve felaket, dilin kifayetsizliği gibi daha birçok nakısa olmasaydı dünyada ne şiir yazabilirdik ne hikâye.
İnsanların kahir ekseriyeti sanat ve edebiyattan uzak yaşıyorsa onların bu eksiklikleri görmezden gelmeleri, kafa yormamaları ve dikkatlerini başka taraflara yöneltmeleri sebebiyledir. Çünkü kalabalıklar yolda buldukları ile yetinirler. Önlerine konan şeyi bulunmuş bir nimet kabul ederler. Hazır bulduklarını ya da kendilerine işaret edilen şeyleri huzur ve mutluluk vesilesi sayarlar. Sanata ilgisizlikleri bilgisizliklerinden değil, verili dilin ötesindeki bütün dillere, sembol ve kodlara karşı kendilerini müstağni hissetmeleri sebebiyledir. Bu yüzden hiçbir zaman dil sorunu diye bir sorunları yoktur. İfade sıkıntısı da çekmezler. Zira gündelik ihtiyaç ve dertlerle sınırlı dünyalarını bir avuç kelimeyle yaşayıp giderler. Dünyada bir ahenk eksikliği var ki dört bir yandan birçok insan enstrüman arayışı içindedir.
Şiir dünyalıktır. Tam da dünyaya göredir. Olmasaydı dünyanın bin bir türlü hâli bin bir türlü sanat ve edebiyat da olmayacaktı belki de. Yazmak dünya ile ağız kavgamızın bir neticesidir. Muhtemelen dünyada başlayan bu kavga yine bu dünyada bitecektir. Dünya ötesi hayatta şayet orası cennetse sanat ve edebiyata gerek yoktur. Allah-u âlem cennette şiir de olmayacaktır. İnsanlar ahengi aramakla uğraşmayacak sadece içinde yaşayacaklardır. Cennet iyi tasarlanmış bir dünyaya tekabül eder. İyi tasarlanmış bir dünyada kötüye, yanlışa ve eksik olana yer yoktur. Dolayısı ile bu nakısaların olmadığı bir yerde onları aramanın da bir mantığı olmayacak, bu mutlak mutluluk mekânına kavuşanlar doya doya ahiret yurdunun tadını çıkaracaklardır.
Dil insana içinde yaşadığı dünyayı tanımak ve de tanımlamak için sunulmuş bir iletişim vasıtasıdır. Adem babamız ve Havva annemiz sınandıkları bahçeden (cennetten) kovulmadan önce sadece birinci, ikinci ve üçüncü tekil şahıs zamirleri vardı. Dilin sınırları hayat serüveninin sade ya da karmaşık olmasına göre şekillendiğinden, yasak ağaçtan yiyinceye kadar sessizliğe yakın bir pozisyonda bulunmaktaydılar. Ne vakit yasak ağaca tamah ettiler, yaşadıkları hayatın içerisine başka şeyler de girdi. Kelime ve ifade dağarcıkları gelişip arttı. Bulundukları bahçenin sessizliğini bozan bir şeyler vardı. Bu günahla birlikte çıplak bedenleri örtüye, çıplak tahayyül ve tasavvurları kelime elbiselerine ihtiyaç hissetti.
Cennetten dünyaya düştüğümüz günden beri dilimizin kifayetsizliğinden mustaribiz. Akif boşuna söylememiş: “Ağlarım ağlatamam, hissederim söyleyemem / Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım” diye.
İnsan dünyanın cennet olmayacağını, mutlak mutluluğu dünyada aramaması gerektiğini bilmelidir. Gerçek gündemine dönmek için bir saatine bir gökyüzüne bakması yeterlidir. Gazete başlıklarına göre değil, hayatının boşluklarına göre oluşturulmuş bir gündem insana şiir de yazdırır öykü de!