Stratejik dönüşüm bekleyenler, bunun demokrasiden değil,
ekonomik zihniyetten yola çıkılarak gerçekleştirileceğini yeniden anladı. Çünkü
sadece doların artışından dolayı son üç ayda devletin borcu 75 milyar lira
artmıştır. Görünen o ki; ülke ekonomisi, başarılı bir tamirat sürecine değil,
başarılı bir bakım sürecine ihtiyaç duymaktadır. Ekonominin, küresel krizlere
karşı koyabilecek mukavemete kavuşamayacak olması endişe vericidir.
On yıl öncesi konjonktürden çok farklı olan yeni bir
dünya düzenindeyiz ve finansal istikrarı sağlamaktan daha önemli olan üretim,
istihdam ve rekabet odaklı dönüşümü gerçekleştirmektir. Bunun için de:
Türkiye nin mevcut iktisadi yapı taşları nın buna uyumlu hale getirilmesi
gerekmektedir. Bu yüzden yeni inşa edilecek model, tamirattan ziyade, elde
edilen tecrübelerle yeni bir modelin oluşturulmasına yönelik bir hamle
anlayışına dayanmalıdır.
Önümüzdeki dönemde, zincirleri kıracak farklı
yaklaşımlara açık olmak ve stratejik bir dönüşüm oluşturmak, anahtar
niteliğinde olduğu halde, hükümetin elinde böyle bir anahtar bulunmamaktadır.
Üstelik bu anahtar sorulduğunda da, sürekli kilitten bahseden bir anlayışla da
karşı karşıyayız. Ekonomik dönüşüm için derin katmanlara sirayet edecek yeni
bir reform dalgasının başlatılması yerine, yeni anayasa ve buna dayalı olarak
devletin baştan sona yenilenmesine kurban edilmeye başlanması bu gerçeği
ispatlamaktadır.
Zihniyetlerde bir dönüşümün gerektiği bir dönemde
tamiratın devam etmesi, dönüşü olmayan bir zararın da habercisidir. Bu durumda,
zararın neresinden dönülemeyeceğini kestiremeyen ve daha da kötüsü buna cesaret
edemeyen yönetim anlayışımız, muhtemel bir savaştan medet ummayı göze
almaktadır. Çünkü büyümenin çoğunun, ithalatı artıran, krediye dayalı iç
tüketimi körüklemesi, Euro bölgesinde tırmanan kriz, ABD deki yeni bir daralma
veya Çin ekonomisindeki yavaşlama ülkemizdeki birçok göstergenin bir köpük gibi
olmasını ve dış şoklarla daha kırılgan kalacağını ortaya çıkarmaktadır.
Dengesizlikler şişmeye bırakıldığı için, düzeltme de o
kadar sert olacaktır . Bölgede çıkacak muhtemel bir savaş bu sertliğin
derecesini göstermek için yeterlidir. Bu olumsuzlukları en çok milletimiz
yaşayacaktır. Çünkü bu sefer hem devlet hem de millet borçludur. Yaşanan
tahribat yapılan tamiratla önlenemediği gibi, son dönemde savaş
senaryolarının ağırlık kazanması da düşündürücüdür.
Ve bizler, zihniyetimizi değiştirmediğimiz sürece,
dönülmez bir zararın ufkundayız. Faizin bir dünya gerçeği değil, bir sömürü
gerçeği olduğunu anlamak pahalıya mal olmaktadır. Sürekli yükselen maliyetleri
ve artan faturaları ödeme noktasında savaş senaryosu kurgulamak ise, tek
kurgusu savaş olanların ekmeğine yağ sürmektedir. Son on yılda sırasıyla, Irak,
Afganistan, Libya, Mali ve Mısır örneklerine şimdi de Suriye örneği
eklenmektedir. Yöneticilerimize düşen görev ise, sadece telefonunun mesaj
kısmına savaş yazıp bir boşluk bırakarak nereye göndereceğini beklemek
olmaktadır. Çünkü borç almaya devam eden, emir almaya da devam etmek
zorundadır.