2020 yılında düzenlenecek olimpiyat oyunlarını İstanbul a
getirmek için Uluslararası Olimpiyat Komitesi önünde yapılan sunum ve
sonuçların açıklanmasını müteakip yaşananlar dramatik bir tablo ortaya çıkardı.
Seçim sonucu pek çok yayın organımızda İstanbul değil,
Olimpiyat kaybetti veya Olimpiyatlar İstanbul u kaybetti tarzında biz size
neler verecektik neler; ama kıymetini bilemediniz mealindeki başlıklarla
duyuruldu. Hatta bir TV kanalımız İstanbul değil, dünya kaybetti başlığını
kullandı.
Uluslararası Olimpiyat Komitesi nin çifte standardından,
Batılıların bizi hep yüzüstü bırakmasından, hatta kendi Batılı değerlerine bile
sahip çıkmamasından şikâyet eden yorumlara konu olduk.
Eskaza İstanbul u tercih etselerdi bunlardan bahseden
olacak mıydı
Şu olimpiyat ruhu denilen şeyin, insanlığa Batılılarca
uygulanan zorbaca tahakküm ve terörü gizlemeye yaradığını hatırlayan ve
hatırlatacak olan kimse çıkacak mıydı
Peki, bu süreçte yaşanan şu tüyler ürpertici gelişmeye ne
demeli:
Seçimler arifesinde İngiliz Reuters haber ajansı İstanbul
fotoğrafları yayınladı. Bu fotoğraflardan birkaç tanesinde çarşaflı kadınlar,
sahilde cemaatle namaz kılan erkekler ve camide Kur an kursu talebelerini
gösteriliyordu ve ajans, hiç tahmin edilemeyecek yerlerden tepkiler aldı.
Ajansın İstanbul aleyhine bilinçli bir kampanya yürüttüğü ima veya iddia
edildi. Tam da Olimpiyat şehrinin seçimi öncesinde bizi Müslüman, Ortadoğulu,
Doğulu, modernlikten uzak, geri kalmış, geri kafalı vs. şeklinde tanıtıyorlar
imasında bulunan bir yakınma ve feveran hissediliyordu bu yayınlarda. Çarşaflı
kadınların, karton üzerinde namaz kılan insanların yaşadığı ülke olarak
tanıtılmak çok utandırmıştı hatta İslamcı diye bildiğimiz bazı çevreleri bile!
Eskiden Batı da böyle tanıtılmamıza laikçi yayın
organları tepki verirdi. Şimdi Müslümanlara hitap eden yazılı basında, internet
haber sitelerinde görüyoruz aynı tavrı, aynı utancı, aynı aşağılık kompleksini.
Nereden nereye geldik!
Olimpiyat komitesi önünde temsilci ve yetkililerimizin
sergilediği performans ayrı bir trajedi oldu. Olimpiyat demek barış demektir,
sevgi, saygı, kardeşlik demektir mealinde sözler sarf eden, olimpiyatlar
Ortadoğu ya barış getirecektir demekten çekinmeyen temsilcilerimiz, bazı
Batılı gizli mahfillerde nasıl yorumlanmıştır acaba
Şöyle demiş olamazlar mı: Osmanlı nın torunlarına bak,
Prens Albert in önünde Batı yı yüceltiyorlar!
Peki, yöneticilerimiz bu tarz söylem ve davranışlarının
orta ve uzun vadede insanımızın zihniyet ve hayat tarzı üzerinde nasıl bir etki
yapabileceğini hiç düşünmüşler midir acaba
Keza kendi çıkarı için tüm dünyayı iki defa topyekûn
savaşa sürükleyen, atom bombalarıyla yüzbinleri katleden, yerli halkları insan
yerine koymayıp soykırıma uğratan odakların umurunda mıdır bu coğrafyaya
barışın gelmesi Uluslararası Olimpiyat Komitesi, bu odaklardan ayrı ve
bağımsız mıdır Ortadoğu ya terör, iç savaş, katliam, diktatörlük, askeri darbe
takdir eden, bunlarla anılmasını isteyen mahfiller oyunun dışında mıdır
Olimpiyatların ekonomi politiği de ayrıca sorgulanmalıydı.
Sonuç karşısında sevinç izhar eden solcu ve laikçi kesim yazarları nedense
hadisenin kültürel, ekonomik ve siyasi boyutunu görmezlikten geldi veya daha
kötüsü meselenin bu yönünü hiç anlamıyormuş gibiydi.
Olimpiyatların milyarlarca dolar getireceği, turist
çekeceği iddiasında bulunanlar, 2004 Atina Olimpiyatları nın maliyetinin şu an
Yunanistan ın yaşadığı krize olan katkısını, ev sahipliği yapmayla hazırlanan
Brezilya da halkın niçin olimpiyatlar aleyhine döndüğünü, 2012
Olimpiyatları nın Londra ya gelen turist sayısını ne kadar etkilediğini
araştırmalı.
Yine de maddi kazanç veya kaybın çok çok fevkinde değil
midir, küresel sistem tarafından olimpiyatla ödüllendirilmek uğruna
benliğimizden, şahsiyet ve değerlerimizden bunca taviz vermek durumunda kalmak
İstanbul un seçilememesine üzülenler, şapkalarını
önlerine koyup Türkiyeli Müslümanlar olarak geldiğimiz noktayı iyi tahlil
etmeli ve üzüleceklerse, bu halimize üzülmelidirler.