İçinde yaşadığımız bölge bir bütün olarak Osmanlı hükümranlığından kaynaklanan huzur, barış ve adalet dönemini yitirdiğinden beri, sürekli olarak çalkalanmaya ve buna dayalı olarak zaman zaman çatışmalar yaşamaya devam ediyor. Bu çatışmalar "zulüm" merhalesini aşıp "savaş" boyutuna ulaştığında ise ateş özellikle düştüğü yeri daha çok yakıyor ve insanları çok yönlü acılar içinde bırakıyor. Bütün dünyada zulümler ve savaş var ama; özellikle Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu bölgeleri ile birlikte bunların tam ortasında/merkezinde yer alan Türkiye eski huzur, barış ve adalet dönemini arıyor
Kudüs Filistin probleminin sembolü olarak Sultan Abdülhamit sonrasında acılarını yaşamaya başladı Kıbrıs yıllarca yaşadığı zulümlerden kurtulmak için meğer Erbakan ın başlatacağı barış harekâtını bekliyormuş Bosna ve Kosova ise Balkanlar da son yıllarda savaş ve soykırım boyutunda yaşadığımız acıların ardından şimdilik güya huzura kavuştu ama Bağdat ve Kerkük dendiğinde, Saddam yönetiminde yıllarca yaşanan zulüm, katliam, savaş ve işgallerden sonra, şimdi de ABD nin gerçekleştirdiği vahşetler akla geliyor Kafkasya denince bizim aklımıza her şeyden önce Azerbaycan ın kalbindeki en derin yara Karabağ hep geliyordu ki; şimdi de üstüne üstlük Gürcistan-Rusya Savaşı başladı
Balkanlar daki Bosna ve Kosova savaşlarından sonra, oradaki zulümlerin baş müsebbibi Miloşeviç in akıbeti malum Ortadoğu nun kalbi olan ülkesini ve halkını yıllarca zulüm çemberi içinde yönetmesi yetmiyormuşçasına, bilahare İran-Irak Savaşı ile Kuveyt-Irak Savaşı na sebebiyet veren Saddam, son olarak ABD işgaline sebep olduktan sonra, zamanında onu iktidar ve kendilerine kukla yapan bizzat işgalciler tarafından idam edildi ama Iraklı kardeşlerimiz her türlü vahşi zulümler altında inlemeye devam ediyorlar Kafkasya ise yaşadığı sorunlar yetmiyormuşçasına, şimdi de bizzat Batı tarafından iktidara getirilen Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili nin sebebiyet verdiği Gürcistan-Rusya Savaşı ile gündemde
Türkiye nin etrafındaki ülke ve bölgelerde, eski "huzur, barış ve adalet" günlerini unutmuşçasına hep "zulüm ve savaş" var. Peki, savaş ve zulmün yerine yeniden barış ve adaleti getirmek mümkün mü Mümkünse, nasıl ve kim tarafından olabilir Sorunun cevabı mahiyetindeki bir toplantı, bu satırların yazıldığı gün İstanbul da yapıldı: Uluslararası Gençlik Forumu (İFYO) tarafından düzenlenen "Müslüman Gençler Kültürel İşbirliği Toplantısı". Barış ve adaletin nasıl geleceği sorusunun ilk cevabını, toplantının açış konuşmasını yapan Recai Kutan verdi ve dedi ki: Adil bir dünya kuracağız
Recai Kutan konuşmasının son bölümünde şöyle dedi: "Değerli kardeşlerim! Şimdi soruyorum: Mevcut dünya düzeni neden adil değildir, adaleti sağlayamaz Çünkü Batı medeniyeti gücü hak sebebi sayar. D-8 adil bir dünya yolunda atılmış bir adımdır. Hepiniz hatırlayacaksınız Muhterem Hocamız Erbakan ın öncülüğünde, toplam nüfusları 800 milyon olan Bangladeş, Pakistan, Nijerya, Mısır, Malezya, Türkiye, Pakistan ve Endonezya öncülüğünde kurulan D-8 ler, ezilmiş ülkelerin emperyalizmine karşı atılmış güçlü bir adımdır. İslâm Birleşmiş Milletleri ve İslâm Ortak Dinarı projeleri gerçekleştirilmeli, İslâm Ortak Dinarı na geçilmeli ve İslâm Birleşmiş Milletleri kurulmalıdır."
Arif Ersoy ise İYFO Toplantısında, Afganistan Cemaati İslâmî üyesi bir gencin Dünyada çeşitli yönetim şekilleri var. Krallık, başkanlık, başbakanlık gibi bir çok yönetim şekli varken, yeni kurulacak olan dünya düzeninde yeni yönetim şekli nasıl olacaktır diye sorduğu soruya şu cevabı verdi: "Bizim kurmayı hedeflediğimiz dünya düzeninde rejimlerle değil sistemle problemimiz var. Biz öncelikle, nefsimizde, sonra çevremizde, ve ülkemizde daha sonrada dünyada adalet istiyoruz. Eğer biz adaleti hakim kılabilirsek, sistemler kendilerini yenileyeceklerdir. Ve adalet dünyaya hakim olduğunda ise dünya huzura kavuşacaktır."