Kuzey Irak ta yapılan "operasyon", pek çok bağlamıyla yazıldı çizildi. Bu kısa süreli savaşın edebiyatla karşılıklı etkileşimi ise dikkate değer bulunmamış olmalı ki payına birkaç cümle dahi düşmedi.

Savaş ve edebiyatın birbiriyle irtibatları farklı şekillerde tezahür eder: Savaş için kalem oynatanların bir kısmı, bağlandığı tarafı destekleyen metinler ortaya koyarlar. Başta cephedeki askerler olmak üzere, bütün bir halk bu tarz metinlerin hedef kitlesidir. Temel amaç, milli duyguları yüceltmek ve moral vermektir.

Savaşa dair edebiyatın karşı cephesinden de söz edebiliriz. Bunlar, her halükârda savaş karşıtlığı yaparlar. "Savaşma, seviş!" düsturunca hareket edip savaşı "insanlık onuru"na aykırı bulurlar.

Bir üçüncü grup ise bütünüyle "âtıl" pozisyondadır: Savaşı hiçbir şekilde edebiyata bulaştırmak istemeyenlerden söz ediyoruz. Pek çok toplumsal olay gibi, savaşın da edebiyata konu olamayacağını iddia eden hayal mahkûmları

Tabii, savaş edebiyatı denilince ikinci ve üçüncü cemaatler ister istemez meclis dışında tutuluyor. Öyle ya, bu edebiyat daha çok sıcak çatışmalardan beslenen metinlere dönük bir çağrışımı ihtiva eder. Şu halde "cephe karşıt"ı olan tutumlar, savaş edebiyatının dışına konuşlandırılma mecburiyetini kendi elleriyle teslim almış olmaktadırlar.

Şu aşamada sözü "savaş propagandası"na indirgemiş olduk. Savaşın psikolojik yönüyle de ilgili olan bu yaklaşımın, genel olarak edebiyatta ne zaman başladığı sorusu zorlu bir sorudur. Gerçi bu alanda yapılmış kimi dar malzemeyi bugün elimizde tutabilmekteyiz. Mesela, Birinci Dünya Savaşı nda Almanya, İngiltere, Fransa gibi ülkeler profesyonel metotlarla savaş edebiyatını geliştirmişlerdir. Avrupalılardan ilham alan İttihat ve Terakki Hükümeti de aynı süreç içerisinde, hatta daha da önce, Osmanlı edebiyatına müdahalede bulunmuştur. Balkan ve Trablusgarp savaşlarında Harbiye Nezareti edebiyatçılardan cepheye dair kapsamlı eserler talep eder. Bu çerçevedeki eserlere yüksek telif ücreti öder.  Yazılanları çok sayıda neşreder, dağıtır. Sonraki yıllarda aynı bakanlık bazı edebiyatçıları Çanakkale Cephesi ne götürür. Onların, "zabitan ve askerleri savaşa teşvik" edecek eserler oluşturmasını talep eder.

Okuyucunun, üst paragrafta belirtilenlerle ilgili ayrıntılı bilgiye ulaşabilmesi için, yeni zamanlarda oluşturulan birkaç kaynağı burada anmak zaruret oldu. Bu anlamda Erol Köroğlu nun kaleme aldığı "Türk Edebiyatı ve Birinci Dünya Savaşı" incelemesi (İletişim Yay., İst., 2004), İnci Enginün, Zeynep Kerman ve Selim İleri nin hazırladığı  "Kurtuluş Savaşı ve Edebiyatımız" antolojisi (Oğlak Yay., İst., 1998) ilk akla gelen kitaplardır. Çanakkale Savaşları nı konu edinen hemen her kitabın da bu konuda okuyucuya bir izlenim vereceği muhakkaktır.

Konunun genel yapısıyla ilgili tafsilatı size havale ettikten sonra, son savaş ortamının (Kuzey Irak Operasyonu) edebiyata yansımasına temas etmek istiyordum. Doğrusu buraya kadar yazdığımız satırların gerekçesi sırf şu son savaş halinin edebiyatla olan irtibatına temas edebilmek içindi. Her neyse, işte geldik o noktaya

Bu konudaki ilk yargımızı en başta vermiştik. İşbu noktada şunu da kesin bir tespit olarak ortaya koymak gerekir: Sözkonusu operasyonun edebiyata en bariz yansısı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ın iki nutkunda okuduğu şiirlerle vuku bulmuştur. Öyleyse vakıayı daha ayrıntılı ele almak gerekmektedir. 

Bir kere, bu şiirlerin edebiyatımızın iki büyük mütefekkir şairine ait olduğunu belirtelim. Başbakan Erdoğan ın ilk okuduğu metin Mehmed Âkif in "Çanakkale Şehitlerine" adlı abidevî eserden bir bölümdür. Bu yolla, Âkif in Çanakkale mücahitlerini "Bedr in Arslanları"na teşbih ettiği bölüm, Başbakan tarafından Kuzey Irak ta zor şartlarda mücadele eden askerlere hediye edilmiştir:

"Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!...

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd i

Bedr in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi "

Başbakan ın okuduğu ikinci metin ise Necip Fazıl Kısakürek in "Zindandan Mehmed e Mektup" şiirinin son bendidir:

"Mehmed im, sevinin, başlar yüksekte! / Ölsek de sevinin, eve dönsek de! / Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! / Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! / Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!"

Görüldüğü gibi, Başbakan Erdoğan her iki metni de ilk ve aslî gerekçelerinden ayırmış, başka bir olaya transfer etmiştir. İlki, Âkif in Çanakkale Savaşı kahramanları için kaleme aldığı ve 1919 da yayımlanan "Asım" kitabı içinde değerlendirdiği bir şaheserdir. Diğeri ise Necip Fazıl ın 1961 de yazmış olduğu ve başta kendi mahkûmiyeti olmak üzere dönemin Müslümanlarına uygulanan zulümleri olabildiğince yerdiği bir metindir. Mesela şu dizeler de aynı şiirdendir:

"Müdür bey dert dinler, bugün maruzat ! / Çatık kaş Hükûmet dedikleri zat / Beni Allah tutmuş, kim eder azat "

Edebiyatımızın bu mükemmel şiirlerini en iyi okuyanların başında Başbakan Erdoğan ın geldiğini söylemek mümkün olabilir. Hatta, "Zindandan Mehmed e Mektup"u bir zamanlar kasete okuduğunu biliyoruz. Bizim de tekrar tekrar okumaktan ve dinlemekten bıkmadığımız şiirlerdir bunlar. Öyleyse, bir kere de asıl varoluş gerekçelerinden farklı bir sebeple okunmasında ne zarar var diye itiraz edebilirsiniz. Bilemem, fakat, edebiyatla içli dışlı görünen, iyi şiir okuyan, hatta sırf şiir okuduğu için vaktiyle haksızlıklara uğramış olan Başbakan Erdoğan ın, tarihî arka plânları sabit iki şaheseri, anlam dairelerinden koparıp parçalaması biraz tuhaf değil mi ..

Bu arada tuhaf olan bir başka husus da acaba şu mudur: Türk edebiyatının merkezî ve resmî noktasına oturtulmuş şair ve yazarlar, son "operasyon"un ( kısa süre li savaşın) edebiyatına ne derece hizmet ederler Soru soruyu açıyor: Başbakan ın söz konusu savaş için "güncel" şiirler okuması daha iyi olmaz mıydı ..

İMZA GÜNÜ

Yukarıda, Çanakkale Savaşları nı konu edinen eserler "savaş edebiyatı"nın önemli vesikaları arasındadır dedik  Son yıllarda Çanakkale konulu eserler peşpeşe yayınlanmaktadır. Hatta sadece bu alanda eser yayınlayan yayınevleri kurulmuştur. Yarımada Yayınları bunlardan birisidir. Biz de bu yayınevi aracılığıyla Çanakkale Savaşları konulu çalışmalara katkıda bulunduk: "Çanakkale Savaşları ve İstanbul" adlı derlememiz bu yoldaki son çalışmamızdır. Bu kitabı 8 Mart Cumartesi günü saat 15.00-17.00 saatleri arasında yayınevinin Bursa 6. Kitap Fuarı, 361-D nolu standında imzalayacağımızı şimdiden bildirebilirim.

BİR AÇIKLAMA:

"28 Şubat: Günün Anlam ve Önemi " başlıklı geçen haftaki yazımızda "28 Şubat ın yerleşmesine katkı sağlayan meslek gruplarının sayısı az değildir." dedikten sonra bu meslek gruplarını saymış, bu bölümün son cümlesi olarak da: "Bir diğeri de KESK " ifadesini kullanmıştık. Bu cümlemizle ilgili olarak adı geçen sendikanın "Basın Yayın Sekreterliği" tarafımıza bir "düzeltme talebi" göndermiştir: Sözkonusu yazıda, bazı sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte "28 Şubat Bildirisine karşı 10 Mart 1997 yılında ortak basın açıklaması yapılarak demokratik tutumumuz açıklanmıştır." denilmektedir.