Olası bir Suriye savaşı konuşulmakta.

Bu film kimleri öldürecek daha.

Kimlerin kınası erken yakılacak.

Çıkılacak turistik bir gezi değil.

Çekilecek renkli görüntüler, yenecek nefis yemekler değil

bu geziyi cazip kılan.

Bir ülkenin vurulması, toprağına tecavüz edilmesi, masum

halkın öldürülmesi demek.

Ateşte dans eden ölüler demek.

Çekilen tırnaklar, sökülen dişler, kopan ayaklar demek.

Ölü ağaçlar, ölü kuşlar, ölü otlar, ölü sevinçler demek.

Hayalperestler için, sanki bir bayram sevinci.

Ne üzülüyorsunuz sevinin ahmaklar modunda; saz çalıp

halay çekmekteler.

Necis, bir koyup üç alacağız hesabı yine.

Harita da toprağımız genişler safsataları.

İşadamları için iştah açıcı manzaralar.

Altından güneş, gümüşten ay, para renkli ışıklar

yaymaktadır orada.

Süt ve bal cenneti bir ülkeyi sömürme rüyasıdır, biraz da

savaşlar.

Mallarını satacak en iyi fırsattır, savaş ekonomisi.

Artık silahlarını mı gelin ederler, paslı bombalarını mı

elden çıkarırlar, modası geçmiş kanlı füzelerini mi yollarlar.

Elinde küflü buğdayı, unu, yağı, salçası kalan bile

durumu fırsata dönüştürecektir.

İlle de müteahhitler.

Düşünde darı gören tavukların en sinsileri olarak artık

uyanıkken bile rüya görmeye başlayacaklardır.

Harabe haline gelen şehirlere üşüşüp her semte siteler

dikerek milyon dolar hayalleri ile yanıp kavrulup çöllere düşüp inşaat kârları

için akıllarını oynatıp mecnun olacaklar.

Hiç müteahhitler şiir yazabilir mi ya da okuyabilir mi

Down Sendromlu çocuklarda, duygu had safhada.

Bunlar duygu özürlü olarak dünyaya gelmiş kalp kusurlu

takımı.

Uygarlığa, onlardan daha fazla kim zarar vermiş acaba.

Sultanahmet Camii nin siluetine kadar sokulup medeniyet

estetiğine bıçak çeken bir katil, peyzaj çalan hırsızdan daha kötüsü var mıdır

acep.

Cezası sadece başbakan küslüğü olan.

Bu adamlar, Şam Emeviye nin de siluetine kondururlar

artık gökdelenleri.

Ya da Halep Ulu Camii ni para hırsı ile kovarlar, şehir

peyzajından.

Savaş, asker için iyi bir tecrübedir, teorinin pratiğe

dönüşeceği.

Kaç kişi öldürüleceği, acısı, ağıtı değil de; alacağı

başarı üzerine siyasi konjonktürde yeniden bir yükseliş trendi arayışıdır.

Siyasiler için hezimet kısmı değil, zafer düşü baskın

çıkar.

Suriye nin neresinden yağ, neresinden bal çıkarırız

telaşındaki insanlara karşın tamamen karşıt rol de olanlar bir de.

Anneler.

İşte onlar savaşın olmasına hiç razı değiller.

Yeryüzünün bütün çocuklarını evladı bilen kadınları,

şimdi almış bir ağır düşünce.

Rahatları kaçmış.

Ya savaş olursa.

Sadece kendi çocukları asker ocağında olan annelerin yası

da değil bu.

Suriyeli çocukların can derdini yüreğinde duyan

kadınların nabzı yüksek, morali bozuk.

Benim çocuğum niye vursun yüreğimizde dikenli bir telle

asla ayrılmadığımız kardeşlerimizi.

Neden benim tarafımdan atılan bir taş karşıda oynayan

çocukların kafasını kırsın.

Niçin bizden kalkan bombalar mazlumlara, ağaçlara,

kuşlara, otlara ölüm yağdırsın.

Anneler bunun derdinde.

Elleri koynunda.

Hiç huzurları kalmamış.

İnsan kalmış bir anneler şimdi.

Haceri bilinç sadece onlarda.