Ne zaman sanattan, sinemadan, müzikten bahsetsek, “Allah için yapmazsanız adam değilsiniz” diyorlar. Arkadaşım biz Allah için yaşıyoruz, O’nun için nefes alıp vermekteyiz, O’nun emrettiklerini yapıyor, nehyettiklerinden sakınıyoruz yani yapmamaya çalışıyoruz. En azından güzel olanı çirkinden ayırırken aklı başında hareket edemez miyiz? Güzel olandan bahsederken, güzeli anlatmaya çalışırken nerelere kadar yürüyüp nerede duracağımızı, hangi noktalarda U dönüşü yapacağımızı az çok kestirebiliyoruz. Sadece aklıselim, sanatsever, kafa yorar, çokça düşünür kardeşlerimizi rahat bırakalım.

Asırlar öncesinden sesleniyor Michelangelo. Şuurlu bir dava adamı gibi seslenmiş: “Gerçek sanat eseri ilahi mükemmeliyetin bir gölgesinden ibarettir” diyor. Biz daha ne diyelim. Sanatın kaynağının ilahi olduğu, asıl sanat eserinin en büyük sanatçıya ait olduğu, insanların sanat konusunda iyi ya da kötü taklitçiler olduğu zaten herkesçe malum. Asıl mesele şu, biz ne yapıyoruz, onlar ne yapıyor? Çok daha önemlisi şu, asıl biz ne yapıyoruz? “Sanat, Allah için yapılırsa sanattır” diyerek hiçbir şey yapmamak ne anlama geliyor? Ya da “sanat yalnız ve ancak alemlerin Rabbi olan Allah için yapılır” dedikten sonra bir şeyler yapmaya çalışanlara çamur atmak ne anlama geliyor? Asıl problemimizin ne olduğunu Eric Hoffer “Kesin İnançlılar” kitabında çok güzel anlatmış. Açın okuyun, benden bu kadar. Aslında daha çok anlatırım ama artık insanın sabrı da bir yere kadar. Ağzımızı bozmadan edebimizle şuracıkta konuyu kapatalım.

Bir şeyi anlamadan ahkam kesmek, ilim sahibi olmadan fikirler savurmak, her işe bir kulp takıp, her çalışana çamur atmak, plansız, programsız, görgüsüz, kuralsız bir Müslüman olmak ve her türlü gelişimin sahibi olan gavurlara dil uzatmak. Lanet olası çelişkiler yumağı, kahrolası riyakarlık, yerin dibine batası iki yüzlülük. Her hüzünlü, stresli ve şaşırtıcı günün sonu “en güzeli kendi işimize odaklanmak” cümlesi ile bitiyor. Bir iş bulmak, odaklanmak, o işi sevmek, o işi Allah için, en güzel şekilde yapmak. İşte buradan da sanata kayıyoruz. Güzel deyince insanın aklına sanat geliyor. Allah’ın insana verdiği meziyetlerin en güzellerinden biri bu. Güzel ve çirkini ayırmak ve güzel için çalışmak yani sanat icra etmek.

Bir de bu sanat konusunu kendi mülkü gibi gören, ilk defa kendileri bulmuş gibi yapan şaşkın levantenler var, onlara da ayar olmamak mümkün değil. Sanat konusu tee tarih öncesinde başlamış. Hem de en ham haliyle, mağara duvarlarına, taşa, deriye farklı şekillerde yapılan işlemlerle başlamış. Eski Mısır, klasik Yunan, Budist ve Bizans sanatı, Gotik sanat, erken ve yüksek Rönesans, Barok, Rokoko, Romantizm derken hiperrealizm ve yeni medya sanatına gelmişiz. Siz neyin tribindesiniz gülüm. Sanatın tanımına bile kimse sahip çıkamaz, tek bir tanımı dayatamaz. Dayatırsan sanat olmaz. Mesela en güzel sanat tanımı bana ait ama onu sonra konuşuruz. Konuyu dağıtmayalım. Adam bıyıkları burmuş, kafada fotör, elinde cigara, kıyafetler İspanya’dan, İtalya’dan derken iki egzantirik cümle ile sanatçıyım triplerine giriyor. Halbuki bilmiyor ki, bugünün en modern sanatı olan yeni medya sanatının icracıları çocuklar, gençler. Evet evet, bildiğiniz sokakta her gün gördüğünüz ergenler. Sanat böyledir işte, sürprizlerle doludur. Bir gün gelir çoluk çocuk sizi sollar geçer. Hadi herkes kendi sanatına baksın.