Bizi yaratan, rızkımızı temin eden, bizi saadet diyarı olan cennete davet eden, Dârü’s-Selâm’a (cennete) selâmetle ulaşmamız için peygamberlerini ve kitaplarını gönderen Rabbimiz (C.C.), düşmanlarımızı ve kimlerle dost olmamamız gerektiğini de haber vermiştir. Kerim kitabımız Kur’ân-ı Kerim’e kulak verirsek; hem bütün düşmanlarımızı tanımış, hem bütün düşmanlarımızı alt etmenin usulünü öğrenmiş oluruz. Geliniz, bazı safdil Müslümanların dost bildiği düşmanlarımızı ve kimlerle dost olmamamız gerektiğini Kur’ân-ı Kerim’den öğrenelim. Rabbimiz baş düşmanımız için bizleri şöyle ikaz ediyor. (Mealen):
“(…) Şeytanın ardına düşmeyin. Şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır.” (En’am / 142).
“(…) Rableri onlara [Hz. Âdem (A.S.) ile Hz. Havva validemize]: ‘Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?’ diye nida etti.” (A’râf / 22) (Şeytanın baş düşmanımız olduğuna dair Yusuf / 5; İsra / 27, 53; Kehf /50; Taha / 116-124; Fâtır /6; Yasin / 60; Sâd / 77-85 ayet-i kerimelerine de bakınız.).
Şimdi de şeytanın yolunu tutan diğer düşmanlarımızı tanıyalım. Kur’ân’ımız bizleri onlarla asla dost olmamak gerektiği hususunda uyarıyor. Mealen bakalım:
“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden, dininizi alaya ve eğlenceye alanları ve kâfirleri dostlar edinmeyin! O halde (gerçek) mümin kimseler iseniz, Allah’tan sakının!” (Mâide / 55-57).
“Müminler. Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah’adır.” (Âl-i İmrân / 28).
“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten geri kalmazlar. Size sıkıntı verecek şeyleri isteyip dururlar. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmuştur. İçlerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız herhalde ayetlerimizi size açıklamış oluyoruz.” (Âl-i İmran / 118) .
“Sen onların dinine uyuncaya kadar ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden razı olurlar. De ki, ‘Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur.’ Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına bilfarz uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara / 120).
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (batıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın düzeni ve tuzağı zayıftır.” (Nisa / 76).
“(Kendileri) inkâr ettikleri gibi, sizin de inkâr edip böylece (onlarla) bir olmanızı istediler. Artık (onlar) Allah yolunda hicret edinceye kadar, kendilerinden dostlar edinmeyin!
Buna rağmen (imandan ve hicretten) yüz çevirirlerse, o takdirde onları yakalayın ve kendilerini bulduğunuz yerde onları öldürün! Ve onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinin!” (Nisâ / 89).
“Ey iman edenler, müminleri bırakıp da kâfirleri dostlar edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah’a apaçık bir hüccet vermek ister misiniz?” (Nisâ / 144).
“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin! Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizde onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.” (Mâide / 51).
İşte şaşmaz ölçüler. Kim bu ölçülere riayet ederse, bu dünyada da emniyet içerisinde olur, rahat eder. Kim de bu ölçüleri görmezden gelirse, neticesi işte böyle olur…