Diyelim ki geç yattınız, kurduğunuz saat sözünde durmadı. Sokaktan gelen davulun sesi size ziyadesiyle hoş geldi ve imsak vaktini içinizde gerçekleştirdiniz. Ben şimdi iftara kadar ne yapacağım diye endişe etmenize hiç gerek yok. İşte sizi bir ömür müddeti de diyebileceğimiz imsakla iftar arası tok tutacak kitaplar:

Ehlidildeniz: Prof. Dr. Hasan Akay yazdı. ‘Şule’ yayınlarından çıktı. Denemede öyküyü, öyküde denemeyi yâd eden bir kitap. Yormuyor. Bir şeyler öğretmek için satırların art arda sıralandığı cinsten kitaplara hiç benzemiyor. Biraz lirik ve de romantik. Hasan Akay Hoca’yı bilenler bilir. Akademizme mahkûm etmemiş biridir kendini. Ehlidildir yani. Dipnotçu değil, dipsiz kuyularda hiç işi yoktur. Bir cevher keşfettiğinde dibe dalmaktan da çekinmez. Kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm aynı zamanda bir istifham çengelini takıyor zihinlere: ‘Kim Söylüyor Bunları ’. Hemen açıklayalım efendim: ‘Düşler Geçidi’, ‘Garip’, ‘Nasıl Bir Şey, Kilosu Kaç, Rengi Ne ’, ‘Postu Sermiş Gene Ay Galata Mevlevihanesi’ne’, ‘Issız Kırlardan Geçiyor Rüzgâr… Evet, bu ve bunların hepsi. İkinci bölümde yazarımız ‘Anlaşılmaz Sularda’ kulaç atıyor. Burada da tam 25 yazı mevcut. Şahsen ben hepsini okudum, ama “Metafizik Bilyeler”i iki defa okudum. Kitabın geri kalan iki bölümünün ismi, ‘Yara’ ve ‘ Çember İçinde Çember’. Özellikle ‘Yara’ bölümünü okurken şiir okuyormuşum hissine kapıldım. Şimdi bütün bunlara ne denir Ellerin dert görmesin Hasan Akay hocam.

İnşallah: Öyküler. İz yayıncılıktan çıktı. Gülçin Durman’ın ikinci öykü kitabı. Birincisini (Kent Masalları) okumuş, sevmiştim. Kitap on bir öyküden oluşuyor. Uzun soluklu ve sürükleyici öyküler. Öykü başlıkları okuyucuyu öykünün içine çekmeye yetiyor bir kere. ‘Kizzuwatna Benim Uzak Sevgilim’, ‘ Apartman Kedisi Ziya’nın Son Aşkı’, ‘Yeşim H. Ölmek İstiyor’ bunlardan bazıları. Hayatın kolay kolay akıl erdiremediğimiz durumlarını resmetmeye çalışmış Gülçin Durman. Okuyucuya ‘ne sırıtıyorsun bu senin hikâyen’ gibi çıkış yapmıyor, ‘ey okur bu hikâyede sen de varsın’ itimadını telkin ediyor. Bir de şu var, Gülçin Durman’ın öyküleri geniş zamanlar için biriktirilmiş öyküler. Sahih bir edebiyatçının normal adımla yürümesi gerektiği gerçeğini hatırlatıyor bir kez daha. Hiçbir şeye koşmuyor. Aynı tavrı Melek Paşalı’da da fark etmiştir okuyucu. Yazmamanın, yazsa da yayımlamamanın da bir üslubu var kardeşim, der gibi. Okumayanlar için yapılacak bir şey yok.

Cevapsız Aramalar: Şair Hüseyin Karacalar’ın ilk kitabı. Güzel bir kitap ismi. Ebabil yayınlarının yaptığı güzel işlerden bir yenisi. Coşkun, akıcı ve yüksek sesli şiirler. Sözcüklerin insanı taşıdığı bir vecd kapısı varmış, okuyunca böyle düşündürüyor insanı. Önemli bir bilgi midir bilmiyorum, ama on sekiz şiirden oluşuyor kitap. Şiirde yeni sayılmayan biri için titizliği ve özeni işaret ediyor. “Başımın çaresine bakmalıyım başımın çaresi yoktur benim/ Kaç yıldır evime dönemiyorum kaç yıldır evim yoktur benim.” dizeleriyle başlayan “Cahildim Dünyanın Rengine Kandım” şiiri gibi bir insanlık durumunun şiirleşmesine tanık oluyoruz. Doğal dilin şiiriyeti uzun yollar yürüyebilmemiz için yeterliymiş bir de bunu görüyoruz Karacalar’ın şiirinde. Dışarıdan şiirin yükünü artıracak yapay bir malzeme taşımıyor. Şayet kendinizi sokağın tecimsel dilinden bir teşehhüt miktarı geri çekmeyi başarabilirseniz Hüseyin Karacalar’ın şiirinden rahatlıkla “kocaman bir yatsı ezanını” görebilirsiniz. Bu arada sevgili okur, Karacaların kitabında size tam “Dört Cevapsız Arama Var” alıcılarınızı açık tutun derim.

Her sahur iftarı kapamaktır. Her imsak ağızdan çıkanı kulağın duyup uygun görmediklerini bir daha düşün diyerek geri dönüşüm kutusuna göndermesidir. Bilirsin Üstat Karakoç’un dediği “Oruç da acıkır” okuyan ve düşünen insana.