TBMMde cuma günü yaşananları ibretle hep birlikte izledik. Oylama saatine kadar geçen süre içinde yapılan açıklamalar, televizyonlarda söylenenler, kulislerde ki sohbetler gösterdi ki bu ülkede sağcılar ile solcular arasında sonuçta fazla bir fark yok... Hatta, çok farklı şeyler söyleseler bile aynı hedefe yürüyorlar, aynı sonucun alınmasına hizmet ediyorlar.

Cuma günü Ankara ve özellikle de TBMMde yaşananları milletimiz hem televizyon ekranlarından izledi hem de dünkü gazetelerden okudu... İzledi ve okudu diyorum elbette memleketinin geleceğini ilgilendiren bir konuya ülkemiz insanının da kaçının yakın ilgi duyduğu ve bu bakımdan gelişmeleri televizyonlardan izlediği, gazetelerden okuduğu ayrı bir konu. İnsanımızın büyük çoğunluğu  kendi çıkarından çok ülkesinin geleceğine ilgi duymuş olsaydı sanıyorum birileri kendilerine sağcı bir başkaları da solcu diyerek sanki iki farklı görüş ve çözüm sunuluyormuş görüntüsü verilerek  insanımız kandırılamazdı.

DYPGenel Başkanı Mehmet Ağar ile ANAPGenel Başkanı Erkan Mumcunun ilk tur oylama öncesi TBMMde düzenledikleri basın toplantısında söyledikleri ile ardından sergiledikleri tavrın birbirini tutmaması bana göre güne damgasını vuran olaylardı.

Gerek Ağar gerek Mumcu toplantı  yeter sayısı için 184 rakamının yeterli olduğunu, seçimin yasal olduğunu, bunun için de seçimin Anayasa Mahkemesine taşınmasının yanlış olduğunu vurguluyor, ardından da Genel Kurula girmeyeceklerini açıklıyorlardı. Aylar öncesinden 367 bulunmadığı takdirde ilk tur oylamanın iptali için Anayasa Mahkemesine gideceklerini açıklayan Baykala bu yolu açmış oluyorlardı. Söylediklerinin doğru olması, AKPye yönelttikleri eleştirilere bizim de katılmış olmamıza rağmen sergiledikleri tavır ile Ağar ve Mumcu Baykal ile birlikte hareket etmiş  oluyorlardı. Hemen belirteyim ki, Mumcunun basın toplantısında söylediklerinin çok büyük bölümüne özellikle de AKPye yönelik eleştirilerinin tamamına katılıyor olmama karşılık ortamın iyice gerilmesine ve bunun için de CHPye destek vermiş olmalarını anlayabilmiş değilim... Eğer bu çelişki siyaset adına yapılıyor, laf cambazlıkları ile milletin oyalanmasına siyaset diyorlarsa şahsen böyle bir siyaseti kabul etmiyorum. Erkan Mumcu, AKPye ciddi eleştiriler getirdi. Enfes bir üslup ve mantık içinde kendisini dinleyen herkesi tatmin etti. Özellikle de demokrasi vurgusu yapışı, demokrasi dışı yollara kimsenin tevessül etmemesi gerektiğini ifade etmesinin ardından Genel Kurul Salonuna girmeyeceklerini söylemesi tüm söylediklerini bir anda anlamsız kılıverdi. Çünkü, herkes biliyordu ki CHPAnayasa Mahkemesine  götürecek ve devreye bazı güçler girecekti. Benzer sözleri Ağar için de söylemek mümkün. Demokrasiye sahip çıktıklarını vurgulayıp ve oylamaya geçilebilmesi için 184 milletvekilinin yeterli olduğunu ifade edip "Biz girmiyoruz. Siz kozunuzu CHP ile Anayasa Mahkemesinden paylaşın" anlamına gelen bir tavır sergilenmiş olması bundan sonra ortaya çıkabilecek demokrasi dışı bir takım gelişmeler olacaksa bunda Ağar ve Mumcunun payı büyük olacaktır.

Elbette AKPnin iktidar partisi olarak işlerin bu noktaya gelmesinde rolü büyüktür. Kendi içlerinden bir başka ismi aday gösterebilirlerdi. Cumhurbaşkanı adayı son ana kadar milletten saklanmaz, birkaç aday çıkar sonunda onlardan birinde karar kılınabilirdi. Ancak, kanaatim o ki, AKP ne yaparsa yapsın kimi çıkartırsa çıkartsın CHPnin bugünkü tavrı değişmezdi.

Benim üzerinde durmak istediğim husus siyasette tutarlı olmak gerektiğidir. Bir yandan AKPye karşı pek çok haklı eleştiri getirecek, Anayasa Mahkemesine gitmenin yanlış olduğunu vurgulayacak ardından da CHPnin önünü açıcı bir tavır sergileyeceksiniz, bu yanlıştır, tutarsızlıktır... Bu sebeple de en kısa zamanda kendinizi siyasetin dışında bulabilirsiniz. O zamanda sakın millete dönüp "Beni anlamıyorsunuz" demeyin.

Bu arada Ağar ve Mumcunun cuma günü sergiledikleri tavrı yakından takip etmiş olanlar bu ülkede sağ ile sol arasında hiçbir fark olmadığını bu vesile ile bir kez daha görmüş oldular. Sanıyorum bu da önemli bir sonuçtur.