Sabah Halebî kim mi?  Halep’te yaşayan Muhammed Halebî’nin eşi… Tekerlekli sandalyeye mahkûm edilmiş bir Müslüman…

Yedi çocuğunu savaşta kaybeden bir anne… Son çırpınışla bir doktor yolu gözlemekte, tekerlerli sandalyede. Yanında kocası.

Yıkık hanelerin arasında, viran olmuş şehrin göbeğinde, bir umutla doktor bekliyorlar. Ne gelen var, ne giden… Şehir terk edilmiş ve yapayalnız.

Bombalar patlıyor… Bombalar Müslümanların üstüne düşüyor… Ölen hep biz… Yaralanan biz… Öldürenler ise, kimisi bizden, kimisi işgalcilerin temsilcileri.

O fotoğraflar… O hazin öyküler... O iç karartan, vicdanımızı öldüren kareler. Olmaz böyle, bu kadar da olmaz dedirten dramlar…

Sabah Halebî… Tekerlekli sandalyede umut aramakta. Aslında, o umudun boşa çıkmasındaki sorumluluğumuz büyük.

Ne oldu bize?

Bunca keşmekeşliğe dur demek, en azından cüzi irademizle mümkün değil midir?

Müslüman yanlış yola girdiğinde, gerisin geri dönmesini bilmeli değil midir?

Yanlışta ısrar etmek… Yanlış çizgide yürümek, bir sürü insanın ölümüne, kötülüğe yol açıyorsa, yol değiştirmek bu kadar mı zor?

Sabah Halebî’nin tekerlekli sandalyede ölümünden hepimiz sorumlu değil miyiz?

Yok efendim, Rusya bombalıyormuş… Yok efendim, Suriye güçleri doğu Halep’i almak için kan akıtıyorlarmış, durmadan insan öldürüyorlarmış… Amerika, sözünde durmamış da… Fransızlar, Halep’i kan gölüne çevirdikten sonra, arkalarına bakmamışlar da… Falan filan.

Sen ne yaptın… Sen ne yaptın, onu söyle.

Niye ölümler son bulsun diye çırpınmıyorsun? Kardeş kardeşi öldürmesin diye sesini neden yükseltmezsin?

Bu kadar mı acizsin?

Bu kadar mı korkak ve vurdumduymazsın?

Sabah Halebî, senin elini bekliyordu aslında… Sabah Halebî, vicdanın sesini… İnsanlığın gözyaşını umuyordu.

Ümmet yok… Ümmet ilgisiz ve yorgun… Sorumsuzluk genlerine işlemiş. Tepkisiz yaşıyor.

Milletimiz… Türk milleti, şaşkın… Suskun.

Bizi dumura uğrattılar.

İktidar artık eski politik uygulamalarına son vermelidir.

Esad’ı devireceğim diye yola çıkanlar, Sabah Halebî’yi görmelidirler.

Rusya’nın yüz asmasına bakarak, duruş değiştireceğimize, Sabah Halebî’nin doktor beklemesiyle, yön değiştirsek doğru olmaz mı?

Sözün size ağalar… Sözüm devletli sıfatı taşıyanlara... Sözüm iman sahiplerine.

Ölümler yetmedi mi? Sabah Halebîler hep ölsün mü?

Yazık değil mi bu coğrafyanın gariplerine... Garip bırakılmışlarına.