Hiç durakta sabahladınız mı

Gece, asfalta yavaş yavaş yayılıyor... Asfalt dümdüz bir hayal gibi görünmez oluncaya kadar uzayıp gidiyor. Uzaklardan korna sesleri... Bazen tek ve tok bir korna sesi bazense birbirine karışmış vaziyette; şehir yaşantısının hayata kattığı görkemli cümbüş... Bir kamyon giriyor şehre; uzaktan korna sesi duyuluyor. Kamyonda belki karpuz yüklü ve bu karpuzlar belki de o mütevazı kimsesizlik ışığında sabaha kadar açık kalacak olan bir karpuzcu tezgâhına gidiyordur, kim bilir...

Rüzgâr durakları bomboş; şimdi otobüs gelir mi; neden gelmesin ki... Umut her daim taze tutulacak bir vergidir insana. Umudu taze tutmalı, eskimiş yerlerini temizlemeliyiz; berrak sularla yıkamalı, yıldız tozlarıyla ovalamalıyız... Ay ışığına sermeliyiz umudu... Gökçe bir bahara katıştırarak...

Otobüs geçer mi buradan, bu, gecenin ilmiksiz kıyısından. Neden geçmesin ki; kader otobüsü her yerden geçer; en azından her yerden geçme ihtimali her zaman vardır. Öyle değil mi Öyledir.

Rüzgâr durakları insan talihlerinde duruyor; kim rüzgârla yarışabilir; kim rüzgârsız yaşayabilir... Rüzgâr duraklarında sessiz rüzgârlar mı bekler Buraya bakın, rüzgâr savuşuyor öte başa...

Gece, bir otobüsün tekerleğine takıldı döne döne gidiyor... Sokak lambalarının altından gidiyor; kaldırım kenarlarından; sayısız gidilmiş bu yollardan; sayısız düşünceler taşıyarak... Otobüsün ardından bir yumak umutsuz bakış bir yumak umutlu bakış; yumaklar bir çocuğun elinden halının üzerine düşmüş de açılarak uzaklaşıyor gibi açılarak uzaklaşıyor. Bir adam bu yumakları böyle görmese bari. Görür mü Görür.

Gece duraklar ne taşırlar gündüzlere Ya da duraklar gündüzlerden ne taşırlar geceye Gündüz kafile kafile insan taşırlar geceye. Gece ise insandan çok insan taşırlar. İnsanların bıraktıkları duyguları, düşünceleri, hayalleri taşırlar. Şurada bir keresinde ne çok beklemiştim dediğimiz bekleyişlerimizi, burada şunları şunları şunları düşünmüştüm dediğimiz düşüncelerimizi yani güncel arşivlerimiz vardır duraklarda. Dokunulmamış bulutlar gibi...

Rüzgâr esiyor; gece esnemiyor... Uzaktan bir horoz sesi duyuluyor; sanki sabahın sabah olduğunu bildiren horozlar... Sabah namazını bildiren horozlar... Rüzgâr esiyor duraklarda; sessizlik esiyor... Durak bomboş; bir adım atsak sanki boşluğa düşeceğiz o kadar boş... İnsan adımlarını özlemiş bir hali var. Ama bu yaz gününde şu ay ışığı ne güzel düşüyor durağa, bir baksanıza.

Ay ışığı ve sessizlik durakta oturmuş lâf ediyorlar.

Az sonra bu lâflamaya rüzgâr da dâhil oluyor.

Bir yolcu sigarasından öyle çekti ki, o kadar olur.

Geceye bir çıngı düştü.

Horoz son ötüşünü o kadar uzattı ki; uykunun ağır sularında olanlar bile kalktı yekindi yatağından. Yatağından yekinenler şu soruyu sordu birbirlerine: Namaz geçti mi acaba

Namaz geçmez insan geçer.

Namazlardan.

Bu duraktan mı Hayır her duraktan.

Geçmeyen namazlardan.

Bir musluk şırıl şırıl akıyor geceye.

Sessizlik akıyor geceye.

Rüzgâr akıyor geceye.

Düşünceler akıyor geceye.

Saatler akıyor geceye.

Dakikalar akıyor.

Saniyeler, saliseler akıyor.

Gece her şeyi içine çekiyor rüzgâr duraklarında. Asfalta inen sessizliği, bu sessizliğe düşen otomobil gürültülerini, tek tük ve uzaklardan duyulan sarhoş naralarını, geceyi yaran ani fren seslerini... Burada bu durakta bir tarih yazılıyor ama hiçbir tarih kitabına girmeyecektir.

İstanbul Aksarayda, Yusufpaşa durağında. Ya da İstanbulun herhangi bir otobüs durağında.