Rusya Devlet Başkanı Putin, Rus hava unsurlarının Suriye muhalefetine yönelik hava operasyonlarında özellikle ABD ve Koalisyon Güçleri’nin desteklediği ÖSO ve benzeri muhaliflerin ılımlı (moderate) ve ılımsız (non moderate) olarak tanımlanamayacağını ifade ederek, bir şekilde Esed’e karşı mücadele yürüten tüm unsurları aynı kefeye koyma eğilimini ortaya çıkarmıştır.
Putin, Esed’e karşı olan muhalifleri bu anlayışla görürken, Esed’in yanında olan unsurlara ise farklı bir bakış acısıyla yaklaşım gösterme çabası içerisinde olduğu gözükmektedir. Rusya, özellikle ABD ve Koalisyon Güçleri safında yakın (proximité) duruş sergileyen ve Suriye’nin en kritik noktalarını elinde tutmakta olan muhalif güçlerin lojistik desteklerini kırmak ve bu yolla, ‘al kuşaklı ördek’ (shaldrake) misali Esed’in konumunu güçlendirerek masaya daha sağlam oturmasını sağlamaya çalışmaktadır.
Bütün bu gelişmeler yaşanırken, Esed’in Moskova’da kırmızı halılarla hüsnü kabul görmesi, Suriye’de, yeni çözüm parametrelerinin ipuçlarını da ortaya koymaktadır. Rusya, bu yolla Esed’in yanında olduğunu göstererek, kısa vadede onurunu korumaya çalıştığı, uzun vadede ise Esed’in olmadığı bir çözüme sıcak baktığının bir göstergesi olsa gerek. Koalisyonu oluşturan önemli sacayağı olan ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın da kısa vadede Esed’li bir geçişe karşı olmadıklarını dolaylı bir dille ifade etmeleri bunun bir göstergesi niteliğindedir.
Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, ABD Dışişleri Bakanı Johm Kerry, Türk ve Suudi Arabistan dışişleri bakanlarının katılımı ile gerçekleşen Viyana Zirvesi’nin Suriye’deki kaotik çatışma ortamının neye evrileceği doğrusu merak konusudur.
Şu bir gerçek ki, Rusya, Lazkiye ve Tartus’taki ‘egemen üsleri’ dikkate alındığında, Suriye’deki çözümü kendi stratejik önceliklerine ve buradaki kalıcılığına göre yeniden dizayn etmeye çalıştığı ve Esed ve Esed’siz yeni Suriye’nin kendi politikaları açısından pek de önem kesp etmediği ortada olan bir gerçektir. Esed’li geçiş dönemine sıcak bakan koalisyon güçleri açısından, Rusya’nın ortaya koyduğu bu formüle ‘kesb-i şer’ yaklaşımı göstermeleri zaten beklenen bir yaklaşım olsa gerek.
Son Suriye gelişmeleri, her zaman olduğu gibi, bir kez daha bölgesel dengelerden çok küresel çıkarlara göre çözümün değerlendirmeye ve dikkate alındığı görülmektedir.
Suriye’de istikrar, ‘Batı ve Doğu’ (ABD-Rusya) ekseninde yeni stratejik hamlelerle farklı bir düzleme, bir başka deyişle ana aktörlerin inisiyatif anlayışına göre bıçak sırtında yeni bir mecraya doğru sürüklenmekte olduğu ayan beyan ortadadır.
Bu bağlamda, Rusya tarafından ‘stratejik kaygılar’ ve ‘güç paylaşımı’ amacıyla atılan adımlar, Ortadoğu’ya özgü dayatma politikalarının nasıl şekillendiğine dair en somut örneğini ortaya koymaktadır.
Dört yıldır ‘çözüm inisiyatifi’ konusunda hiçbir aşama ortaya koyamayan ve iki yüz elli bin Suriyelinin öldürülmesine göz
yuman global güçler, bir kez daha gerçek ve kanlı veçhelerini ortaya koymaya çalışmışlardır.