Seçimleri geride bıraktık. Bundan sonra Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle yönetilen bir Türkiye gerçeğiyle yüz yüzeyiz. Seçimlerde kuşkusuz medyanın rolü çok büyük oldu. Özellikle yandaş medya, var olan düzene rıza üretebilmek için elinden geleni ardına koymadı. Sanki Türkiye gerçeğinde her şey yolundaymış, her şey güllük gülistanlıkmış gibi bir hava estirildi.

Türkiye, 16 yıldır büyük savrulmalar geçirdi. Milletimiz, efsane Milli Görüş kadrolarının ve efsane Milli Görüş hükümeti Refahyol’un Türk insanına verdiği hizmetlerinin aynısını alacağını zannederek, bu tabandan savrulan AK Parti kadrolarına ve AK Parti’nin lideri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a tarihinin en büyük primini verdi.

Son 16 yıldır yapılan ne var? Hiçbir şey… Yollar, otobanlar, şehir hastaneleri, Marmaray… Zaten normal bir hükümet görevde olsaydı, bu hizmetler yapılacaktı. 

İnsanımızın sosyolojik yapısında ne değişimler meydana geldi? Biz buna bakarız… İşsizlik, yüzde 12’ler civarında. Bir ekonominin iyi olup olmadığının göstergesi, enflasyon rakamları ve işsizlik rakamlarıdır. Enflasyon rakamları, yüzde 10’ları geçmiş durumda. Türkiye’de özellikle genç işsizlik rakamları ise hafsalamızın alamayacağı düzeylere ulaşmış durumda.

Ekonomi politiğimiz ise “satalım” zihniyetiyle yönetiliyor. Bir zamanlar Türkiye’ye bir şey ihtiyaç olduğunda mevcut hükümetler, “alalım” diyorlardı. Milli Görüş’ün kıyısından köşesinden hükümet ortağı olduğu dönemlerde ise bir şeye ihtiyacımız olduğunda, “yapalım” ekonomi politiği ortaya çıktı. Bugün ise mevcut hükümet, tüm ekonomi politiğini “satalım” zihniyetiyle yönetiyor.

Kârlı, verimli, stratejik kurumlarımız birer birer elden çıkarıldı. Özellikle Türkiye’nin hazin gerçeğini ortaya koyan şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle ilgili süreci yakından izliyorsunuz. İnsanımızın tamamen sağlığıyla alakalı olan şeker üretimiyle ilgili şeker pancarı fabrikalarımızın özelleştirilmesinden mevcut hükümet geri adım atmıyor.

Bundan sonra ne olacak?

Allah hakkımızda ne hayırlıysa onu versin inşallah…

Türkiye, seçimleri geride bırakırken çok dengesiz bir seçim propagandası dönemi yaşandı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AK Parti, özellikle yandaş medya olarak adlandırabileceğimiz havuz medyasının gayretiyle müthiş bir propagandaya imza attı.

Geriye kalan siyasi partiler ise çok kısıtlı imkânlarla seçim yarışında var olmaya çalıştılar.

Özellikle bizim vergilerimizle yayın hayatını sürdüren TRT; tamamen hükümet borazanı gibi bir yayın çizgisi yürüterek, tarafsız olmadığını, milletimizin tamamının sesi soluğu olduğu gerçeğine gölge düşürdü.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın mitinglerinin büyük çoğunluğunu canlı olarak yayınlayan TRT, muhalefet adayı Muharrem İnce’nin seçim sonrası konuşmasında salondan kovuldu.

Gerçi bu durum, herkesin adayı olacağını ve tüm Türkiye’yi kucaklayacağını iddia eden muhalefet adayı İnce’ye yakışmadı.

Her zaman söylediğimiz gibi, millet yine güçlünün yanında yer aldı. Medya ise gücün yanında bir propaganda çizgisiyle insanımızın zihinlerini yönlendirdi, güce rıza üretti.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ne getirecek?

Daha doğrusu başkanlık sistemi ne getirecek?

Önümüzdeki günlerde bu sistemin de Türkiye’ye neler getireceğini hep beraber göreceğiz inşallah.