AKP ve Gülerdoğan

Bugüne AKP’lileri yazarak başlamak istiyorum. Yeni yetmeleri, yaşlıları ve eski, yeni Çankayalı’larıyla…

AKP’nin bir önceki seçimde Çankaya’ya çıkardığı Sayın Gül, neden açılan sandık sayısı %99 rakamına eriştiğinde söyledi, partisine dönmek istediğini Birinci soru bu.

Çankaya’ya çıkmayı kazanan ikinci AKP’li Erdoğan, meydan meydan dolaşırken şehirleri, şöyle bir cümleyi tekrar tekrar duyurmak istedi insanlara; neden

“Ben öncekiler gibi olmayacağım!”

Öncekiler kim En sonlarında sayın Gül yok mu

Sayın Gül’den dolayı bir özür mü borçludur AKP bu ülkenin insanlarına İKinci sorumuz da bu.

Yeni Cumhurbaşkını’mız sayın Erdoğan’ın, meydanları süsleyen afişlerindeki yüz resimlerinden biri de T.Özal’a aitti. Siyasetteki ilk partili başarısını, T.Özal’ın partisine karşı, T.Özal’ın adaylarına karşı, T.Özal’ın eğilimlerine karşı mücadelelerde göstermiş bir Erdoğan’ın, (RP’nin zafer yılları) onu afişe taşıması, bir Gül hayalkırıklığından mı kaynaklanıyordu Bu da üçüncü sorudur.

Sayın Gül’ün “dönme” demesinden sonra, o bizimdir, bizim partimizindir ancak, diyerek sahiplenen ve davet yarışına giren yaşını, başını almış AKP’liler, daha ne almayı (Sayın Gül’den) ve ne olmayı (üç dönem yasakcısı AKP’den) umuyordular Dördüncü soruyu sormuş olduk.

Sayın Gül’ün son demecini duyunca telaşa kapılan AKP yeni yetmeleri, “Ben A.Necdet Sezer’den daha çok solcu atadım” iddiası manşet olduğunda Cumhuriyet gazetesine, ileride Gül’le gülebiliriz hesabında mı idiler Yoksa kazananı tahmin etmekte mi zorlanıyorlardı Soru beş.

Ve son soru altı: Rahmetli Erbakan’ın muamelelerine özgül ağırlığımız, tonajımız, hacmimiz, çekme gücümüz, kapsama alanımız, ziyaretçi trafiğimiz abartmalarıyla (Ben neymişim be ağbi!) nazlananların, Erdoğan’dan son derslisi sayın Gül’müdür Haydi sıradaki gelsin demekten, yorulmaması mı gerekiyor Erdoğan’ın; AKP orda durduğu müddetce. Ve kartel kalemşorlarının “Diktatör” sevgisi bu yüzden midir

Kitap, defter, TRT, kartel kanalları, internet kullanımı, deniz ötesi seyahatleri ve geçmişi hatırlamaya çalışması serbesttir insanların; bu sorulara cevap bulma isteği duyduklarında.

Bundan sonra ne olacaktır

Sayın Erdoğan-AKP-Sayın Gül üçgeni hayal edip, ordan bir “ekmek” bekleyen muhalefet çocuklarının yine aç kalacaklarını söylemek ne bir tahmindir, ne bir iddiadır. Olacak olandır!

Orada/ortada üçgen yok, Erdoğan hattı vardır.

Sayın Gül Erdoğancı olacaktır!

Çünkü o, kazanandan yanadır. (Sayın Gül Çankaya’ya çıkarken de yazmıştık bu tesbitimizi.)

Birinci soruya cevap arayanlara duyurulur.

A.Necden Sezer’den başlayan solcu atamak geleneğini, sayın Gül’de bitirmek demokratik hakkını kullanması sayın Erdoğan’ın, ikinci soruya cevap olabilir. Erbakan resmi, ben bundan sonra adını anmaktan korkmayacağım, çekinmeyeceğim demekse sayın Gül’e, Erdoğan’ın yaşadığı, hayalkırıklığı mı çok büyüktü

Üçüncü sorumuz resimli idi. En canlı, en davalı, en mirascılı ve en gömlekli resim Erbakan resmi olduğuna gore… Cevabımız doğrudur.

Dördüncü sorumuzun cevabında, uzman doktorlar heyetinden alınacak sağlık raporunun görülmesi gerektiği vardır: Prostatları ne haldedir Oldular mı, tedaviye cevap veriyorlar mı, vesaire vesaire…

Yeni yetmedir, AKP’lidir, ne yapsa yeridir der ve geçeriz beşinci soru için.

Son sorumuzun cevabında ise başa dönmek mecburiyetindeyiz. Başa, yani Cumhuriyet’in ilk yıllarına. Örnek oradandır.

Yeni “Tek adam” kitapları okumaya hazır olsun insanlar. Ardından “II. Adam” kitabı yazılmayacaktır lakin…

Gömleğini çıkardığı yeri unutmuş insanlardan hiç ikinci adam olur mu

Bundan sonra ne olacaktır Sorumuza son cevabımız da şöyle olsun.

Sayın Gül, refikası Hayrunnisa Hanım’ın doktorasını alması/tamamlaması işiyle, eylemiyle meşgul olacaktır.

Bahçeli Bin Nasreddin

Ekmel kaybettiğinde Kılıçdaroğlu kaybeder, Kılıçdaroğlu kaybettiğinde Bahçeli kaybeder fen kaidesine göre, kaybetmişlerden sayılan Bahçeli’nin itirazını dinleyenler, onu Hoca Nasreddin’in gülmez yüzlü torunu bilmeyi, son yılların en oscarlık (akademik) tezi saymışlardır.

Bahçeli’nin yaptığı ne idi

CHP gölüne Ekmel mayası çalmak değildi. Çünkü gölün göl olması kadar, mayanın da maya olması gerekiyordu.

Ekmel-i ağacın, Ekmel-i dalına, Ekmel-i balta ile muamele ederken kendini yerde bulanlardan biri olmak da verdiremeyeceğine göre torunluk sıfatını...

Düdüğü çalanlar parayı verenlerdi. Ekmeli bulanlar, alanlar, satanlar, atanlar cevapsız kalıyordu; kedi tartanlar hani et nerede diyorlarken...

Unu vardı ve serecekti müdafaası da kurtaramazdı Bahçeli’yi. Çünkü Ekmel’in ipi yoktu.

(Meraklısına not: Kılıçdaroğlu kimin ipiyle inmişti kuyuya Madem ki, Ekmel’in ipi yoktu. Soruları çok risk aldıran ve su kaldıran sorulardır.)

Peki, o zaman ne yaptı da kaptı Bahçeli bey, Hoca Nasreddin torunudur kaplamasını

Sandığa gitmeyenleri suçladı.

Hani bizim Nasreddin Hoca’mız samanlıkta kaybettiği iğnesini evinin önünde aramaya çıkmıştı ya... İşte öyle bir şey. (Fonda Erol Evgin.)

Kendi partisinden bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarmayı kaç seçim geçmesine rağmen başaramamış... Bir kere bir Somuncuoğlu aday olmak istemiş, tekme-tokat vazgeçirilmişti partililerince. O gün insanların aklına Başgil’i engelleyen ihtilalciler daha insancılmış gibi fikirler gelmişti.

Kendi partisinden aday çıkarmamak demokratik hakkını kullanan Bahçeli, başkalarının adayına ortak olmak demokratik hakkını kullanan Bahçeli,

Sandığa gitmemek demokratik hakkını kullanan insanları, başarısızlığının yegane suçlusu sayıyorsa ilgili basın toplantısında, Hoca Nasreddin’den başka kimin torunu olduğu akla gelecekti

Biz yine Bahçeli’ye kazandırmış olduk. Çünkü Nasreddin Hoca da bir Türk büyüğüdür. Akşehir dağı da büyüktür, Altay dağlarından, tanrı dağlarından, (Değil mi vatansever mümin bey!)

İlçelerinden Belli Olur Bir İstanbul

İstanbul’un seçim sonuçlarını görmek istediğimde önce dört ilçesine bakarım: Kadıköy, Bakırköy, Beşiktaş, Şişli...

Bu dört ilçe, partileri kapatan 80 ihtilalinden sonra İstanbul’un idaresini de ele geçiren T.Özal’ın, CHP’ne ikramıdır.

İstanbul’u ilçe ilçe bölen T.Özal, altyapı sorunları olmayan ve diğer gecekondu ilçelerine göre masrafsız sayılan, yüksek gelirli bu ilçe belediyelerine CHP’li arkadaşlarını oturturken bir hedefi gözetiyordu: Mallarına el konulan CHP’nin (maddiyatça) güçlenmesini sağlamak...

O T.Özal günlerinden sonra da bu dört ilçe belediye başkanlıkları hep CHP’de kaldı, sandıklarından hep CHP çıktı.

İstenmeyen veya aman kalsın denilen CHP’li belediye başkanlarının yerine, hep daha yüksek CHP oylarıyla, istenmeyen veya bari bu olsun denilen yeni CHP’li başkanlar geldi. Oy oranları yüzde yetmiş, yüzde seksen...

Bugüne kadar bu dört ilçede en yükseğine ulaşan CHP oyları, gelecek 2015, 2019, 2023 ve sonraki seçimlerde birkaç puan düşebilir mi Hayır!

Ne seçimi olursa olsun, kim aday olursa olsun, bu dört ilçeden CHP hep aynı yüzdeli oyu alacaktır.

İzahı nasıldır bu durumun

1950–60 arasında yaşanan DP iktidarında, CHP’nin zulümlü yönetimini iyi bilen ve unutmayan Anadolu şehirleri, her seçimde sandıkları silme DP oylarıyla doldurduklarında, CHP’li medya ve yöneticileri halkı suçlayacak ve kendilerini de hesaplaşmaya sokmayacak bir sloganın peşine düşmüşlerdi...

“Odun koysam seçilir!”

Menderes ağzından söylüyorlardı bunu. Hem onu suçlayacaklar, halkı küçük görüyor diye, hem adayları bitkiselleştirecekler, hem de seçmene, seçmesini bilmeyen cahiller topluluğu iftirasını atmış olacaklar.

CHP’nin taşları böyledir işte. Dallarda kuş bırakmaz.

İstanbul’un bu dört ilçesi, diğer İstanbul ilçelerine göre, yüksek yüksek diplomaların ve diplomalıların yoğunlaştığı yerler sayılır mı Evet!

Okulları, okuma oranları ve entellektüelleri çok mudur diğerleri ile kıyaslandığında Evet!

Başka avantajları da sıralanabilir bu dört ilçenin. Fakat bizim tezimizi ispata dediklerimiz yeter de artar.

Karşındakine attığın iftirayı veya ona yönelttiğin iddiayı insanlar yaşamadan ölmezlermiş ya... Partiler ve partililer de öyle...

“Odun koysam seçilir” iddiası şimdi, nereler için söylenebilir, nereler için geçerli olur.

Biz İstanbul’un dört ilçesini anlattık.

Geçtiğimiz günlerde bütün gazetelerde aynı şehir haberi vardı. “Kırık mazgala ayağı sıkıştı, yarım saat bekledi.”

“İtfaiye ekipleri yarım saat çalışarak kadını kurtardılar.”

Aynı haberin benzeri geçen asrın başlarında nasıl yazılmış gazetelere. Buyrun okuyun.

FORMÜL İLLETİ

Sıbyan mekteplerinin birinde, talebeden birinin ayağı nasılsa kapının önündeki sel ıskarasından içeriye girmişti. Uğraştılar uğraştılar, çıkmadı.

Belediye kulübesine haber gitti. Yanında bir lağımcı ile bir memur geldi, ıskarayı söktüler, çocuğun ayağı kurtuldu.

Ertesi günü, lağımcı, ücretini almak üzere belediye veznesine gidip şu yolda yazılmış bir makbuz senedi uzattı:

– Sel ıskarasına sıkışan bir çocuğun ayağını kurtarma ücreti olarak, belediye veznesinden 25 kuruş aldım.”

Veznedar:

– Olamaz! Bu parayı veremem! dedi, böyle tahsisatım yoktur.

Zavallı lağımcı, nasıl edeceğini şaşırmış, oralarda dolaşıp dururken, kurdun biri elindeki makbuzu alıp şu şekle soktu:

– Bir çocuk ayağı ile tıkanan sel ıskarasını açmak ücreti olarak 25 kuruş aldım.

Ve lağımcı bu sefer parayı cayır cayır aldı.

 Alışkınlar

10 Ağustos seçimlerinden sonraki ilk demecinde “Demokrasi kaybetti” demiş Kılıçdaroğlu.

Seçimler, demokrasi kazansın diye yapılmaz mı

Kılıçdaroğlu’nun istediği sonuçların çıkmadığı her seçim, kaybedilen seçim mi olacak

Kendilerinin ilk ve son kez kazandığı 1946 seçimlerini mi biliyorlar, demokrasinin kaybetmediği seçim olarak..

Uyanıktır Kılıçdaroğlu, Aslında o demeci, partililerine kurutlayı toplamasınlar diye vermişti.

Demokrasi kaybetti, bir de Kılıçdaroğlu kaybetmesin.. Fakat aşağıda gördüğünüz karikatür bir gelenek karikatürdür ve her seçimden sonra aynen çizilir. Biz 1960’lı yıllardan aldık.

CHP her seçimi kaybettiğinde, koltukta oturan böyle zıplar, sonra Kurultay toplanır, bir sonraki seçimden sonra zıplayacak tesbit edilir delegelerce..

 

 

 

 

 

Geçmiş Zaman Penc

eresinden

 

Bir “Şeref Stadı” Vardı

“Toptan”da “üç büyükler” diye söylenen İstanbul takımlarından FB ve GS’ı, takım tutma yaşına geldiklerinde gönüllerine düşüren Anadolu şehirlerinin çocukları, diğer İstanbul takımı BJK’nın taraftarlığını seçen ve sayıları kendilerine göre daha az olan arkadaşlarından bir özellikleriyle daha ayrılırlardı; Beşiktaş’ın, deniz yolu olan, denizle tarihi bağı olan yegane İstanbul takımı olduğunu bilmek gibi... (O yıllarda aynı lig listesinde olmasına rağmen Beykoz, cevizlerinin çetinliğiyle ünlüydü.)

Armalarındaki Kartal mı mani idi, “Barbaros”un, Üsküdarlıların gelip geçtiği iskelede “Eski bir kahraman heykeli işte” olarak kalmasına... Yoksa rengi (kızıllığı) daha çok aslanlığı mı çağrıştırdı BJK taraftarlarına Dağlarda Kartal, denizlerde aslan olmaları fazla gelmezdi ki onlara. Bir FB’li olarak bu söylediklerim az bile.

Beşiktaş’ın eteklerinde, okulların arasında, asırlık çınarların gölgesinde, Boğaz’ın dalgalarının döğdüğü toprak sahalı bir stadın sadece adı değildi “Şeref Stadı”. Orası BJK idi. BJK’nın geçmişi idi, geleceği idi, hayali idi, “Düşler tarlası” idi. (Belki de ben ilk gördüğümde orayı, vurulduğumdan yazıyorum bunları.)

İhtilal tokadı ile şaşırdığımız ve onların seçtirdikleriyle demokrasiye erdiğimizi sandığımız yıllardı. İstanbul Boğazı’nda boş bulduğu yerleri “Uyum kooperatifleri”yle talan eden bir iktidarın, “Boğaz’da okul mu olur, otel olsun hepsi” icraatını engellerken bu ülkenin adsız kahramanları, o iktidara yol gösteren kadın çoktan ihale ettirmişti Şeref Stadı’nı bir otelciye; ben de Beşiktaşlıyım ayol! Diyerek...

Bugün Şeref Stadı yok.

Süleyman Seba da ölmüş.

Onu anlatan yazıların altına ben de imza atıyorum.

Ona dua ederek uğurlayanlara ben de katılıyorum.

Affedilenlerden olsun diye...

- Ben Kemal’i tıpış tıpış gönderecekler diye kızıyorum, sen niye gülüyorsun

- Ben de Kemal tıpış tıpış gidecek diye gülüyorum.

ALKOLLU İÇKİ TÜKETİMİ

Artarsa, toplum uyuşur darbe alır,

Korkarım başa gelir tam bir felaket!

Düşerse, irtica artar darbe olur;

Korkarım “Paşa” gelir... Tam bir Felaket!.. 

SEVDA KUŞUN

Kanadını yoldun, gözlerini oydun,

Boynuna taktığın ipin ucu kurşun;

Bir de uçmuyorsun diye gönül koydun

Söyle nasıl uçsun, böyle sevda kuşun! 

 

BAŞÇAVUŞUN BEYGİRİ

Çatıdaki yangını duyurabilmek için,

Çırpınsak, koşup bağırsak, yırtınırcasına;

Evdeki gamsız rahat, başçavuşun beygiri

Yellenir sanki, bağırsak yırtılırcasına!..

Ekrem Şama