Cristopher, Marcus, Aleksandr, Michael, Nikos.
Uzak ülkelerden gelmiş, sadece altı aylığına ülkemizde bulunan Erasmus öğrencileri.
Bugünlerde çok telaşlılar. Dersten çıkar çıkmaz eve koşmaktalar.
Nedir bu uğraş dedim.
“Malum referandum sonrası ortalık karışırsa evde hapis kalacağız ya, etrafı temizliyoruz, eve erzak yığıyoruz, derste bile zihnimiz ne gibi tedbir almakla meşgul olduğundan, aklıma mum geldiğinde, ihtiyaç listesini çıkarıp not aldım öyle ya makarna pirinç gibi mum almak da lazım elektrikleri keserlerse karanlıktan çok korkarım.
Olaylar çıktığında bir saldırı alıp, yaralanma durumunda tıbbi yardım malzemelerim neler olabilir onları not alıyorum. Buralarda ölüp kalmaktan, başıma bir şey gelmesinden çok ürkmekteyim.”
Adeta savaş, darbe, deprem hazırlığı yabancılarda. Yerlilerde bu kadar dehşetli bir panik havası yok çünkü şark milletlerine özgü her düşünceden insanın alt yapısında bulunan bol miktarda tevekkül icabı, daha fazla idmanlılar olacaklara, başlarına gelebileceklere, olası provokasyonlara.
Fakat yine de bahara hiç gitmeyen bir gerilim hâkim havaya.
Bu yüzden ne açan laleleri görmekte milletin gözü.
Ne soğuğa karşın ötmeye çabalayan bülbülü fark edebilmekte.
Ağaçların binlerce farklı tonda yeşile bürünmesine de çok ilgisizler.
Havaya sinen huzursuzluk, herkesi ziyadesi ile rahatsız etmekte.
Sanki kıyamet kopacak, insanlarda bir tedirginlik. Oysa “evet”çi de “hayır”cı da bizim kardeşlerimiz; aynı aileden çıkmaktalar ya da akraba, komşular yahut sokak sakinleri.
Her zaman selamlaşan, yüz yüze bakan insanlar, birbirlerini çok iyi tanımaktalar, fakat herkes birbirine olabildiğince soğuk davranmakta, bugünlerde; komşular bile kadın günlerinden ayaklarını kesmekte, sanki bir kıvılcım toplumdaki patlamaya hazır barutu alevlendirecek kadar ortam gergin. İnsanlar sosyal medyadan saydıklarından, öfke lavlarını biraz dışarı attıklarından mıdır yanardağ patlaması olmamakta.
Bileylenmiş bıçak gibi parlayan bakışlara bugünlerde bakmamaya çalışsam da herkes dua etmekte, şu referandumu kazasız belasız atlatabilsek, şu sancılı coğrafyamızın başına yeni çoraplar örülmese.
Nihayetinde hepimiz bu diyarın sakiniyiz ve sükûna o kadar ihtiyacımız varken gerilim, sinirleri harap etmekte.
Farklı görüşten insanlar, iş arkadaşımız ya da komşumuz hatta akrabamızdır ama onun görüşü ilkel bir düşmanlık duygularını beslememelidir; belki o farklı görüşten kişi ticaretinde çok güvenilirdir ya da ahlaken zirvedir yahut harikulade bir yanı olup cömertlikte önde gitmektedir, ya da iyilikte kimse eline su dökememektedir.
Bütün bu güzel hasletleri hatırlayıp kavgaları, kamplaşmaları, kan davalarını kovup, inadına selam eylemini kuşanmak, tebessüm esintisini çoğaltmak zorunluluğundayız.