Dört kişi bir odada bir araya geldi miydi ikindi de gelmiş oluyordu. Yarenliklerin başlaması için illa dört kişi olacak. Bu dört kişi olmadan ortamın tadı olmuyordu anlaşılan. Ramazanda ikindiye doğru dört kişi mutlaka aynı odada oluruz. Bizden başka üç beş kişi de dinleyici olarak aynı odada olur. Her gün mutlaka bir ‘orucu bozan şey’ söylenir ve muhabbet başlar. Bu dört kişinin ikisi üniversite ikisi lise mezunu. Biri hafız diğerleri de Kur’an okumasını biliyor. Akait ve ilmihâl bilgileri sağlam. Kısacası orucu ne bozar ne bozmaz hepsini sağlam bir şekilde biliyorlardır. Mevzu orucu bozan şeyler değil mevzu ramazan yarenlikleridir. Espriler ve muhabbet…
Orucu ne bozar. Pide dersek oruç bozulur mu? Diğer üç kişiden biri hemen atılıyor pide yersek tabii ki oruç bozulur. Pide yersek değil pide dersek oruç bozulur mu? Ha pide yersek anladım diyor. Tongaya düşürdün bizi. Pide dersek oruç bozulur mu? Pide dersek oruç bozulabilir de bozulmayabilir de. Bozulur mu, hafız ne fetva veriyorsun? Pide demeye bağlı olarak oruç bozulabilir diyor hafız. Nasıl yani? Pide deyince canı pide isteyenin belki de. Yok yok fetva vermiyorum. Verdin. Yok fetva vermedim. Yahu ben fetva verecek olsam sigara orucu bozmaz fetvası veririm diyor. Hadi bakalım...
Hepimizin damarı olan konuya geldi mevzu. Ben sigara orucu bozmaz diye fetva verecek bir hoca arıyorum. Öyle bir hoca bulsam beş vakit arkasında namaz kılarım hızımı alamam teravihlere de o hocanın imamlık yaptığı, teravih kıldırdığı camiye giderim. Hadi cami sana uzak olursa? İstanbul’da hangi camide imamlık yapıyorsa gider o camiyi bulurum yeter ki sigara orucu bozmaz fetvası versin hoca. Peşinen bir cemaat kazanır benimle. Ulan hocanın biri bunu duyup fetva veriyormuş İstanbul’un şehirden uzak ilçesinde bir hoca, hadi git bakalım. Giderim. Gidemezsin. Bu fetvaya gidilir ama diyor hepsi birden. Kahkahalarla.
Teravihe gidiyorum diye evden çıkıyormuş, üç gün geçiyormuş bizimki halen yok diyor biri. Diğeri ben zaten bir mahallede teravihe gidiyordum, hoca hatimle kıldırıyordu, teravihte gidip sahurda geliyordum eve, hanım camiye namaz kılmaya mı gidiyorsun uyumaya mı gidiyorsun belirsiz diyordu bana. Alışkınım yani diyor. Bir diğeri, biz nerede hızlı kıldıran hoca varsa oraya gidiyoruz teravihe. Geçenlerde bir camiye gittim, hoca jet hızıyla teravih kıldırdı, camiden çıktığımda halı saha maçı mı yaptım teravih mi kıldım bilemez haldeydim. Hatta camide bir grup genç vardı onlara dedim ki, iyi ısındık haydin şu halı sahada bir de maç yapalım sahura kadar dedim, gençler olur hocam dediler. Maç yaptınız mı ya? Top bulmadık. Bulsanız yapacaksınız yani. Yani.
Odada bir gün yine muhabbet ekibi bir aradaydık. Ben ayaktaydım, karşıdaki gazeteye baktım, “Hoş geldin ramazan” yazısını yüksek sesle okudum. Ben o yazıyı okurken aynı anda içeri bir yabancı yani dışarıdan biri girdi, aynı anda selam verdi. Sonra bana yöneldi hoş bulduk hocam ismimi nereden biliyorsunuz sizinle tanışıyoruz galiba, sizi tanıyorum ben dedi. Ben de evet tanışıyoruz dedim, nereden dedi elini alnına koydu, ben kalubeladan tanışıyoruz dedim, hep birlikte kahkahayı bastık. Gelen kişinin adı gerçekten Ramazan’mış. Benim durup dururken gazeteden o cümleyi yüksek sesle okuduğumu fark edince kendisi de muziplikle muhabbete dâhil olmuş. Sonra dördümüz hep birlikte tanıştık tabi.
Bizim dörtlü ve etraftaki üç beş dinleyici ile muhabbet ortamı her ramazanda sürmekteydi. Ramazan yarenlikleri ramazan boyunca devam ediyor. Devam etmesini hepimiz isterdik yani. Ramazanın manevi atmosferini dışarı çıkmadan yapılan esprilerle güzel vakit geçmesini sağlıyor böyle muhabbet ortamları. Ne güzeldi ramazan yarenlikleri. Belki bir yerlerde yine bir zaman gelir devam eder. Ne güzel olur. Değil mi. Kim bilir.
Belki sizin de böyle güzel ramazan yarenlikleri yaptığınız ortam ve dostlarınız vardır!