ABD’li komutan Senato’da bilgi verirken “ABD özel kuvvetlerinin Suriye’de olduğunu ancak, sadece YPG/PYD ile angaje olduklarını” söylemesi ABD’nin Suriye’de PYD ile birlikte hareket ettiğinin resmi ağızdan tescil edilmesi anlamına geliyor. Bir başka ifade ile bilinenin komutan General Llyod Austin tarafından Senato’da resmen dile getirilmesinden ibaret. Dünkü yazımda da PYD/YPG ve PKK birlikteliğine vurgu yapmış, bölgemizde terör örgütlerinin alan bulmasının arkasındaki gücün ABD olduğuna, PYD/YPG ile ortak hareket etmenin aynı zamanda PKK ile birlikte olmak anlamına geldiğine dikkat çekmeye çalışmıştım. ABD’li generalin açıklamaları bizim duyum ve önsezilerimizle bildiğimiz hususun tasdiki anlamına geliyor.

Bu tespitin ardından CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, “PKK silah bırakmaz” değerlendirmesine geçmek istiyorum. Hatırlanacağı gibi, PKK’nın silah bırakmasının her gündeme gelişinde PKK’nın silah bırakamayacağını iddia etmiş, sebebini de PKK’nin bağımsız bir örgüt olmadığı, sadece kullanıcılarına maşalık yaptığı ile izah etmiştim. Kullanıcının ise kuruluşundan bu yana çeşitli yollardan PKK militanlarını eğiten ve silahlandıran ABD ve diğer Batılı ülkeler olduğunu özellikle ABD istemediği sürece PKK’nın silah bırakma ya da bırakmama iradesine sahip olmadığını özellikle vurgulamıştım. Böyle olunca da Kılıçdaroğlu’nun “PKK silah bırakmaz” değerlendirmesini, “PKK silah bırakamaz” şeklinde tahsis etmekte yarar var.

Bu noktada yıllardan beri PKK’nın ana karargâhının bulunduğu Kandil’in hava kuvvetlerimiz tarafından bombalanmasına, her seferinde Kandil’deki kampların vurulduğu, bilmem ne kadar militanın etkisiz hale getirildiği açıklamalarına rağmen, yönetici kadroya bir zarar verilemediği düşünülerse havadan vurmak ile sadece PKK değil, IŞİD ya da bir başka terör örgütünü yok etmenin, en azından etkisiz hale getirmenin mümkün olmadığı görüldü. Buna bir de PKK’nın koruyucularının istihbarat desteği eklendiğinde Kandil’in dolayısı ile PKK’nın yönetim kadrosunun yok edilmesi için kara harekâtına ihtiyaç vardır. Ancak, kara harekâtı aynı zaman bir başka ülkeye savaş açmak anlamına geldiğine göre bu noktada sadece Irak yönetimi değil, Kuzey Irak yönetimi ve ABD’nin onayına ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor. Diyelim ki, Irak ve Kuzey Irak yönetiminin iznine ihtiyaç duymadan bir yandan havadan Kandil vurulurken öbür yandan da kara birliklerimiz harekete geçti; hedefe varmasına, Kandil’in tamamen imha edilmesine ABD ve diğer Batılı ülkeler rıza gösterecek mi Bugüne kadar bu konuda onay alınamadığı düşünülürse Türkiye’nin tepkilerine ve şikâyetlerine karşı koyamaz hale gelindiğinde hava operasyonuna göz yumuyorlarken kara harekâtı çeşitli kereler başlatılmış olmasına rağmen sınırlı kaldı. Sınırdan belli bir mesafeye gidiliyor ama Kandil’e ulaşılamadan birliklerimiz geri dönüyor. Bunun sadece ABD onayı ile değil aynı zamanda uluslararası anlaşmalarla da ilgili olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kandil’in karadan vurulması ülkelerarası savaşı göze almak anlamına geliyor. Bu bakımdan bazı gazeteci ve siyasilerin oturdukları yerden Kandil’i karadan vurmak gerekiyor demeleri bir gerçeğin ifadesi olmakla birlikte olayın özellikle uluslararası boyutunu görmek istememek anlamına eliyor.

Sonuç olarak PKK denildiğinde olayın tek boyutlu olmadığını, işin içinde özellikle ABD’nin bulunduğunu, ardından Irak ve Kuzey Irak boyutu olduğunu, buna son yıllarda bir de ABD’nin taşeronluğuna soyunmuş olan PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG’nin eklendiğini unutmamak gerekiyor.