Bu yazı yayımlandığında Papa Türkiye’den ayrılmış olacak. Bir haftaya yakındır Türkiye Papa ile yatıp kalkıyor. Yazımıza başlık olan soru doğrusu Türkiye’de yaşanan paradoksları imliyor. Yakınım bir genç ile Papa üzerine konuşurken kendisine takıldığımda bana verdiği karşılık Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun tam bir göstergesi Verdiği karşılık beni şaşırtmadı. Bu, Türkiye’yi yönetenlerin yansıttığı bir bakış şöyle ki; “Papa bir devlet başkanı olarak karşılandı.” Aslında benim yorumum ve onun verdiği karşılık farklı düzlemde. İlginç olanı şu. Bugün Türkiye’yi yönetenlerin uyandırdığı algı Papa’nın Katolik Hıristiyanlığın ruhani lideri olarak değil Vatikan Devlet Başkanı olarak ağırlandığı yönünde. Asıl tuhaflık ve ilginçlik burada.
Papa Hıristiyan Katoliklerinin ruhani lideri. Onlar, Hz. İsa’yı Tanrı’nın oğlu olarak kabul ederler. Yani insanlığın babası olan Hz. İsa Tanrı’nın oğlu. Papalık kurumu ise onun yansıtıcı. Dolaysıyla temsil bakımından yeryüzünü Tanrı adına ancak onlar yönetirler. Yeryüzünde Hıristiyanların Katolik mezhep mensupları temsil eden geniş bir coğrafya var. Avrupa’nın büyük bölümü, Güney ve kuzey Amerika Hıristiyanlığı bu şemsiyenin altında. Dünyayı çekip çeviren büyük devletlerin kahir ekseriyeti Katolik Hıristiyan. Papalık devleti denen ülke ise çok küçük bir toprak parçasına sahip. İtalya’nın sınırları içinde. Fakat gücü Katolik Hıristiyan devletlerinin üzerinde. Her ne kadar bu devletler laik gibi görünüyorlarsa da, laik devletler ve yöneticileri savaşlarını ve işgallerini Haçlılık ruhuyla yapıyorlar. Tarihin derinliklerine dalmadan yakın zaman savaşlarına bakıldığında, güya laik olan devletlerin yöneticileri, Müslümanlara karşı bir savaş söz konusu olunca Haçlılık ruhları depreşiyor. Örnek mi I. Ve II. Irak işgalleri sırasında Bush’ların bu savaşı Yeni bir haçlı savaşı olarak nitelemesi. Arap Baharı diye tanımlanan kuşatmada Fransa devletinin yetkilileri de Libya işgalini yeni bir Haçlı seferi olarak nitelendirmişlerdi. Bu süreçte yaşanan katliamlara, yapılan soy kırımlara ve işgallere Haçlı ruhunun merkezi Papalığın ses çıkarmadığı. Kendilerini temsil edenlerin işledikleri zulme asla karşı çıkmadıkları. Zımni olarak bunu benimsedikleri görülüyor. Oysa bir Hristiyan’ın burnu kanayınca papalık kurumunun feverana başladığı görülüyor. Şu sıralar Orta Doğu’da kan gövdeyi götürürken onlar keyif çatıyorlar. Çünkü Haçlı savaşları bütün azametiyle sürüyor. Artık onların yerine kendilerini temsil edenlerin yanında bir de Müslümanların onlar adına Müslümanlara karşı savaşıyor olmaları. Arap Baharı sırasında, Filistin katliamlarında, Mısır’da yaşananlarda Papalık kurumunun gıkı çıkmıyor. Çıkmaz çünkü bu savaşlar onlar adına sürüyor. Sonuçları de lehlerine, Müslümanların ise aleyhine.
Katolik Hıristiyanlığın dünyevi lideri Türkiye’de ağırlandı. O, bir devlet başkanı olarak değil Katolik Hıristiyanlığın lideri olarak Türkiye ziyaretinde bulundu. Giyimi, kuşamı hal ve davranışlarıyla o bir Hıristiyan Katoliklerinin lideri. Öyle geldi ziyaretlerde bulundu ve gitti. Bundan asla ödün vermedi. Hıristiyan Katolik dünyası ise bunu heyecan ile izledi. Papa’nın değerlendirmesinde Türkiye’nin konumu köprü görevi yapması. Müslümanlar ile bir diyalog mu bu Asla onlar zaten Müslümanlığı bir din olarak kabul etmiyorlar ki. Bu bizim vehmimiz. Öyle görmek istiyoruz. Oysa Papa Türkiye’ye geldiğinde Ortodoks dünyası ile bir diyalog arayışında. İznik Konsülü’nün yeniden ihyası ve birleştiriciliği diyalogunda. Böyle olunca biz neden kendi kendimize gelin güveyi oluyoruz anlamıyorum.
Bir diğer çelişki de Papa Hazretlerinin(!) Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en üst makamınca bir Devlet Başkanı algısı ile ağırlanması. Vatikan diye bilinen minnacık bir devletin uluslararası en üst düzey karşılanıyor olması. Sahi Türkiye neden Monaco Devlet Başkanı’nı bu kadar üst düzey bir davet ve ağırlamada bulunmuyor O civarda böylesi birçok devletçik var. Nedense onlar hiç adam yerine konulmuyor. Bunda da bir bit yeniği yok mu dersiniz.
Papa Hazretleri Beyaz Saray’ın -Ah pardon Beyaz Saray mı dedim, Ak Saray mı demeliydim!...- ilk ağır konuğu olması. Demek ki bunda da bir hikmet var. Katoliklerin en büyük temsilcisinin böyle bir sarayda ağırlanıyor olması en çok dünya Haçlı emperyalizminin tepe noktası yani Abede’yi mutlu ediyor olmalı. Ak Saray’da ağırlanıyor olmak az şey mi dersiniz