Demokratikleşme paketi için medyanın oluşturmaya
çalıştığı algı, paket öncesi bilinçaltında yatan algının gün yüzüne çıkmasını
sağlamıştır. Başbakan tarafından açıklanan demokratikleşme paketi, bir gerçeği
daha gözler önüne sermiştir: paket açıklanmadan önce özgür değilmişiz meğer!
Merakla beklenen ama açıklandığında hiç de merak uyandırmayan bu paket, insanı
yaşatan devletten çok, mecliste grubu bulunan partileri yaşatan sistemi
besleyecek gibi duruyor. Halbuki sisteme değil, insana hizmet etmek gerekiyor.
Yapılan açıklamalarda, 12 Eylül yasaları dururken 27
Mayıs tan dem vurulması bir şaşırtmacadır. Aynı teknik, seçim barajı için de
kullanılmıştır. Barajı yüzde 5 e çekip daraltılmış bölge seçimi, barajı
tamamen kaldırıp dar bölge seçim sistemi ya da mevcut sistemi devam
ettirebiliriz şeklinde üç alternatif varmış gibi sunulan şey aslında tek
seçenektir. Zaten mevcut sistem adalet üretmiyor, neden seçenekmiş gibi
sunuluyor ki Üstelik dar bölge sistemi getirildikten sonra barajı yüzde 5 e
çekmenin bir anlamı da kalmıyor. Ülkeyi adeta üç seçim bölgesine çevirip, her
bölgede ilk ikide olan partiyi ödüllendirmeye çalışan bu anlayış temsilde
adaleti sağlayamaz. Hatta Türkiye de yaşanan muhalefet sorunu nu daha da
derinleştirir, mevcut muhalefetin korku söylemini tetikler.
Pakette yer alan birçok konunun, bırakın on yıl
beklemeyi, hükümete gelir gelmez bir imza ile çözülecek kadar basitken şimdi
çözülecek olması da bir handikaptır. Mesela, roman dil ve kültür enstitüsü
kurulması , ilkokullardaki andımız uygulamasını kaldırılması , yardım toplama
konusundaki kısıtlamaların kaldırılması , kişilerin özel bilgileri ilgisiz
kişiler tarafından kullanılamayacak olması gibi basit konular bugünlere
kalmamalıydı. Bu paket, ülkemizde geçmiş yılların tortusunu kaldırmak ve
kardeşliği tesis etmek adına bir adım olmakla birlikte, 54. Hükümet programında
yer alan ve birçok noktada uygulamaya da konulan icraatın son on yılda sadece
yeniden hayalinin kurulması gibi bir tezatı da içinde barındırmaktadır.
Bugüne kadar bir şekilde sulandırılan kamu kurumlarında
başörtüsü yasağının kaldırması açıklaması ise, bir bütün olarak değil de,
adalet ve emniyet gibi temel kurumların istisna tutulmasıyla ağırlığını
kaybetmiştir. Özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünü açma
teşebbüsü ise merhum Erbakan ın 1994 de Bingöl de yaptığı konuşmanın ancak
yirmi yıl sonra anlaşıldığının ispatı olmuştur. Bence bu paketin kıymetini,
ocağına ateş düşenler değil, 28 Şubat sürecinden nemalananlar daha iyi
bilir.
Statükonun taleplerinin milletin taleplerinin önüne
geçmesine izin vermeyeceği ni söyleyenler bakanlar kurulunun bir imzasına bakan
Ayasofya nın yeniden cami olarak açılması bile pakete katamamışlardır. Paket,
kendi içinde konumunu ortaya koymuştur: Sorundan beslenenlerin ileri çözüm
lafları etmeleri sadece çözümsüzlük çağrısıdır . Sistem sürekli sorun
üretmektedir. Sistem tartışmalarına kimse girmemektedir. Milli/ulus devletten
medeni/erdem devlete bu şekilde geçilemez.
Kısacası, demokratik açılım paketi ne milletimizi sevindirmiş,
ne de darbecilerin uykusunu kaçırmış tır. Milletimizin beklediği yeniliği ve
değişimi öngörmemiştir. Devleti dönüştürmek yine millete kalmıştır. Esas olan
mücadelenin siyasi zeminde verilmesi olduğundan milletin cevabı da sandığa
bırakılmıştır. Söz, yetki ve karar artık milletin se bu seçim sürprizlere
hazır olun. Tabii, milletimiz seçmekte özgürse