Özel televizyonların hayatımıza girdiği günden beri, toplumsal ve kültürel yapımızda çok şeyler değişti. El yordamıyla, deneme-yanılma yöntemiyle ve genellikle yabancı formatlardan devşirerek ekranlarını dolduran televizyoncular, yaşadığımız süreç içinde Türk izleyicisini deyim yerindeyse, "reyting deneği" olarak kullandılar. Bu süreç sapla samanın, doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin birbirine karıştırıldığı bir süreç olarak gelişti. Ve ne yazık ki, topluma bir şeyler söylemeye ehliyetli, donanımlı olanlarla, tek atımlık barutu olanlar da aynı potada eritilmeye çalışıldı Kuşkusuz, bundan toplumun can damarlarından biri olan, toplumu yansıtan ayna görevi gören, gerçek sanat ve sanatçılar yara aldı Adının önüne hiçbir yeteneği olmadığı halde sanatçı yaftası konulanların, kültürümüze ve sanatımıza verdiği zarar, telafi edilemez boyutlara ulaştı. Kulaklarımız kirletildi, ruhumuz kirletildi, ahlakımız kirletildi Özel televizyonların kültürümüze açtığı arka pencerelerden, kanallardan, kulvarlardan giren yetenek özürlü tipler, sanatımızı her yönüyle deforme etti. Kültürümüzü mahvetmek için özel üretilen müzikler, eserler, diziler, programlar, batılı ajanların emperyalist ahtapot kolları olarak toplumu sıkboğaz etti.
Bugün, artık yetenek prim yapmıyor Yeteneksizlik ve medya soytarılığı en geçerli akçe Gerçek sanatçılar ise, bu toplumu çirkinliğe doğru yöneltmeye çalışanlara karşı sessiz ve derinden çalışmalarını sürdürüyorlar Toplumun aynası olabilmek için mücadele ediyorlar Toplumun önünde yürüyebilmek, doğruyu, güzeli hakim kılabilmek için uğraşıyorlar
Bugün köşemizin yan tarafında, birbirinden güzel tesbitlerini okuyacağınız, Türk Halk Müziğimizin çağdaş ozanı, Türkü Baba lakaplı Fatih Kısaparmak, işte onlardan biri
Fatih Kısaparmak ın özellikle medya ile ilgili değerlendirmeleri, bizim bu köşede medyayla ilgili yazmaya çalıştığımız eleştirileri destekler mahiyette Kısaparmak, medyayı, "Özel Hayat İşportacıları" olarak nitelendiriyor Gerçekten de öyle değil mi! Magazin furyasının tüm kirliliğiyle üstümüze boca edildiği magazin programları, özel hayatın mahremiyetini kurcalayarak, dedikodu ve maraz merakları gıdıklayarak ahlakımızı dejenere etmedi mi Nerde akşam orda sabah yaşantı tarzlarını, kağıt mendil değiştirir gibi sevgili değiştirenlerin, su gibi para harcayanların renkli dünyalarını gözümüzün içine sokarak, "Ben de böyle yaşamalıyım" diyenleri, köşe dönmeciliği, para kazanmak için herşeyi mübah gören bir anlayışı yeşertmedi mi Yaptığı işlerle, bestelerle, sanatıyla Türkü Baba lakabını hak eden Kısaparmak, "Ben bu sancılı ve ayıplı süreçte, en geniş ortak paydayı ve en düşük seviyeyi esas alarak özel hayat işportacılığı yapan o medyadan uzak duruyorum. Seçici olmayanın geçici olacağına inanıyorum. Kültürel saldırıların öncelikli hedefi, kendine yabancılaştırılmak ve köleleştirilmek istenen genç kuşaklardı. Eğitim düzenimiz bu nedenle kundaklandı. Ardından bir kısım medya teslim alındı. Dijital afyon haline getirilen bu medya, kitle imha silahına dönüştürüldü. Ulusötesi çetelerce, suç imparatorlukları kuruldu. Bu tekno-harami düzeninin yönetimi, misyoner ajanlara teslim edildi. Uluslararası sermayenin paylaşım kavgası, mafya/siyaset/medya şeytan üçgeninde tüm acımasızlığı ile sürüyor. Sözde raiting ölçen şaibeli kutular ve deneklerle komplolar hazırlanıyor. Kültürel kanserleşme sürecinin metastasları, işte bu düzen aracılığı ile yaygınlaştırılıyor" diyor.
Fazla söze ne hacet!