Bir insanı tanımlayan hâl ve durumları olduğu kadar asıl belirleyici olan sözleridir. Sözlerin kimlerden ne amaçla ve niçin çıktığı her durumda belirleyicidir. Söz vardır, söz vardır. Biri insanın gerçeğini, hakikatini ifade eder. Kimi sözler vardır ki insanın kendi kişiliğiyle doğrudan ilişkilidir.
Bir insanın gidiş yönü, yapıp ettikleri bir bakıma yapacaklarının belirtisidir. Bir insanın dünüyle, günü ve yarını arasında doğrudan bir bağ oluşur. Yönü sağlıklı, yalansız, dolansız ve belirgin ise o insan güven verir. Güven söz ve davranışlarla kendini belli eder.
İnsanlığın hayatına giren diplomatik, politik söz ve davranışlar insanların çok yüzlü olmalarına neden olmuştur. Göründüğünden farklı olma tutumudur bu. Bu tür insanların asıl hâlleriyle görünümleri arasında çelişkiler olur. Bu hâl biraz da sarhoşluk anını andırır. Yani asıl kendisi olmanın ötesinde farklı bir insan olarak görünme tutumudur. Bu tür insana güvenilmez. Çünkü nerede doğruyu, gerçeği söylediği çok da belli olmaz. Uluslararası ilişkiler ve tutumların dilidir bu. Bir Müslüman insanın, öncünün, temsil durumunda olanın farklı yüzleri olmaz. Savaşın hileleri olsa bile hakikat ne ise onun ifadesi kendi gerçeğini gösterir.
İnsana olan güven kendisinin olan davranış ve tutumlarıdır. Kim hayata nasıl başlamış ise ana çizgisini ve doğrultusunu, yönünü değiştirmeyen insan güven verir. Onun asla yalan söylemediği, hileli davranmadığı bilinir.
Biz kendimizden sorumluyuz. Bir Müslüman, Müslüman’ın kefili olmak durumundadır. Gerçekte doğru bir yön üzerinde ise, yolu eğrisiz büğrüsüz ise ona güven duyulur. Bu da o insanı toplum içinde ışıldayan bir yıldız konumuna dönüştürür.
Günümüz insanının politik, diplomatik tutumları insanların insan olma karakterini bozmuştur. Hileli bir insan tipinin oluşmasına neden olunmuştur. Yerine göre bir kez olsun böyle bir tutum bir başlangıç olur, sonrası ise artık o kimse güven duygusunun yitimine neden olduğundan bir daha kendisine kuşkuyla bakılır.
İnsan değerli bir varlıktır. Düşünen, akleden, fehmeden, bilen bir varlık. Bunlar onun ne yapması gerektiğinin göstergeleridir. Akıl insana verilmiş en önemli bir özellik, bir bağış. Bununla anlamayı, bilmeyi, yorumlamayı sağlar. İşlek hâle getirdikçe ondan hikmetler ve güzellikler oluşur, zamanla dışa vurur. Düşünen insan ne yapacağını bilendir. Bilen ve yorumlayan ona göre eyleme katılandır. Düşünür denildiğinde bu tip insanlar akla gelir. Olayların, durumların künhüne varır, sonuçlarının ne olabileceğini kestirir.
Düşünmeyi sağlayan bilgidir. Bilgi kendiliğinden edinilmez. Okuyarak, araştırarak üzerinde durarak bir iç yapı oluşturur. Donanım olunca bilgi taşar, etrafına ışık saçar. Bu her bilgiyi içerir anlamına gelmesin. Hakikat üzere olan bilgi ve birikim insanı Hakikat üzerinde daim kılar.
İnsan hakikat ile şeytani bilgiler arasındadır. Günümüz bilgisi, ideolojileri, sapkınlıkları insanları alabildiğine etkiliyor. İstenmeden de olsa bulaşıcı bir yönü var. Hakikat bilgisine sağlıklı olanlar ile varılır. Bu ister bir düşünür, bir veli bir şair olsun. Onun da Hakikat üzere olma koşulu olmalıdır.
Her düşünür hakikat üzerindedir denilemez. Müslüman’ın bakışı, anlayışı diğerlerinden farklıdır, olmalıdır. Hakikatin içinde olan onun yolunu sürdürür. Her Müslüman hakikat üzeredir denilemez, hele şu günümüzde. Politik, diplomatik dilleri olanların gerçekliğinden söz edilemez. Zamanın bulamacına bulaştıklarından, bir yol tercihinde bulunduklarından ancak kendilerini temsil ederler. Müslümanları temsil edenler Müslüman’ın kişiliği ve hakikati üzerinde olmak zorundadırlar. Her söz, davranış bağlayıcı ve tanımlayıcıdır. Bir insandan çıkan söz bir daha geri alınamaz, her davranış da tanımlayıcıdır. Bunlar olunca bir daha böyle bir davranışta bulunmayacağım garantisini vermiyor.