“Yahya Kemal”in Paris’te bulunduğu yıllarda, bir tarihçi

İstanbul’un nüfusunu sormuş ona:

 - “Elli milyon”

cevabını vermiş Yahya Kemal

Adam, şaşırmış:

- “Bu nasıl olabilir ” şeklinde ikinci bir soru yöneltmiş:

 Yahya Kemal de şu

açıklamada bulunmuş;

- “Biz ölülerimizle beraber yaşarız!” demiş.

Bu yaklaşım tarzı, bir nüfus değerlendirmesi olmasa da,

“mezarlıklara ve ölülere verilen değer” açısından önemli.

Mezarlıklar, sadece ölülerin gömüldüğü sıradan yerler değil,

aynı zamanda tarihe yardımcı olan önemli birer mekânlardır.

“Her mezar bir ölüyü, her ölü bir tarihi anlatır.”

Kültürümüzde çok önemli bir yere sahip olan mezarlıklarımız,

aynı zamanda ”açık hava müzelerimiz” olacak kadar da güzel mekânlardır.

***

Mezar taşlarındaki yazıların içeriği ve estetik görünümleri

pek çok araştırmacının ilgisini çekmiştir.

Yakın tarihimizde mezarlıklarla ilgili ilk çalışmaları yapan

rahmetli “Süheyl Ünver” dir.

Kendisi, 1915 yılında “Karacaahmet Mezarlığı”nda ki taşların

üzerinde yer alan desenleri tespit etmeye çalışmış.

Maalesef, “mezar taşı manzumeleri antolojisi”, bugün dahi

kişisel çalışmalardan öteye gidememiştir.

Devletin bu konuda bir politikası olmadığı gibi, aksine

ilgisizliğinden dolayı da mezarlıklarımız bir harabeye dönüşmüştür.

Bir millet düşünün ki bir asır önce vefat eden dedesinin

mezar taşını okuyamıyor!

“Geçmiş ile gelecek” arasında önemli bir köprü olan

“ecdadımızı” tanıyamamak bir millet için utanç verici bir durum.

Mezarlıklarımız ve mezar taşlarımız bizim aslımızı ve

kültürümüzü ortaya koyan birer abidelerdir.

Hepimizin gidecek yeri oralar olduğuna göre, “vefa

borcumuzu” ödemek gibi bir “vebalimiz” vardır.

***

“Osmanlı toplumunda hayat” ölümle o kadar iç içedir ki,

kişiler evlerinin önlerindeki bahçelerine, ya da her gün gittikleri camilerinin

bir köşesine bile gömülebilmekteydiler.

Bu mezarlarda hat sanatından tutunda kabartma sanatına kadar

ilginç mezar taşları ve yazıları mevcuttur.

Üzerlerinde taşıdıkları yazılar, oymalar ve kitabelerle

başlı başına bir “tarih saltanatı” nı sergiliyorlar.

Bu mezar taşlarındaki “sembolik ifadelerin” çokluğu “hayatı

anlama ve yorumlama” açısından büyük önem taşıyor.

Bu zenginliği görmek için eski mezar taşlarıyla günümüz

mezar taşlarını karşılaştırmak yeterlidir.

Mezar taşları ve mezarlıklarımız, geçmişimizle kurduğumuz

köprünün en önemli “kültür miraslarımızdan” dır.

Bizim kültürümüzün şekillendirdiği mezar taşları;

Bazen insanları düşündürür,

Bazen dersler verir,

Bazen de insanlardan bir”’fatiha” beklerler.

***

Bu konu üzerinde odaklanan değerli dostum “Nidai Sevim”in

mezar taşları ve sadaka taşları üzerindeki çalışmalarını 2009 yılında “Sadaka

Taşları” adı altında kitaplaştırdı.

Değerli araştırmacı yazarımız, geçmişimizle yüzleşip

tazelenebilmesi üzerinde yaptığı son çalışmasını, “Osmanlı mezar Taşlarında

Manzum Metinler” adı altında kitap haline getirdi.

“Mezar taşı manzumeleri antolojisi” diyebileceğimiz bu

çalışmada düşündürücü metinler ve ibret verici olaylardan yola çıkarak güzel

bir eser ortaya çıkardı.

Bu eserde, medeniyetimizin tapu senetleri mahiyetinde

olan,”tarihi mezar kültürümüzü” bulabilirsiniz. Başta İstanbul, Bursa ve Edirne

şehirleri olmak üzere, caddeleri ve sokakları harabe dahi olsa hâlâ Osmanlı

kokan mezar taşlarıyla doludur.

“Osmanlı mezarlıkları,” her bakanın rahatlıkla görebileceği

konumlarıyla, çevrelerinde yaşayan tüm insanlara; “bu dünyanın geçiciliğini,

kalınacak asıl yurdun buralar olmadığını” fısıldamaktadırlar.

Taşların dilinden bir örnek:

“Kimler geldi neler dediler,

Hepsi dünyayı bırakıp gittiler,

Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi ya,

Bu gidenler de senin gibiydiler…”