Geçenlerde yolum meşhur Çapa Tıp Fakültesi (İstanbul Tıp
Fakültesi) Hastanesi ne düştü
Öğle namazı için güvenlik görevlilerine, Mescit var mı
diye sordum.
İyi, varmış.
Nerede, peki
`Abi, şu yokuştan aşağı in. Sağa dön, hemen karşına
çıkacak.
Gayet güzel
Hakikaten de o yokuştan aşağı indim, sağa döndüm. Metal
bir tabela karşıladı beni; MESCİT.
O yorgunlukta ne kadar sevindim anlatamam.
Fakat ne yalan söyleyeyim, sevincim kursağımda kaldı.
Gördüğüm o manzarayı anlatmak ve ilgili-yetkililerin
dikkatlerine sunmak istiyorum.
Sağlık alanında Türkiye hatta dünyada belli bir yeri olan
Çapa Tıp Fakültesi Mescidi bir bahçeden merdivenlerle inilen bodrum katta küçük
bir mekân.
Küçük olabilir elbette. Yetiyorsa, görevini ifa ediyorsa
mesele yok.
Fakat mescit olarak ayrılan mekân, o kadar bakımsız, o
kadar virane ki anlatacak kelime bulamıyorum.
Halı diye bir şey yok zaten. İnce bir sergi, üzerinde
gelişigüzel konulan seccadeler
Öyle anlaşılıyor ki epey bir süredir de
temizlenmemiş. Duvarlardaki örümcek
ağları, mescidin aylardır temizlenmediğinin en somut göstergesi
***
İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Bilgin Saydam
ve Hastane Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Akif Karan bu tabloyu hiç farkettiler mi
acaba
Hastane Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Akif Karan,
Fakültemiz mensubu öğretim üyeleri, dünya çapındaki bilimsel araştırmalarını
hastanemizde gerçekleştirmekte ve bu araştırmalar sonucunda ortaya koydukları
tanı ve tedavi metotları hastanemizde uygulanmaktadır. Pek çok farklı hastalık
için teknolojinin en son imkânları kullanılarak ülkemizde ilk kez uygulanan
teşhis ve tedavi yöntemleri İstanbul Tıp Fakültesi nde gerçekleştirilmektedir.
Bu yapısıyla İstanbul Tıp Fakültesi bir referans hastane özelliği taşımaktadır
diyor.
İyi de sevgili hocam, bilimsel araştırmalarını
hastanenizde gerçekleştiren dünya çapındaki bilim adamları hastane mescidini bu
şekilde bulursa bu çok hoş olmaz sanıyorum.
Sadece uyarayım istedim
BU AYRIMCILIK NİÇİN
YA DA O KADAR GÜLDÜM Kİ!..
Yer, İstanbul Beylerbeyi Sarayı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumartesi günü öğle
saatlerine doğru Kısıklı daki konutundan çıkarak, Beylerbeyi Sarayı na geçti.
Tüm isimler belli değil ama basına yansıdığı kadarıyla,
Cumhurbaşkanı Erdoğan aralarında Yeni Şafak ve TVNET Genel Yayın Yönetmeni
İbrahim Karagül, Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu ve
Yeni Akit Genel Yayın Yönetmeni Hasan Karakaya ile özel bir görüşme yaptı
Görüşme yaklaşık 2,5 saat sürdü.
***
Geçtik
Aynı gün
Bu kez Avrupa yakası
Çiçeği burnunda Başbakan Ahmet Davutoğlu, yapımı devam
eden Avrasya Tüneli ile Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve üçüncü havalimanındaki
incelemelerinin ardından, Dolmabahçe deki çalışma ofisine geldi.
Davutoğlu burada aralarında Yeni Şafak ve TVNET Genel
Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, Yeni Akit Genel Yayın Yönetmeni Hasan
Karakaya, Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bila, Hürriyet Genel Yayın
Yönetmeni Sedat Ergin in de bulunduğu bazı gazete ve televizyonların genel
yayın yönetmenleriyle yaklaşık 2,5 saat görüştü.
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ve Milli Eğitim Bakanı
Nabi Avcı da toplantıda hazır bulunan isimlerdendi.
***
Dikkatimi çekti;
1) Her iki toplantıya katılan gazetecilerin tam listesi
neden açıklanmadı Kimden, niçin gizleniyor
2) Bu ayrımcılık neden Bazı gazete ve TV lerin genel
yayın yönetmenlerini toplantıya davet ederken diğerlerini itmek, ötelemek ve
dışlamak ne kadar doğru Mesela, 42 yıldır sadece iyiyi, doğruyu ve güzeli
işaret eden Milli Gazete nin Genel Yayın Yönetmeni bu toplantılara niçin
çağrılmıyor Bilen varsa bir zahmet bana da anlatsın!..
3) Beylerbeyi Sarayı nda toplantı devam ederken TV
haberlerine dikkat kesildim; hemen hemen tüm kanallar, toplantıyı, Basına
kapalı diye verdi. O kadar güldüm ki, anlatamam! Yahu, toplantıya katılanlar
zaten gazeteci, basın mensubu değil mi Basına kapalı nasıl oluyor Olsa olsa
belki, özel toplantı olabilir, bu türden kısıtlı randevular Bu anlamda
medyanın, dilini bir kez daha gözden geçirmesinde yarar var sanıyorum.
UYANIK(!) MÜDÜR YARDIMCILARI
Bugün okullar açılıyor.
Öğrencilerimize, öğretmenlerimize, velilerimize hayırlı
olsun yeni eğitim-öğretim dönemi.
Bir uyarıda bulunmak istiyorum;
Biliyorsunuz, seçmeli dersler var.
Diyelim çocuğunuz bu yıl Lise 1 e gidecek.
Normal ders programı dışında bir de seçmeli dersler var.
Bu dersler arasında Kur an-ı Kerim ve Peygamberimizin
(S.A.V.) Hayatı da (Siyer) var.
Yoğun şikâyetler alıyorum.
Bazı uyanık müdür yardımcıları, ek sınıf açma zahmetine
katlanmamak için sadece belli başlı alanları seçmeli ders olarak velilere
işaret ediyormuş, Kur an-ı Kerim ve
Peygamberimizin (S.A.V.) Hayatı (Siyer) gibi dersleri de özellikle
saklıyorlarmış.
Seçmeli derslerden ayrı bir sınıf açmak için 10 öğrenciyi
bulmak gerekiyor.
Veliler kendi aralarında organize olarak, mesela Kur an-ı
Kerim ya da Siyer gibi dersleri seçtirerek ayrı bir sınıf oluşturabilirler.
Buna hiçbir engel yok.
Bu dersleri seçmek isteyen öğrenci ve velileri engelleyen
ya da yanlış yönlendiren okul idarecilerini de buradan ikaz ediyorum.
***
Bir not daha
Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda ibadet ihtiyacı için
doğal aydınlatmalı uygun mekân ayrılacağı hükmünü getirdi. Bu şu anlama
geliyor; doğal aydınlatma hükmü sayesinde mescitler kazan dairesi gibi
bodrumlara atılan seccadelerden ibaret olamayacak.
Böylece ibadetin özüne uygun mekânın tahsis edilmesine
imkân sağlandı.
Velilerin bu hususu da takip etmelerini öneririm.
Eminim ki bazı okul idarecileri bu hükmü görmezden
gelecek ve es geçmeye çalışacaktır.
NOT: Bugün 15 Eylül 2014, Pazartesi 1) Emekliler yılda
15 20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli
nasıl geçineceğim diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP
iktidarı, 2011 den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine
getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu
çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli.
Otur, sıfır!