Geçtiğimiz hafta Netanyahu nun Obama öncülüğünde

Erdoğan ı arayıp özür dilemesi dünyanın birçok ülkesinde dış politik anlamda

gündemin önemli bir maddesi olarak tartışıldı. İsrail her ne pahasına olursa

olsun üç yıldır Türkiye den özür dilemeyi reddediyor ve yine olsa yine yaparız

şeklinde dünyaya mesajlar gönderiyordu.

Ancak ne olduysa Obama nın Ortadoğu ziyareti kapsamındaki

İsrail temasları esnasında birden her şey değişiverdi. Netanyahu teknolojinin

nimetlerinden yararlanarak Erdoğan dan özür dileyiverdi. Özrün mahiyetine

baktığımız zaman ise hem zamanlama hem de içerik açısından İsrail e karşı daima

şüpheci davranan kesimlerin bu kadar da olmaz cinsinden gülümsemesine neden

oluyor.

ABD Baskısı Sonuç Verdi

İki hafta önce Obama nın Ortadoğu turunu

gerçekleştirmeden önce ziyaretlerini değerlendirdiğimiz yazımızda belirtmiştik.

ABD tüm dünya çapında değişikliğe uğrattığı politikalarının Ortadoğu ayağında

da bazı değişiklikler öngörüyordu. Planlarının uygulanması açısından vazgeçilmez

olan iki müttefikinin çatışması ABD nin elini her zaman zayıflatacağından bu

gerginliğe bir son vermek niyetindeydi. Bu yolda tek sorun İsrail in ikna

edilmesiydi ve Batı nın stratejik aklı olan ABD nin Başkanı Obama klasik

Amerikan ikna ediciliğini konuşturdu.

İsrail İkiye Bölündü

Netanyahu nun operasyonel hata diyerek özür dilemesi

ister istemez İsrail de de büyük yankı buldu. Özür siyaseti hem durum hem de

zamanlama açısından büyük bir hata olarak değerlendiriliyor. Çünkü Mavi Marmara

saldırısı BM destekli Palmer Komisyonu tarafından yasal kabul edilmişti. Hatta

İsrail lobisi tüm dünyada öyle bir hava yaratmıştı ki Mavi Marmara, Türkiye

provokasyonu olarak lanse edilmiş ve Türkiye nin özür dilemesi gerektiği

noktasına ulaşılmıştı. Üstüne üstlük Erdoğan geçen haftalarda Siyonizm in bir

insanlık suçu olduğunu ağzından kaçırmıştı. Tüm dünyada Siyonizm meşru kabul

edildiği için Erdoğan dan bir özür bekliyorlardı. Her ne kadar Erdoğan

Danimarkalı bir gazeteye yanlış anlaşıldım diye açıklama yapsa da uluslararası

baskılar Tel Aviv in değil Ankara nın özür dilemesi gerektiği yönündeydi.

Kaybeden İsrail mi

Tabi ki de böyle bir özrün ardından, uluslararası güç

siyaseti açısından Netanyahu yönetimindeki İsrail in zayıfladığı işaret

edilecek ve eski caydırıcılığı tartışılacaktır. Ancak şunu unutmayalım ki

İsrail özür dilemedi. ABD özür diletti. Sırf bu yüzden İsrail in hiçbir şey

almadan özür dileyeceğini düşünmek hayalcilik olur ve İsrail in kazançlı olduğu

noktalar es geçilemez.

Her şeyden önce Türkiye ve İsrail Akdeniz de büyük bir

çıkar çatışması içerisindeydi. Türkiye, İsrail in Rumlar ile birlikte enerji

ihtiyacı içerisinde bulunan Avrupa ya gaz ihraç etme planlarının önünde büyük

bir engeldi. Bir iki gündür gelen haberlere göre Türkiye engel olmayı bırakmış

görünüyor. Aynı şekilde bir NATO üyesi olarak Türkiye nin, İsrail in bu örgüt

ile ilişkilerini geliştirmesi noktasında engel olabilecek gücü vardı.

Önümüzdeki dönemde NATO ve İsrail ilişkilerinde yaşanacak gelişmeler sürpriz

olmayacaktır. Son olarak Batı dünyası Suriyeli muhaliflere bir türlü beklenilen

mühimmat yardımını yapmıyordu. Tek sebep olarak Esad sonrası dönemde silahları

kontrol eden İslamcıların iktidara gelmesinden yana duydukları endişeleri

gösteriliyordu. Bu saatten sonra İsrail, Suriye Krizi ne daha fazla müdahil

olacaktır. Belki de bu görevi İsrail üstlenecektir.

Türkiye Ne Kazandı

ABD nin Türkiye ye ne vaat ettiğini bilmiyoruz. Ancak bir

gerçek var ki İsrail in özrüne Türkiye de en çok sevinen isim şüphesiz

Dışişleri Bakanı olmuştur. Krizdeki Türk dış politikasının, yani sıfır sorunlu

dış politikanın uzun zamandan bu yana çöktüğüne dair eleştiriler hat safhaya

çıkmıştı. Dışişlerinin böyle bir dış politik başarıya( ) ihtiyacı vardı ve

zamanlama açısından daha iyi bir formül bulunamazdı.

Sonuç olarak kazananın görünürde tüm taraflar olduğu

ancak asıl kazananın kendini yeniden üreten Amerikan siyasallığı olduğu bir

dönemin içerisindeyiz. Kendi dışındakileri ikna etme, rızalarını alma ve

korporatist bir şekilde eylem kararlılığı. Değişen sadece uygulamalar, karar

alanlar ise aynı.