Ölüm acı gerçek! Doyamadan dünyaya bir nefesi alıp verememenin diğer adıdır ölüm. Ya da verilen nefesin yeniden alınamaması. Bir nefeslik hayat sürüyoruz şu dünyada. Bir nefesliktir sadece ömür dediğimiz şey. Buna rağmen bitmez tükenmez bir hırs ile sarılırken dünyaya hep daha fazla, daha iyi derdindeyiz. Bu hırs bazen gözümüzü kör etmekte, geçici dünya menfaatleri uğruna başkalaşım geçirmemize sebep olmaktadır.

Hele ki makam, mevki sahibi olup da o yerin hakkını veremeyecek kapasitede ise hepten unutur gider ölümü. Ne son nefes gelir aklına ne de hak hukuk, hesap günü. Zulmeder insanlara, kahreder herkes ardı sıra. Bir de bunu o insanların menfaatine yaptığına inanır ya işin en ilginç tarafı da bu aslında. Zenginlik verir Mevla yanında çalıştırdığı insana zulmü arttırır. Makam sahibi olur emrindekilere kök söktürür. Güç eline geçer mazlumu ezmekte kullanır. Oysa kendisi de bir zamanlar ezilen taraftaydı. Ne kadar hızlı değişti, ne kadar hızlı farklılaştı yakınındakiler bile anlamaz. Gün gelir devran döner; ömür dediğimiz şey çok hızlı geçer. Bir de bakar ki Azrail kapıya dayanıvermiş. Kendisine cennet bahçelerinden bir bahçenin gösterileceğini umarken gözleri fal taşı gibi açılıverir. Zulmettikleri belki kendisine beddua eylememiştir ama çektirilen zulüm gayretullaha dokunmuştur.

Ne kadar değerliymiş yalnızlığımız

Yalnızlık dayanılması en zor duygudur aslında. Toplum içinde, cemiyet hayatında yaşamak üzere haşredilen insan genelde topluluk içinde, en azından çekirdek ailesiyle yaşamaktadır.

Zamanla ilişkiler zedelenir. Hesabı iyi yapılmayan işler dara düşürür insanı. Çevresinde ne kadar sevdiği varsa koparlar etrafından. Önce önemsemez ama giderek o sayı azalmaya başlayınca panikler. Eğer hatasını fark ederse kendini toparlama şansına da sahip olur ve kırılan gönülleri, yıkılan onurları tamir eder. Fark etmez ize bir sabah kalktığında ne günaydın ne de yolda merhaba diyen bulamaz.

Hele bir de doğru yolda olduğuna inanıp da eğri cetvelle doğru çizdiğini sananlar var ki bunların durumu daha da vahimdir. Etrafındakilerin pohpohlamalarına kanıp ne de güzel iş yaptıklarını sanırlar. Yıllarca savundukları değerlere bir anda sırt çevirip mücadele ettiklerinin safına katılıverir de haberleri bile olmaz. Üstelik kendisine inananları da peşlerinden sürüklerler. Tüm öğrenilen değerler bir anda ters yüz olur da farkına bile varılmaz. Burada temel neden karşısındaki mücadele ettiği güçle pazarlık yaparak, onlara sevgi göstererek mesafe alınacağına inanmakta yatıyor. Geçmişte kendisini yerenlerin şimdi övmesi de uyanışa vesile olamaz. Oysa Allah Teala Bakara suresi 120. Ayetinde “Kendi dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allahın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allahtan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.” Bu konuda gereken ikazı yapmış ve bizleri uyarmıştır. Ayet sarih iken kalkıp dostluklar pekiştirmek, sevgi duymak ne kadar doğru olur bilemiyorum. Merhum Erbakan hocanın dediği gibi “Siyonizm, “Kim Ben mi Ben hiç Siyonizm’e hizmet edebilir miyim ” şarkısını söyleye söyleye size kendi ordusunda askerlik yaptırır.”

Rahmetli yine haklı çıktı. Öyle olaylar yaşanıyor, öyle işler yapılıyor ki bunları yapanların geçmişlerini göz önüne getirdiğinizde, konuşmalarını hatırladığınızda “Vay be nereden nereye” diyebiliyorsunuz.

Rabbim inananları zerrei miskal Hakk davadan ayırmasın. Basiret, feraset, sabır ve azim nasip eylesin. Amin…

İlgilisine notlar:

• Evlendikten yıllar sonra eşinize baktığınızda keşke değil de iyi ki diyorsanız doğru tercih yapmanın mutluluğunu yaşayabilirsiniz.

• Bir yerlere varmak için önce kendine uğramalı insan. İnsanın gideceği bütün yollar, kendinden geçer…

• Siyaseti önemsemeyen Müslümanları, Müslümanları önemsemeyen siyasetçiler yönetir. Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN