Geçenlerde haberlerde yer aldı: İstanbul’da Okmeydanı’nda, o semtin gençleri sarıklı bir gence “IŞİD’ci diyerek” meydan dayağı atmışlardı. Bu hâdise “polisiye vak’a” olmaktan ziyade bir “mağazin haberi” olarak değerlendirildi. Aslında bu vak’a, çok uzun zamandan beri yürütülen “algı operasyonu”nun “başarılı” bir numunesi idi.

İnsanların beynine, kalbine, ruhuna hitap eden vasıtalardan medyayı, sinemayı, tiyatroyu, müzik piyasasını kontrolünde tutan İslâm düşmanı komiteler, (bilhassa Yahudi komiteleri,) yaklaşık bir asırdan beri bütün İslâmî değerlere savaş açmışlardı. Müslümanların sembolü ne kadar obje, değerler manzumesi varsa hepsini çirkin ve kötü göstermeye çalışmışlardır. Filmlere bakınız: İmamlar, üçkâğıtçı, hırpani kılıklı, çirkin görünüşlü gösterilir. Başörtülüler hizmetçi olarak çalıştırılır. Çarşaflılara dilencilik yaptırılır. Camiyle, ezanla, cihatla alay edilir.

Yeşilçam filmlerindeki hoca, hacı tiplemelerinden bu millet çok çekti. Şimdi de diziler başladı. Son zamanlarda çevrilen ve TV’lerde oynatılan dizi filmlere ve sinema salonlarında gösterilen filmlere bakınız: Bütün kötü adam karakterleri hep sakallıdır. Böylece zihinlere kazınırcasına bir mesaj verilmek istenir. Oxford ve Cambridge aksanıyla tekbir getirerek kafa kesen ve her ne hikmetse hep yüzünü gizleyen IŞİD’ci militanların görüntüleri de o malum algı operasyonunun üzerine tüy dikmiştir. Netice mi Bir genç sarıklı ve sakallı ise “vurun abalıya!”

Okmeydanı’nın gençleri, bir zamanlar bizim ecdâdımızın da sakallı ve sarıklı olduğunu düşünmez bile. Her ne kadar Malkoçoğlu Cüneyt ağabeylerinin filmlerini seyretmiş olsalar da onlara göre seyrettikleri altı üstü bir “film”di. Hem o filmlerin çoğunda da Cüneyt abi sinekkaydı tıraşıyla, jilet reklamlarında oynayan “harbi delikanlı” ya benzemekteydi.

Bütün bu olup bitenler karşısında, insanın, Okmeydanı’nda dayak yiyen kardeşimizin mülayim mülayim konuşması gibi değil de  Cüneyt abinin Battalgazi filmlerinde sık sık attığı nârâlar gibi önce bir “heeyt!” diye nârâ atıp sonra da “kulağınızı beş açıp beni dinleyin!” diye ünleyesi ve ardından gerçekleri bir bir sıralayası geliyor:

İslâmî değerlerle alay eden ve onları kötü göstermeye çalışan kendini bilmezler! Kurban olun İslâm’a, İslâm’ın değerlerine. Kurban olun sarığa, sakala, çarşafa, camie, minareye, bayrağa, sancağa…

İslâmiyet her zerresiyle güzeldir. İslâm’ın değerleri, objeleri, imajı da güzeldir. Sakal, bütün peygamberlerin sünnetidir. Erkeğin süsüdür. Sünnet-i Seniyye niyetiyle bırakılmışsa, asalettir, şereftir, fazilettir. Sarık, sünnet-i Seniyye niyetiyle başa konulmuşsa, o, başa taçtır, nurdur, şereftir. Çarşaf, kadının iffet sembolüdür, Tesettür-ü Şer’înin tâ kendisidir, kadınlara asalet, şeref kazandıran bir kisvedir. Bu bakımdan çarşaflı ayrıcalıklıdır. Çarşafla dilenenler ise art niyetli kimselerdir. Avrupalı zâlimlerin çarşaftan rahatsız olmaları boşuna değildir. Zira çarşaf bin dört yüz seneden beri, Endülüs’te, İslâm âleminin dört bir yanında, Osmanlı Devletinde, Müslüman kadınların ittifakla giydikleri “dışarı kıyafeti”dir. (Osmanlı idaresinde, zimmiye kadınlar da dışarı çıktıklarında çarşaflı ve peçeli idiler. Onların çarşaflarının renkleri değişik olurdu.)

Yeri gelmişken, hüsn-ü zanda bulunduğumuz senarist arkadaşlara da bir çift laf etmek isteriz: Lütfen kötü adam karakterlerinin sakallı olması geleneğine uymayınız. Bir anda Ortadoğu’da türeyip, Müslümanları vahşi gösteren o malum tâifeye dizilerinizde yer vermeyiniz. Modaya uyup yer vermişseniz, bir an önce göz önünden çekiniz. Onları film platolarında değil de gerçek platolarda teşhir eden senaristlerden çok çektik. Lütfen sizler onların oyununa gelmeyiniz.