Günlerden beri ülkenin gündeminde sadece Ergenekon davası var. Bu arada iktidar partisinin kapatılması ile ilgili dava bile adeta geri plana itildi, hatta unutulmaya terkedildi. Elbette açılmış bir davanın unutulmaya terkedilmesi mümkün değil ama Ergenekon etrafındaki gelişmeler ve tartışmalar kapatma davasının sanki önemini azaltmış oldu.

Mahkemeye intikal etmiş bir dava üzerinde böylesine tartışma açılmasını, herkesin aklına geleni yazıp söylemesinin yanlışlığı bir yana iddianamenin bile neredeyse tefrika edilir olması sanıyorum asıl sorunumuzu gözler önüne seriyor.

Olayın bir başka boyutu ise bu memlekette belli sürelerle doğrudan yada dolaylı darbeler olmuştur. Siyasete siyaset dışı müdahaleler ve bu müdahalelerle bir takım kanallar zorlanarak siyasetin istikametinin değiştirilmiş olduğu kimsenin meçhulü değildir.

Hakim ve savcılara brifingler verilmesi, üniversite hocaları ile bir takım sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin belli bir davranışa sevkedilmesini temin için yapılan toplantıları toplum unutmuş değildir. Bu arada partilere yapılan baskılar ve bu baskılar sonucu partilerin parçalanmasına ve bu parçalanma neticesinde hükümetlerin düşmüş olduğunu hatırladığımızda niçin geçmişteki tüm bu gelişmelerde rol alan siyaset dışı kişi ve merkezler hakkında bir soruşturma yapılmadığı, bugün ise Ergenekon etrafında böylesine gürültü kopartıldığını insan anlamakta zorluk çekiyor.

Ergenekona gelene kadar siyasete yapılmış olan siyaset dışı müdahaleler doğru muydu da bugün gürültü koparan çevreler geçmişte olaylara seyirci kalmış, hatta destek vermişlerdi

Bu bakımdan Türkiyenin esas sorununun çözümü tüm kurum ve kuruluşların görev ve yetkilerinin net bir şekilde belirlenmesi, yetki aşımı söz konusu olduğunda herkesin mahkeme önünde bunun hesabını vermesinin sağlanmasına bağlıdır. Bu yapılamadığı sürece Ergenekon örgütünün çökertilmesi bu ülkede darbelerin önünü kesmeye yetmeyecektir. Bu arada ortaya çelişkili bir durum da çıkmaktadır. Siyasete siyaset dışı müdahale görev başındaki generallerden geldiği takdirde bunun hukuki bir sonucu yoktur ama, bu arzu emekli olduktan sonra depreşirse Ergenekon benzeri bir dava ile karşılaşabilmemizdir. Halkın oyları ile oluşan iktidarların nasıl düşürülebileceği aslında Anayasa ve yasalarla belirlenmiş olmasına rağmen bir takım gerekçelerle ve özellikle de ideolojik yaklaşımlarla mevcut Anayasa ve yasalar kişilere göre farklı yorumlara zemin hazırlıyorsa bu ülkede Ergenekonu sokakta aramaya gerek kalmaz sanıyorum.

Ergenekon benzeri soruşturma ve açılan dava ilk defa gerçekleşiyor. Sonucu ne olur bilinmez. Ancak, esas sorunu ortadan kaldırmadan açılmış bir dava ile ülkemizdeki tüm antidemokratik uygulama ve heveslerine son verilebileceğini sanmak yanlış olur.

Ülkemiz demokrasisi üzerinde Demoklesin kılıcı gibi duran bir takım unsurlardan kurtulmanın yolu yeni bir anayasa yapılmasından geçiyor. Bu yeni anayasada bazı kavramlar net bir şekilde tarif edilmeli, özellikle de Ordu ve yargının siyasete soyunmasının önü kesilmeli, bu arada da siyasetin yargıya şu ya da bu şekilde müdahalesi önlenmelidir. Yargının ideolojik yaklaşımlarla karar vermesinin -hemen belirteyim ki bunun nasıl sağlanacağını ben de bilmiyorum- yani tarafsızlığının mutlaka sağlanması gerekiyor. Yargı organlarının yasa koyucu konumuna gelecek şekilde davranmasının Anayasa ile yasaklanması yetmiyor. İdieolojik yaklaşım ve bazı durumlarda gelen dış baskılar yargının yasa koyucu gibi karar vermesini sağlıyorsa yeni Anayasa yapılması da fazla bir işe yaramayacaktır. Sanıyorum tüm sorunların kaynağı insanda gelip düğümleniyor. Herkes yargı bağımsızlığından yana olduğu halde bir ülkede yargı bağımsız hareket edemiyorsa bunun sebebini kafalardan başka yerde aramanın anlamı yoktur. Kısacası önce kafaların demokratlaşması gerekiyor.

Uzun lafın kısası Ergenekon etrafında düğümlenip kalmak yerine Çiller ve Ecevitin altının nasıl ve hangi baskılar sonucu kimlerin yaptığını, bunun da bir darbe girişimi olup olmadığının tartışılmasında yarar var sanıyorum.