Allah Teâlâ, peygamberini rahmet süsüyle süslemiştir. O nun varlığı, şemail ve fezâili, sıfatları bütün yaratıklar için rahmet vesilesidir. O hem müminler için, hem kâfirler için rahmettir. Müminler için rahmettir, çünkü O na inanıp O nun yolundan gidenler dünyevi ve uhrevi bahtiyarlığa ereceklerdir. Kâfirler için rahmettir, O nun gelişiyle kâfirler, eski ümmetlerin dünyada iken uğradıkları ilâhî azaptan kurtulmuşlardır, zîra cezaları âhirete tehir olunmuştur.

 "Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

Allah ın izniyle, bir davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak gönderdik." (Ahzâb sûresi:45-46)

 "Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir." (Tevbe sûresi:128)

Allah Teâlâ bu âyet-i kerimede kendi isimlerinden olan, "raûf=çok şefkatli ve rahîm=pek merhametli sıfatlarını Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimimize de vermiştir ki, önceki peygamberlerden hiçbiri bu sıfatların ikisine birden mazhar olamamıştır. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin müminlere karşı olan düşkünlüğü, onları irşâd için katlandığı meşakkatleri ve onlara dünya ve âhiret saadetini kazandırmak için çektiği sıkıntıları anlatmak içindir.

"Yâ sîn! Hikmet dolu Kur an hakkı için, Sen şüphesiz peygamberlerdensin. Doğru yol üzerindesin." (Yasin sûresi:1-4)

"Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah ın âyetlerini okuyan, kötülüklerden ve inkârdan kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler." (Âl-i İmran sûresi: 164)

Bu ayet-i kerimede Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin vazifeleri dört ana maddede toplanmaktadır:

1-  İnsanlara Allah ın âyetlerini okumak,

2-  Onları tezkiye edip hayra ulaştırmak,

3-  Onlara Kitab-ı İlâhiyi öğretmek.

4-  Hikmet-i İlâhiyi göstermek.

Allah Teâlâ kullarının kendisine hakkıyla itaat edemiyeceklerini bildiğinden onlara, kendisine lâyıkıyla ibâdet edemiyeceklerini bildirdi. Bunun için de şefkat ve merhamet vasfıyla yarattığı, Habibini kullarıyla kendisi arasında elçi olarak görevlendirdi. O na muvafakat ve itaati Kendisine itaat ve muvafakat saydı ve şöyle buyurdu:

 "Kim Peygambere itaat ederse, Allah a itaat etmiş olur." Nisâ sûresi:80)

Allah Teâlâ, Kendisini sevmenin yolunu O na uymak ve O na tabi olmak, şartına bağladı ve şöyle buyurdu:

"Resûlüm! De ki: Eğer Allah ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir." (Âl-i İmran sûresi:31)

Tabii ki O na uymak Allah ın sevgisini kazanmaktı. Çünkü Allah Teâlâ onu en güzel ahlâk üzere yaratmıştı:

 "Şüphesiz sen büyük bir ahlâka sahipsin."

Çünkü Allah Teâlâ O nun kalbini iman ve İslâmla genişletmiş, risâlet nuru ile şerhetmiş, ilim ve hikmetle doldurmuştu:

"Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi Belini büken yükünü senden alıp atmadık mı Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi " (İnşirah sûresi:1-4)  

Âyet-i kerimede geçen ağırlık veren yükten maksad, peygamberlikten önce sâdır olabilecek günahlar veya cahiliyet günlerinin ağırlığı veya Kur ân ı tebliğ etmeden önceki risâlet yükü olarak tefsir edilmiştir. Senin şanını yüceltmedik mi Âyet-i kerimesinde ise, peygamberlikle namının yüceltilmesi ve şehâdet kelimesinde adının Allah ın adıyla birlikte anılması kasdedilmiştir.