Sıcak tepemize tepemize inerken, biz pamuk çapalıyorduk… Genç kızlar yüzlerini kapatmışlar, güneş yanığından korunmak için… Gençler, toz toprak içinde çapayı sallarken, saçlarını taramaktan vazgeçmemişler…
Boğucu öğle güneşinde, börtü böcekler havada uçuşurken, ninem yanıma sokuluyor… Çapayı toprağa indirirken, oğul diyor, sessizce… Seksene varan yaşına rağmen, bizimle beraber ter döküyor ninem… Seviyor çalışmayı.
Önünde yıllar var, diyor… Daha öğrencisin. Bizim işimiz ırgatlık… Sen çalış, çabala kendini kurtar, makamın olsun, mevkiin olsun. Halimizi görüyorsun işte. Ne olmuş halimize ninem? dedim… Yüzünü astı.
Ne olacağı var mı, görmüyor musun, toprağın tozun içindeyiz… Sabah getirdiğimiz bulgur aşının içinde, öğle paydosuyla birlikte karıncalar dolar… Bulguru kaşıklarken karıncalar dolar midemize oğul, görüyor musun?
Ne olmuş, dedim, ninem, ne olmuş? Karınca kötü bir şey mi? Tarlalar var oldukça, burada çalışanlar da olacak ninem... Ne var bunda?
Kızdı bana… Git öteye, dedi. Ben ne diyorum, sen ne diyorsun… Okuyorsun. Oku sonuna kadar… Bizim buradan, bizim köylerden, kasabalardan kimse gitmedi okullara… Sen git… Kızlar, hep koca bekler. Kızlar, okumazlar, okutmazlar onları buralarda. Bari sen kendini kurtar…
Kendimi kurtaracaktım... Kendimi kurtarmak… Kurtulmak nedir ki? diye nineme soracaktım, cesaret edemedim. Para kazanma mıdır kurtulmak, makam mevki sahibi olmak, iyi arabalara binmek, iyi evlerde oturmak mıdır kurtulmak?
Rengârenk kravatlara sahip olmak mıdır? Tarla takım sahibi olmak mıdır kurtulmak? Kafam allak bullak oldu.
Çocuğum… Ortaokulu gidiyorum. Yazları, bacılarımla ve ninemle beraber tarlada ırgatlık yapıyorum…
Paydosa az kala, uzaktan tatlıcı görünmesin mi? Yazının yüzünde… Sıcaklığın toprağı öptüğü bir zaman diliminde, uzaktan… Serap görür gibi, bir tatlıcı görüyoruz… Çölün ortasında su demek… Su kuyusu mesabesinde tatlıcı…
Başında tepsisi… Çavuş, ağadan medet bekliyor… Hepimize birer tatlı veriliyor… O halka tatlı bitmesin istiyorum… Bitiyor ama.
Ninem, susmuyor hiç…
Adam ol, diyor... Adam ol aman… Adam olmaktan kastı, para kazanmak, zonturlu, konturlu adam olmaktır…
Ezilmişliğin dışa vurumu… Ninemin başında kofisi var… Ninem, toprak gönüllü. Kurtar kendini diyor, durmadan.
Buralardan, topraktan, çamurdan, yoksulluktan kurtul…
Paydos saati gelip çattığında, ceketimden bir gölgelik yapıyorum kendime… Yan yatıyorum toprağın üstüne… Hayal kuruyorum.
Herkes mutlu olsun istiyorum… Herkesin yüzü gülsün... Kimse horlanmasın... Kimse aşağıya yuvarlanmasın… Aç kalmasın, kötü sözler işitmesin diliyorum… Ağalar çoğalmasın, vicdanlar çoğalsın arzusuyla, şehre varıyorum bir müddet… Kendimi bir türlü makama oturtamıyorum… Ninemin sözünü ettiği makamın ne olduğunu bilmediğimden, o fiziki mekânı tahayyül edemiyorum…
Yüzümde sinekler, ayaklarımda karıncalar, uykuya dalarken… Minbere geçmiş, insanlara güzel şeyler söylüyorum… İyilik medeniyeti diyorum… Nerden aklıma geldiyse…
Sonra, ninemin bağırtısı cayırtısı… Nerde kaldın soyka çıkasıca… Nerdesin oğul, gel buraya!
Keşke, kirletilmemiş topraklarda yaşamaya devam etseydim… Keşke, rüya da olsa, iyilik medeniyetinin ardında hep kalsaydım… Toprağın bakir haliyle… Keşke.