Bismillâhirrahmanirrahîm;

     SİYASİ tansiyonun yükseldiği seçim atmosferinde, neredeyse herkes “siyaset uzmanı” kesildi. Bilen de konuşuyor, bilmeyen de! Flûluk ve çatışma ortamında göz gözü görmüyor. Özellikle bazı çevreler Saadet Partisi’ne, katıldığı ittifak üzerinden yüklendikçe yükleniyor. İnsan kendine ulaşan bilgiyle amel eder. Bilgi yetersizliği, yanlış karar verip hataya düşmeye yol açar. Bu yazımda konunun gelişme seyrini anlatacağım.

     Millî Görüş hareketi ilke ve ölçüler üzerine kurulmuş sistematik bir çalışma modelidir. Kadroları, ne yaptığını bilen olgun ve yetişmiş insanlardır. Mevlâna’nın “pergel” benzetmesinde örneklendirdiği gibi, bir ayağı davalarının sabit noktasında olduğu halde; diğer ayağı ile de dünyayı dolaşırlar. Onlar, insanları huzur ve barış içinde yaşatacak çözümlere sahiptir. Toplumun dertlerini dinleyen, insanlara söyleyecek sözü olanlardır.

      Millî Görüşçüler insan ayrımı yapmadan, herkesle konuşup görüşmeye hazırdır. Millî Görüş partileri hep kucaklayıcı ve birleştirici oldu. Farklı partilerle 4 kere koalisyon hükümeti kurdular. Sol, sağ, muhafazakâr, lâik, milliyetçi, Atatürkçü partilerle!.. Hepsiyle de medenice görüştü, konuştu, uzlaştı ve birlikte çalışma zemini oluşturdular.

     Dün olduğu gibi, bugün de aynı yöntemi uyguluyorlar. Millî Görüş Lideri Erbakan Hoca’nın doğum yıldönümlerinde bütün partileri programlarına davet ettiler. Hepsine söz hakkı verdiler. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu bütün partileri ziyaret etti. Onlarla fikir alışverişi yapıp birlikte çalışma zemini oluşturdu. Millet İttifakı bu anlayıştan doğdu.

                                            KONUŞMAK İHTİYAÇTIR

     SAADET Partisi, hiçbir siyasi partiye rezerv koymadı. Seçime girme yeterliliğine sahip, YSK’nın legallik kazandırdığı her siyasi partiyle iletişime geçti. Çözümlerini ortaya koydu. Karşı tarafı dinledi. Hepsi Türkiye’de hizmet veriyordu. Onlarla ülkeye hizmet yolları aradı. Maksat insanımıza hizmet olduktan sonra, gerisi teferruattı.

     Özellikle seçimler öncesi AKP’ye de ziyaretler yaptı. Onlarla da birlikte çalışmayı teklif etti. Bunları basından takip ettiğim gibi, konunun takibini yapan veya içinde bulunan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Cafer Güneş Bey’den de dinledim. AKP ilk görüşmelerden sonra, geriye dönüş yapmadı; Saadet Partisi’nin telefonlarına çıkmadı.

     Bu görüşmelerden birini de rahmetli Oğuzhan Asiltürk Bey gerçekleştirmişti. Birlikte seçime girilmesi de görüşüldü. Ancak AKP, Saadet Partisi’ne kendi listelerinden 2 milletvekili teklif etti. Bunun için de bir şartı vardı. O 2 milletvekilini de Saadet Partisi içinden kendileri belirlemek istiyordu. Başka bir partinin iç işlerine karışma kibirliliği kabul edilemezdi. Tabiatıyla ortak çalışma zemini oluşmadı.

     AKP zihniyeti, güç zehirlenmesinden olacak ki, özellikle ilk yıllarında burnundan kıl aldırmıyordu. Teklif, uyarı ve hatırlatmalar karşısında, “Siz bize akıl vermeyin, oy verin” sözünü ediyorlardı. AKP Genel Başkanı daha ileri giderek, “Partinizi kapatın, bize öyle gelin” diyordu. Saadet Partisi için “particik”; “tabelası var; genel merkezi yok” türünden küçümseyici sözler ediyordu.

                                                   İYİ NİYET KAZANDIRIR

     CUMHUR İttifakı’nın Saadet Partisi’ne karşı tavrı bu iken; özellikle Erbakan Hoca’yı anma programları vesilesi ile Millî Görüşçüleri tanıma fırsatı bulan bazı partiler de Saadet Partisi ile yakınlık kurmaya başladı. Bu partilere ziyaretler yapıldı; müzakereler oldu; Türkiye’ye hizmet noktasında ortak görüşler ortaya kondu. Sıcak ilişkiler gelişti.

     Peki, siz olsanız ne yaparsınız? Sizi dinlemek istemeyen, küçümseyici tavırlar ortaya koyanların yanına mı koşarsınız; yoksa, “Biz sizi dinlemek istiyoruz; eşit şartlarda sizinle görüşüp fikir alışverişi yapmak arzu ediyoruz” diyenlerle mi ittifak kurarsınız? Akıl ikincisini yapmayı gerektiriyordu. Saadet Partisi de aklın gerektirdiği tavrı ortaya koydu. Bunları insaf ve vicdan sahiplerine anlatıyorum ki, bilmeden Saadet Partisi’nin vebalini yüklenmesinler!

     Sert, kaba, kabadayıca, düşmanlık ve öfke nöbetlerine girerek; “ıslah edilmemiş aygır” görüntüsü ile hareket edenlere, Mevlâna’nın sözlerini hatırlatırım: “Suskunluğumuz efendiliğimizdendir / Değilse, her söze verilecek cevabımız var, / Ancak, biz önce söze bakarız, söz mü diye! / Sonra adama bakarız, adam mı diye!”

     Millet İttifakı, Saadet Partisi’nin yörüngesinde şekillendi. Burada 1 Millî Görüşçü, 1 solcu ve 4 de sağcı parti var. Başkanlık sisteminin getirdiği yüzde 50+1 oy alma kuralı bu görüntüyü çıkardı. Saadet Partisi kadroları 54 senedir Millî Görüş’ün yanında duruyor. Allah nasip ederse, yeni kurulacak hükümette cumhurbaşkanlığı yardımcılığı görevini üstlenip “hayra motor, şerre fren” olmaya hazırlanıyor.