Müslümanlar, modern dünyada bir özne, bir aktör olmak
istiyorsa, İslam coğrafyasına hakim olan dini düşünceyi yeniden gözden
geçirmelidir. Bu sayede, Batı düşüncesini ideal olarak görmek ve dini düşünceye
bunları monte etmeye çalışmak gibi sorunlu yaklaşımlardan kurtularak, yeni bir
iklim için hazırlık yapmanın tek çözüm olacağını yeniden müşahade edebilirler.
“Bir toplum özünde olanı değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu
değiştirmez” ayetiyle, değişimin köklü olabilmesi için toplumun ikna edilmesi
gerektiğini idrak edenler, iddiası ve hedefleriyle çelişmeyen yöntemler üretmek
ve ahlakı yaygınlaştırmaya çabalayan bir çalışma disiplini geliştirmek için
hayati bir mücadele içine girmek zorundadır.
Bu mücadele, “bir an önce sonuca varmak” gibi bir düşünceyle
acele edip zorlayıcı ve işbirlikçi yöntemlere başvurmanın gerekmediğini yeniden
ortaya koymak için de gereklidir. Hak ile batılın mücadelesinin sonu, elbette
Hakk’ın hakimiyeti ve galibiyeti ile neticelenecektir. Ancak bu galibiyet öyle
kolay kazanılacak bir sonuç değildir. Karşımızdaki bütün bir dünyadır ve onunla
baş edebilmek için ondan daha liyakatli, donanımlı, kabiliyetli ve çalışkan
olmak zorundayız. Kendimizi, aidiyetlerimizi, kaynaklarımızı, tarihsel
tecrübemizi iyi tanımak zorundayız.
Küresel saadet hedefi olmayanlar zamanla, “bükemediğim
bileği öperim” anlayışını, zilleti, yenilgiyi ve kaybetmeyi içine sindirmiş,
hatta benimsemiş ve içselleştirmiş olur. Dünyayı fazilet ekseninde değiştirme
amacını terk edip mankurtlaştırılmaya rıza gösterenlerin düştüğü bu “fitne
durum”, bu içselleştirme sayesinde maalesef “fıtrî durum” gibi görünür.
Kimliğimize, inancımıza kadar her şeyi değiştiren ve dönüştüren bu durum, bir
iç çürümenin de habercisidir ve ilmi siyaset gibi bir derdimiz olmadan çözüme
kavuşturulamaz.
İlmi siyaset, günümüz dünyasına yön veren felsefi
cereyanları, siyasi ve sosyal teorileri iyi bilen, dünyayı tanıyan ilim
adamları kadrosuna sahip olmakla mümkündür. Ancak bu sayede yeni nesilleri
ilmî, ahlakî, maddî ve manevî bakımdan donanımlı yetiştirerek küresel saadetten
bahsedebiliriz. Toplumu dinen ve ahlaken yeteri kadar eğittiğinizde,
müesseselerinizi kalpleri Allah korkusuyla ürperen insanların eline emanet
ettiğinizde, çözüm üretecek bir yapıya ancak kavuşulabilir.
Sorunlara çözüm üretirken insanların ihtiyaç ve
problemlerini muhatap almak, insanın, iyiyi de kötüyü de tercih etme imkanıyla
yaratılmış olduğuna gereken önemi vermek gerekiyor. Böylece, ucuz kahramanlık,
hamaset ve acelecilik gibi tuzaklara düşmeden, atılan adımları mutlaka iyi
hesap ederek, sonuçların doğru öngörülmesini sağlayan bir modelle, “ne
yapacağız, nasıl yapacağız, sonuçları ne olacak” sorularını sorarak detaylı bir
düşünme ve projelendirme mantığının geliştirmesi de başarılmış olur. Müslümanları
yeniden tarihin birer aktörü ve öznesi yapacak olan bu mantık, İslam
ülkelerinin önemli bir avantaja sahip olmasını da sağlayacak bir dayanak
hükmündedir.
İnananlar; son kırk yılda, son bin yılın hiçbir kırk yılında
görülmemiş biçimde ciddi bir bilgi, birikim ve bilinç sahibi olmuşlardır. Son
iki yüz yıldan beri kaynaklarına dönüş, aslına dönüş çağrısı karşılık bulmuş ve
bu aziz milletin görüşü anlaşılmaya başlanmış, bütün insanlığın saadeti için
model çalışmalar ortaya konmuştur. Türkiye, İslam ülkeleri açısından örnek
alınacaksa bu yönüyle örnek alınmalıdır. Kırk yılı aşan tecrübesi ve
projelendirerek hareket etme prensibi ile, mücadele algısını sadece “kurallar”
olmaktan çıkarıp, bir ruha ve bir temele kavuşturmayı başaran Milli Görüş’ün,
günün imkanlarını, şartlarını, problem ve ihtiyaçlarını doğru tespit ederek,
inancının evrensel mesajının hayata geçirilmesinde nasıl yeni bir iklim
oluşturduğu fark edilmelidir.
İyi ve olumlu yönleri önyargısız bir şekilde tespit edip,
kötü ve zulme yol açan yönleri doğru bir şekilde teşhis ederek, inananları
doğru müdahale imkanlarına yaklaştıran bu yeni iklim farkına varıldığında,
toplumun gerçekliğine uyan anlaşılır ve uygulanabilir projelerle öncesine göre
daha avantajlı bir konumda olan müslümanların, bu avantajlı konumunu zaferle
taçlandırması an meselesidir. Bu zorunluluğun gerçekleşmesi için; iyi tecrübe
ve uygulamalarının korunarak sürdürülmesine; eksikliklerinin tamamlanmasına;
zulme, adaletsizliğe ve ahlaksızlığa yol açan yanlışlarının düzeltilmesine zemin
hazırlayan bu iklimin kodlarında yer alan adil ve ahlaklı bir düzene ulaşmanın
izlerini takip etmek durumundayız.
Görünen o ki; bizi umutlu kılacak, asırlardan beri sürüp
gelen zilleti ortadan kaldıracak, kötümser ruh hallerini silip süpürecek yeni
bir süreç başlamıştır. Bu süreç Müslümanlara, neyi kaybettiğini hatırlatmakla
kalmamış, neyi kazanacağını da unutmayacak şuuru kazandırmıştır. Bundan sonrasında ise Müslümanlar, olanlara
sahip çıkarak olacaklara da sahip olacaktır. Çünkü, yeni iklim çalışmayı
kolaylaştırıyor, zaferi müjdeliyor ve insanı yeniden kazandırıyor.