Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, iki cihan saadetimizin tek ilacı İslam’ı
ihsan eden, hesap gününün sahibi Allah (c.c)’a hamd, muallimimiz, liderimiz,
Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya salât ve selam olsun.
İnsanlar için dünya hayatı bir gaye değil vasıtadır. Allah
yeryüzünü insan için bir imtihan yeri olarak yaratıp tanzim etmiştir. Rabbimiz
buyuruyor: “Biz, insanları; hangisinin amelin en güzelini yaptığını belirlemek
için imtihan edelim diye yeryüzündeki her şeyi bu imtihana mahsus bir ziynet
yaptık.” (Kehf: 7) Dünya hayatı, Allah’ın rızasını kazanmanın yeridir. Bu
hayatta, Allah’ın rızasını kazanmak isteyen herkes için İSLAM tek istikamettir.
Çünkü İSLAM Allah’ın rızasıdır. İSLAM olmadan Allah’ın rızasını kazanmak
imkânsızdır. İslam’dan başka yollar Allah katında itibarsız ve yok hükmündedir.
Rabbimiz buyuruyor: “Kim, İslam’dan başka bir din (Nizam) ararsa, bilsin ki
kendisinden (böyle bir şey) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette
kaybedenlerden olacaktır.” (Ali İmran: 85)
HÜSRAN: Ümit edilenin elde edilememesinden duyulan elem,
mahrumiyet acısı, zarar, ziyan, kayıp anlamında kullanılan bir kelimedir.
İnsanlar İslam’ın dışında materyalizm, liberalizm, kapitalizm, komünizm,
Siyonizm, ateizm, Yahudilik, Hıristiyanlık, Budizm, şirk, küfür, nifak gibi
batıl ve sapkın anlayışlarla aradıkları, umdukları saadete ulaşamadıklarını
gördüklerinde, derin bir pişmanlık duyacaklardır. Onlar kazanan değil
kaybedenlerden olacaktır. Onlar kıyamet gününde şu durumda olacaklardır:
“Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten hüsrana uğramıştır. Nihayet
onlara Kıyamet vakti ansızın gelip çatınca, onlar, günahlarını sırtlarına
yüklenerek diyecekler ki: “Dünyada iyi amelleri terk etmemizden dolayı vah
bize!” Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür!” (Enam: 31) “Ah keşke bizim
için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!” (Şuara: 102) Bu
isteğin onlara hiçbir yararı olmayacaktır.
Allah onların düştükleri bu durumu bize şöyle
bildirmektedir: “O günahkârların, Rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri,
“Rabbimiz! Gördük duyduk, şimdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi işler
yapalım, artık kesin olarak inandık” diyecekleri zamanı bir görsen!” (Secde:
12) Kur’an nizamına tabi olmadan ömür tüketen ve İslam’ı uygulanabilir bir
hayat nizamı olarak algılamayan ve zalimlerin gücü karşısında eğilen bir
toplum, Alla karşısında rezil ve perişan olacaktır. Dünyada Allah’ı unutarak
arkasından gittikleri saptırıcı liderler de onlara bir fayda sağlamayacaktır.
Onlar o gün kendilerini saptıran liderleri için şunları diyecektir. “Ey
Rabbimiz! Biz, liderlerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan
saptırdılar, Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanetle
rahmetinden kov derler.” (Ahzab: 67-68)
Batıl yolları İslam’a tercih edenler bilgisizce, ilimi
değeri olmayan kuru bir zanla bu yollara sapmaktadırlar: “Dediler ki: Hayat
ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helak
eder. Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna göre
hüküm veriyorlar.” (Casiye: 24)
İMAN KURTULUŞTUR
İnsanın dünya hayatı iman ve cihaddır. Hayatını iman ve
cihad olarak görenler, ilahi ahkâmın yürütülmesi için ümmet olup, kınayıcıların
kınamalarına aldırmadan savaşanlar gerçekten kurtuluşa erenler olacaktır. Rabbimiz buyuruyor: “Asra yemin olsun ki,
gerçekten insan zarardadır. Ancak, iman edip ameli salih işleyenler, hakkı
tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler kurtulacaklardır.” (Asr: 1-3)
İman edenler de ölüyorlar. Ancak iman edenler mallarını ve
canlarını, üslendikleri İslam emanetini hâkim kılmak için, Allah yolunda
kullanarak kazanıyorlar. Bunlar Allah yolunda cihad ederek Kur’an’ın tabi¬riyle
“ alış verişini Allah ile yapan” sadık tacirlerdir.
İman etmek; Allah’a ve Peygamberimize itaat etmekle ve Allah
ve Resulünün yolu olan İslam’ın bir nizam olduğunu benimsemekle olur. “Biz
Allah’a iman ediyoruz. Allah yeri ve göğü yaratmıştır, bizi de yaratmıştır.
Ancak Allah, gök işlerine karışır, yer işlerine biz karışırız. Allah bizim
vücudumuzu yönetir ama Allah’ı bizim sosyal ha¬yatımıza müdahale ettirmeyiz.
Bir Müslüman bu sıfatını koruyarak İslam’a dayanmayan bir düzenin yöneticisi
olabilir.” diyenler Allah’a ve Resulüne inanmış olmazlar.
Mekke müşrikleri Allah’ın varlığını kabullendikleri halde
niçin kâfir sayılmışlardır Allah’ın varlığına iman eden bu insanlar
yönetimlerine Allah’ın müdahalesini kabul etmiyorlardı. Çıkarları zedele¬ndiği
için Peygamberin (s.a.v) getirdiği Kur’an’a dayanan adil bir düzen içinde
yaşamak istemiyorlardı. Faizi, zinayı, kumarı, içki içmeyi, haksız olarak
insanların mallarını yemeyi, adam öldürmeyi yasakladığı için Kur’an nizamına
karşı koyuyorlardı. Günümüzün modern müşrikleri ve münafıkları da aynı
gerekçelerle Kur’an nizamına karşı çıkıyorlar.
Kurtuluş için gerekli olan şeylerden birisi de imandan sonra
salih amel işlemektir. Rabbimiz buyuruyor: “İnsanlar, imtihandan geçirilmeden,
sadece “İman ettik” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar ” (Ankebut:
2)
Salih amel; Allah’ın kitabında ve Peygamberin sünnetinde
ifadesini bulan ferdin ve toplumun ıslahı için yapılması emredilmiş ibadetler,
muamelat ve ilahi hükümlerdir. Bu ibadetleri, muamelatı, ilahi hükümleri tatbik
etmek kurtuluşun ikici şartıdır.
Kurtuluşun üçüncü şartı; hakkı tavsiye etmektir. Hak
İslam’dır. İslam’ın maruf ve münker, helal ve haram olmak üzere iki düzeni
vardır. Maruf ve münker düzeni bütün insanlık içindir. İnsanların dünya
saadetlerini sağlayan bu düzen, ayırım yapmaksızın bütün insanlığın saadetini
esas alır. Allah yeryüzünün yönetimini Müslüman kullarına miras bırakmıştır.
Müslüman olmayanların da saadetleri için Müslümanların idaresine sığınmaları
kaçınılmazdır. Helal ve haram düzeni sadece Müslümanlar içindir. Bu düzen
Müslümanların dünya saadetleri ile birlikte ahiret saadetlerini de sağlar. Bir
yerde İslam’ın hâkim olması için Müslümanların dört görevi birlikte yapmaları
hakkı tavsiye kapsamındadır. Bunlar: 1- İslam’ın tebliğ, telkin ve teklif
edilmesi, 2- İslam’ın tanıtılması, 3- İslam’ın öğrenilmesi ve öğretilmesi, 4-
İktidar gücünün İslam’ın hizmetinde olmasını sağlamak için siyasi şuurlandırma
yapılması görevleridir. Bu görevlerin tamamına cihad denmektedir. Bu görevleri
bütün olarak içinde barındırmayan faaliyetler İslam için yapılmış hizmetlerden
sayılamaz.
Kurtuluşun dördüncü şartı ise sabrı tavsiyedir. Çünkü batıla
karşı hakkı müdafaa etmek, azim, sebat ve sabır gerektiren zorlu bir iştir.
Burada sabırlı olmak zafere ulaşmanın anahtar şartlarındandır. SABRI küfre rıza
olarak anlayamayacağımız gibi, cihadı tehir ve terk etmek olarak ta
anlayamayız. Sabır zahiri şartlar ne olursa olsun cihadda sebat etmektir.
Allah’ın yolu İslam’ı tavsiye ederseniz, yani: “Allah’ın
gösterdiği saadet yolu İslam’a bağlanın, batıla uymayın” derseniz, birileri
karşınıza dikilecektir. Sizi yerinizden, yurdunuzdan edebilir ve sürgüne
gönde-rebilirler. Sizi hapse atabilir, şehit edebilir, işkence yapabilir, her
türlü dünyevi azabı tattırmaya yönelebilirler. Ama bütün bunlara sabredenler,
karşılığında cenneti göreceklerdir. İbrahim (a.s) alevi göklere varan ateşi
gördüğünde Allah’a sığınmış, Allah’a güvenmiş, Rabbimiz de O’nun ateşini
gülistana çevirivermiştir. Bu bir
sabırdır.
MİLLİ GÖRÜŞ İMAN VE CİHADDIR.
Batıyı İslam’dan üstün gören anlayış Milli Görüş olamaz.
Faizi dünya gerçeği, zina ve eşcinselliği doğal, domuzu helal, kumarı mübah,
içki içmeyi çağdaşlık, maruf olanı emretmeyi, münker olanı yasaklamayı
kariyerleri için sakıncalı sayan anlayış ta Milli Görüş olamaz. İslam birliği
yerine Avrupa Birliğini, Yeni Bir Saadet Dünyası kurma yerine, Irkçı
Emperyalizmin Yeni Dünya Düzeninin sadık bir müttefiki olmayı hedefleyen bir
anlayış ta Milli Görüş olamaz. Bu hali Allah kınamıştır: “Müminleri bırakıp da
kâfirleri dost ve yönetici edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi
arıyorlar Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” ( Nisa: 139) Bu
anlayıştan hayır umanlar aldanıyorlar.
Milli Görüş İman ve cihaddır. İman ve cihad batılı değil
hakkı üstün tutmayı gerektirir. İslam ile insan arasına konulmuş bütün şeytani
tuzakları fark edip, bunları temizlemek için var gücüyle çalışmak Milli Görüşün
şiarıdır. Milli Görüş İslam Birliğini, Yeni Bir Saadet Dünyasını kurmak
demektir. Milli Görüş Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye Demektir.
Milli Görüş köle düzeni yerine, Adil bir Nizam istemektir. Rabbimiz buyuruyor:
“Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi
Allah’ındır. O’na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah’a salih
amel ulaştırır. Kötülüklerle tuzak (Düzen) kuranlara gelince, onlar için çetin
bir azap vardır ve onların tuzağı (Düzeni) bozulur.” ( Fatır: 10)
Milli Görüşün bize ihtiyacı yoktur. Bizim Milli Görüşe
ihtiyacımız vardır. Rabbimiz buyuruyor: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden
(İslam’dan) dönerse (bilsin ki) Allah yerinize öyle bir kavim getirir ki Allah
onları sever, onlar da Allah’ı sever. Müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı güçlü ve
onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından
korkmazlar. Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu boldur, O
her şeyi bilendir.” (Maide: 54) Bunun için dalaletten hidayete, zulümden
saadete ulaşmak ancak MİLLİ GÖRÜŞ ile mümkündür. Bu bir imandır vesselam.