Günlerce aylarca uğraştığımız, herkesin birbirini ikna
etmeye çalıştığı, yayın organlarının gece gündüz yanlısı olduğu görüşü
benimsetmek için çabaladığı ve Var olma yok olma seçimidir dediğimiz bir
seçim daha geldi geçti. Sonuçlar açıklanmaya başlar başlamaz herkes birbirini
suçlamaya, herkes birbirine diş bilemeye başladı. Daha pazar gecesi olmadan
sosyal medya öfke dolu mesajlarla doldu taştı. Birbirinden ilginç yorumlar ardı
ardına eklendi. Herkes mensubu olduğu görüşü savundu ve hatayı karşı tarafa yükleme
derdine girişti. Milletimizin büyük bir bölümü sisteme olan güvenini biraz daha
yitirdi ve kardeşlik bağları bir kez daha zedelendi.
Belki herkesin çuvaldızı önce kendisine batırması
gerekiyordu. Suçu kendinde araması ve ortaya çıkan sonuçta ne kadar payı
olduğunun muhasebesini yapması gerekiyordu. Fakat öyle alışmıştık ki kendi
nefsimizi temize çıkarmaya; acımasızca karşı tarafa yüklenmeyi alışkanlık
haline getirmiştik artık.
Evet, bu tablonun pek de iç açıcı olmadığı bir gerçektir.
Bizi nasıl günler bekliyor bilmiyoruz. Ülke nereye sürükleniyor bilmiyoruz.
Önümüzdeki yıllar bizden daha neleri koparıp gidecek bilmiyoruz. Acil olarak
yapmamız gereken şey ise belki birçoğumuzun pazar günü yeniden kırılan
umutlarını toparlaması ve herkese rağmen, her şeye rağmen Nerede kalmıştık
diye sorması gerektiğidir.
Bizler inanan insanlarız. Bizler Müslümanız. Bizler Milli
Görüşçüyüz. Rabbimizin ve davamızın bize yüklediği sorumluluklar var. O yüzden
biz hatayı ilk önce kendimizde aramak zorundayız. Yaşadığımız şeyler ne kadar
ağır olursa olsun, o yükü taşımaktan asla vazgeçemeyeceğimizi bilmek
zorundayız. Çünkü biz La ilahe illallah derken verdik bu sözü Rabbimize.
Senin dinin için çalışmaktan asla vazgeçmeyeceğim dedik. Biz başparmağımızı
kaldırıp Milli Görüş yeminimizi ederken verdik bu sözü Hocamıza. Bu dava bize
emanet dedik.
O halde hemen, acilen toparlanmalı ve durduğumuz yerin
hakkını vermeliyiz. Başkalarına diktiğimiz bakışlarımızı kendimize çevirmeli ve
ilk önce kendi nefsimizi hesaba çekmeliyiz.
Sormalıyız kendimize Acaba ne kadar çalıştım diye.
Zaferden değil seferden sorumluyuz dedik hep ama acaba seferde üzerimize
düşeni hakkıyla yerine getirdik mi Yıllarca canımızı dişimize takarak çalıştık
mı Yoksa seçime birkaç hafta kala, etrafta gördüğümüz bayrakların, afişlerin
galeyana getirmesiyle mi aklımıza geldi birilerini uyarmak ...
Ümmeti kazanmak, bozulan kardeşlik bağlarını kazanmak,
ülkeyi kazanmak için mi konuştuk birileriyle, yoksa oy oranlarımızı arttırıp
seçimi kazanmak için mi
Akrabalarımızı, sevdiklerimizi karşımıza alırken
zihnimizde meclise girmek mi vardı yalnızca, yoksa Allah ın rızasına erişmek
mi ...
Elbette yeri gelecek yöneticilerimizin hatalarını
eleştireceğiz. Yeri gelecek kendi davamızın içinde yapılan yanlışları gündeme getireceğiz.
Fakat hedefte ilk önce hep kendimiz olacağız ve her zaman kendimizi düzeltmeye,
kendimizi geliştirmeye gayret edeceğiz.
Umutsuzluğu en büyük düşmanımız bileceğiz. Velev ki
yüzyıllar boyunca bu dava hâkim olamasın yarına hep umutla bakacağız. Boş
vermişliğin şeytandan olduğunu bileceğiz ve ona pirim vermeyeceğiz. Acelecilik
hastalığını çıkarıp atacağız kalbimizden. Bugün bizim yaptığımız çalışmaların
belki neticesini yüz yıl sonra vereceğini, bizim fidanlarını diktiğimiz bu
ağacın meyvesini belki bizim torunlarımızın yiyeceğini bileceğiz. Kötü
duygularımızdan kurtulacağız. İçimizden nefret değil, sevgi akacak ki tüm âlemi
kaplasın. Dilimizden beddualar değil dualar dökülecek ki tüm arşa niyazımız
ulaşsın.
Bizim görüşümüzden değil diye kimseye düşman olmayacağız.
Taif te taşlandıktan, kan içinde kaldıktan sonra bile Onlar bilmiyorlar diyen
bir Nebi nin ümmeti olduğumuzu her an aklımızda tutacağız.
Şikâyet etmeyecek, yürüyüşümüze devam edeceğiz. Ne
yaptıysam Allah rızası için yaptım diyebiliyorsak eğer biz de Hocamız gibi, o
zaman kimseyi şikâyet etmeye hakkımızın olmadığını, Allah rızası tek amaç
olunca bedenin de kalbin de ruhun da her yaşadığından razı olması gerektiğini
bileceğiz.
Kuru kuruya partizanlık ve sosyal medya mücahitliği
yapmayacağız. Yaşadığımız yıllar, bu dava içerisinde geçirdiğimiz zaman bize
Allah a hizmet ediyor oluşumuzu unutturup partiye, teşkilata hizmet ediyor
konumuna getirmişse, herkesten önce bizim tedavi edilesi bir hastalığa
yakalandığımızı bilerek çaresini aramaya başlayacağız...
Her şeyden de önemlisi Rabbimize sarılacağız. O na
güvenip dayanacak, O nu tek yardım mercii görecek ve her an O nunla irtibat
halinde olacağız. Biz her şeyi O nun için yaptıktan sonra, O nun dini yeryüzüne
hâkim olsun diye yaptıktan sonra aldığımız oy oranı da insanların bize ne gözle
baktığı da çok önemli değildir.