Katar’da 2022 yılında düzenlenecek FİFA Dünya Kupası Şampiyonası için yürütülen çalışmaların karanlık yüzü Batı basınında gündeme getirildi. İngiliz The Guardian gazetesi 25 Eylül tarihli haberinde Katar’daki yabancı işçilerin yaşadığı dramı gözler önüne serdi.

Gazetede yer alan geniş habere göre Dünya Kupası için devam eden inşaatlarda istihdam edilen işçiler köle muamelesine maruz kalmaktaydı. Bu insanlara reva görülen çalışma ve barınma şartları onların “işçi” değil, köle diye nitelenmelerini gerektiriyordu.

Yabancı işçiler arasında en büyük grubu oluşturan Nepal’liler haberde öne çıkmış, onlarla yapılan röportajlara yer verilmişti. Nepalli işçilerden her gün birkaç tanesinin cenazesi ülkesine geri gönderilmektedir. Ölümlerin çoğu kalp krizi ve iş kazaları biçiminde gerçekleşmektedir. Bu şekilde şampiyonanın başlama vuruşuna kadar dört bin civarında işçinin öleceği tahmin edilmektedir.

Bazı işçilere aylardır ücretleri ödenmemiştir. Aslında bunun işverenlerce bilinçli bir hareket olduğu, dayanılmaz şartlar dolayısıyla kaçıp gitmelerine karşı bir önlem olarak ücretlerinin alıkonulduğu düşünülmektedir. İşverenler pasaportlara el koymakta ve kimlik kartı vermeyi reddetmektedir; böylece işçiler illegal yabancı durumuna düşürülmektedir. Kimi işçiler çöl sıcağı altında çalışırken temiz içme suyundan dahi mahrum edildiklerinden şikayet etmiştir.

Nepal’den, Hindistan ve Sri Lanka’dan büyük umutlarla gelen yoksul insanlar burada yeni bir cehennemin içine düşmüşlerdir. Muhtemelen bir kısmı “işçi” statüsü elde edebilmek uğruna aracılara, insan kaçakçılarına ve tefecilere de borçlanmıştı. Memleketlerine para gönderip aile geçindirmek veya yeni bir yuva kurup onurlu bir yaşam sürmek için para biriktirmek hayali kısa sürede suya düşmüştü.

Şimdi eski zamanların köleleriyle aynı kaderi paylaşmaktadırlar: Efendinin izni olmaksızın bir yerden bir yere hareket edememek; karın tokluğuna çalıştırılmak; ağır ve pis işleri yapmak zorunda kalmak; efendinin gösteriş ve şaşaasına hizmet etmek ve daha genelde özgür insanların futbol eğlencesi ve turistik seyahat gibi temel olmayan ihtiyaçlarının karşılanması için emeğini, sağlığını, hayatını feda etmek durumunda kalmak…

Acaba yıllar sonra dünyanın dört bir yanından insanlar Katar’ın muhteşem stadyumlarında 90’ar dakikalık gösteriler için birkaç haftalığına toplandığında binaların temeline ve harcına karışan kan ve gözyaşını hatırlayan çıkacak mıdır

Günümüz insanının Eski Mısırlılar kadar kadirşinas olduğunu kim iddia edebilir ki Piramitler inşa edilirken can veren kölelerin anısına taşlar dikildiği söylenir.

Belki daha vahim olanı, 21. yüzyıla erişmiş olmakla eskinin bütün kötülük ve çirkinliklerinden kurtulmuş veya kurtulmakta olduğumuza dair icad edilmiş ve sürekli beslenmekte olan yanılsamadır.

Belki bu yüzden kendi ülkemizdeki işçi ölümlerinin, kot taşlama ve madencilik gibi alanlarda yaşanan dramın, asgari ücrete tâbi olmanın veya taşeronlaşmanın kölelikle ilgili anlamlar taşıyabileceğini göremiyoruz.

Günümüz dünyasında köleliği tecrübe edenlere dair haber yapıldığında bile bu, öylesine ciddiyetten uzak ve sorumsuz bir şekilde icra ediliyor ki, yine çok uzaklarda kalmış bir fenomen veya çok sınırlı bir vaka olarak zihinlere işleniyor. Okuyucunun ya da seyircinin magazin ihtiyacına cevap verir tarzda kurgulanıp aktarılıyor.

Halbuki Türkiye işçi ölümlerinde 2012 rakamlarına göre Avrupa birincisi ve El Salvador ve Cezayir’den sonra dünya üçüncüsüydü; yani en kötü şartların geçerli olduğu ülkeler arasındaydı. Türkiye’de sayıları milyonu bulan “kaçak işçiler” bahsinin ve “fuhuş sektörü”nün birer kanayan yara olduğunu da unutmayalım.

Bir İngiliz gazetesini Müslümandan daha duyarlı konuma getiren şey nedir acaba İktidar ve çevresindeki entellektüel ordusunun siyasi mücadeleye fazlasıyla kendini kaptırması mı Kamuoyu yoklamalarında mesela işçi ölümlerinin ciddi oy potansiyeli taşıyan yüksek bir popülariteye sahip olmaması mı Liberaller eliyle kotarılan zihinsel dönüşüm mü Liberal düşünme ve eyleme tarzının ufukları karartması mı

Ne de olsa bunlar neo-liberalizmin tanrılarına kalkınma, ilerleme, modernleşme ve daha fazla tüketim beklentisiyle kurban edilmekte olan varlıklardır; öyle değil mi