Özellikle Ortadoğu’daki faaliyetleri sürekli olarak Mossad ile eklemlendirilen Milli İstihbarat Teşkilatı, Mavi Marmara ile yaşananlardan sonra bilgi sahibi kaynaklar (knowledeablesources) tarafından, “Mossad emrine çalışmakta olan on İranlı ajanın MİT Müsteşarı Hakan Fidan tarafından İran istihbaratına bildirildiği” şeklindeki açıklamanın Washington Post’tan David Ignatius’a sızdırılması bir anda Türkiye ve İsrail arasında büyük tartışmanın yaşanmasına neden oldu.

İsrail, daha da ileri giderek Hakan Fidan’ı, “İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın Ankara’daki istasyon şefi” olduğunu CIA yetkililerine jurnal etmesi konunun daha da alevlenmesine neden oldu. Elli yıldan beri Türk istihbaratının en önemli destekçisi konumundaki Mossad ile ortaya çıkan bu  gerilimin nasıl sonuçlanacağı doğrusu merak konusudur.

Mossad’ın eski şefi Danny Yatom ve geçmişte Ortadoğu’da ve özellikle İran konusunda Türkiye’de önemli görevler üstlenmiş olan ve İran konusunda uzman sayılan istihbaratçı Reuel Marc Gerecht’in USA Today’e verdikleri demeçlerden de anlaşılacağı üzere, Mossad’ın böylesine hassas konuda temas içerisinde olduğu on kadar İranlı’nın adını MİT’e bildirmesi zaten söz konusu değildir. Geçmişte Mossad’da önemli misyonlar üstlenmiş olan Danny Yatom, geçmişte MİT tarafından İsrail ile paylaşılan istihbarat raporlarının aynı zamanda ABD ile de paylaşıldığını belirtmesi anlamlıdır.

Bu cümleden hareketle, Türk Dışişleri ve MİT’in, İran konusunda  ABD’nin bilgisi dışında istihbarat paylaşımında müdahaleci bir rol içerisinde olması söz konusu olmasa gerek. Böyle bir adımın, ABD’nin İran’la uzlaşmasını sağlamak amacıyla CIA ile birlikte planlı bir şekilde düzenlenmiş olabileceği ihtimal dâhilindedir.

Suriye’de sırf kimyasal silahların yok edilmesi için uygun zeminin oluşturulması amacıyla yüz binin üzerinde Müslüman’ın kanını akıtmak dâhil, her türlü yolu mubah ve meşru gören anlayışın, İran’ın nükleer programını bahane ederek sözde nükleer silah üretimini engellemek adına nasıl bir çözüm getirebileceği soru işaretlerini davet eden bir durumdur.

Başbakan Erdoğan’ın son Amerika ziyaretinde, Obama ile yaptığı görüşmede MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da yer alması, Obama ile Erdoğan yönetimleri tarafından ortaya konulmaya çalışılan ortak politikanın gereği olsa gerek.

İki yıldan beri burnumuzun dibinde cereyan eden olayların tırmanışları hızla devam ederken, Suriye sorununun belkemiği durumundaki İran, Rusya ve Çin konusunda Amerika tarafından son dönemlerde başlatılan politik yaklaşımlar, bir bakıma Türkiye’de de yeni politik adımların belirleyicisi olmuştur. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın İran konusundaki misyonunu da bu çerçevede değerlendirmek gerekir kanaatindeyiz.

Amerika’nın, Ortadoğu’nun sarsıntılı konjonktüründe meydana gelen sorunlarda önemli rol oynarken, şimdi de bölge ülkelerini kimyasal ve nükleer tehlikelerden kurtarmak için koruyucu bir görev yüklenmeye çalışması hiç de inandırıcı değildir.

Bazı ülkelerin hâlâ kurtuluşu ABD’de görmeleri ve kendi milli çıkarlarını bu ülkeye ihaleye kalkmaları bölgedeki huzursuzlukları daha da belirsiz bir konuma getirecektir.

Türkiye’de AKP Hükümeti, bölgede bozulan dengelerde yeniden saygın bir konuma gelebilmesi için güvenirliğini ortaya koyarak, İslam dünyasına karşı Batı’nın ileri karakolu olmayı bırakması ve İslam dünyası ile sıkı işbirliği içerisine girmesi gerekmektedir.